Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Ağustos 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bombalı eğitimle ihanet sorular!


Emekli bir korgeneral açıkladı ki, 1990'lı yıllarda Güneydoğu'da görev yaparken yargıçları, devlet memurlarını eğitmek amacıyla evlerinin yakınında birkaç bomba patlatmış...
"Ne var bunda?" diyor, halen MHP'de Merkez Yürütme Kurulu üyesi olan emekli paşa, "Bir iki kritik noktaya bomba attırdım. Boş yerlerdi. Meselem mesaj vermekti."
Bombalı eğitim!
Kimi eğitmek için? Devletin memurunu, yargıcını eğitmek için gece vakti bomba atmak...
Akıl alır gibi değil.
Gülünebilir de, ağlanabilir de.
Tabii hemen akla geliyor:
Hukuk bunun neresinde?
Tabii hemen akla geliyor:
Şemdinli'de patlayan bombalar...
Tabii hemen akla geliyor:
Susurluk!
Paşa'nın, yargıçları eğitim amaçlı patlattığı bombalar o kadar çok şey çağrıştırıyor ki. Ama tümünde ortak bir nokta var:
Devlet ve hukuk!
Ya da hukuksuzluk...
Hukuku bu ülkede devletin ayrılmaz bir parçası haline getirmek hâlâ en önemli bir sorun olarak gündemdeki yerini koruyor. Paşamızın zihniyeti bunun çarpıcı bir göstergesi.
Çünkü devlet, bir nokta geliyor, kendini hukukla bağlı saymıyor.
Hukuk kurallarını boşluyor.
Ve bu boşlukta Susurluk doğabiliyor. Şemdinli doğabiliyor. Yargısız infazlar, faili meçhul cinayetler doğuyor. İşkencehaneler doğuyor. Devlet gücünü kendine dayanak yapan suç örgütleri doğuyor.
Güneydoğu'da çok önemli bir askeri birliğin komutanlığını yapan bir korgeneral, kendini bu rahatlıkla hukukun dışında görebilmişse, yargıca bombalı eğitim ile ilgili olarak daha hâlâ "Ne var bunda?" diyebiliyorsa, hatta bu yaptığını bir övünme meselesi yapabiliyorsa, gerisini şöyle bir düşünün.
Biliyorum, ne zaman devlet ve hukuk konusu gündeme gelse, kimileri, "Devletin ağzı süt kokmaz!" der. Terör ve şiddetle mücadelede hukuk dışılığı savunanlar her zaman vardır.
Susurluk skandalının üzerine bir sır perdesi çekilirken, faili meçhul cinayetler savunulurken, Şemdinli gerekçelenirken, hep o aynı mantık sırıtmıştır devletin zirvelerinde:
Devletin ağzı süt kokmaz!
Demokrasi ve hukuka bundan daha aykırı bir mantık olamaz. Eğer Türkiye'de hukuku ayaklarının üstüne oturtacaksak, demokratik hukuk devletini tüm kural ve kurumlarıyla işler hale getireceksek, başka çaremiz yok, devleti hukuk kurallarıyla bağlamamız şart. Devletin içine hem hukuku, hem demokrasiyi getirmemiz şart.
Yoksa yazık olur!
Yargıcını bombayla eğitmeyi düşünen zihniyeti devlet içinde silmeden, modern devletten, demokratik devletten, çağdaş yaşamdan, uygarlıktan söz edebilir miyiz?
Ayıp ayıp!

İHANET SORULARI!
İhanet, vatan hainliği... Demokrasilerde bu sözcükler çok ender kulağa çalınır. Vatana ihanet nedir, vatan hainliği nedir, yasalarda sınırları çok belirgin suçlar içinde yer alır.
Ama bizde öyle değildir.
Çok ucuzdur vatan hainliği...
Siyasal tartışmalarda en çok havada uçuşan suçlamadır bir şeylere ihanet. Karşısındakini sindirmeye kalkışmanın en kolay, en ucuz yöntemi vatan haini deyip çıkmaktır işin içinden...
Ama bir soruyu vatana ihanetle eşanlamlı sayan bir zihniyete bugüne kadar rastladığımı anımsamıyorum.
Bu da Başbakan Erdoğan'a nasip oldu.
Hürriyet'in deneyimli muhabiri Turan Yılmaz, PKK'nın dağdan indirilmesiyle ilgili olarak devlet katında herhangi bir plan olup olmadığını soruyor. Çünkü bu konuda çıkan bazı haberler var. Gazeteci de görevini yapıyor, soruyor Başbakan'a...
Ne var ki bunda?
Başbakan Erdoğan parlıyor, "İhanet soruları bunlar!" diyerek... Böylece belki bir ilke imza atıyor. Ya da ülkemizde vatana ihanetin sınırları biraz daha genişlemiş oluyor.
Demokrasi kültürünü öğrenmek, içine sindirmek hiç de kolay değil.
Bu işin bir tarafı.
Öbür yanı da, Başbakan Erdoğan'ın medyaya karşı tutumunu, ama özellikle üslubunu bir kez daha düşünmesinde yarar var.
——
Yıllık iznimin bir bölümünü kullanmak üzere bir haftalığına köşeyi kapatıyorum. Herkese iyi tatiller dileğiyle, H.C.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Yoksulluk, sosyalizm, liberalizm
PİYASA ekonomisinin yoksulluğu artırdığı iddi...
Çetin ALTAN
Yavru kefal sürüleri ve oklu kirpi
Cumartesi-pazar günleri hariç, yaz aylarının ...
Hasan CEMAL
Bombalı eğitimle ihanet sorular!
Emekli bir korgeneral açıkladı ki, 1990'lı yı...
Güneri CIVAOĞLU
Tek gerçek
Yılmaz Abi de (Çetiner) görünmez oldu. Metin ...
Abbas GÜÇLÜ
1. kayıt dönemi dün sona erdi
Anadolu liselerinde birinci kayıt dönemi dün ...
Semih İDİZ
ABD'yi batağa saplayan kibir
ABD'yi Irak batağına sürükleyenler ya gaflet ...
Metin MÜNİR
Ilısu temeli atılıyor ama finansman yok
Başbakan Tayyip Erdoğan yarın (cumartesi) hük...
Hasan PULUR
Azrail sen biraz tatile çıksana...
YETER be Azrail, yeter!
Derya SAZAK
Gazetecinin ölümü
Ahmet Altan'dan bir alıntıyı Hasan Cemal'in s...
Meral TAMER
Sağlık Bakanı, tartışmayı TTB üzerinden yapmakta ısrarlı
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ telefon e...
Tamer HEPER
Gel çık işin içinden
Bir değil birkaç okuyucumdan aldığım elektron...
Yaman TÖRÜNER
Neyi düzenliyor?
Geçen günlerde bir yazı yazmış, akaryakıt ve ...
Güngör URAS
Yılmaz Ağabey'in de sandalyesi boş kaldı
Yılmaz Çetiner, usta bir gazeteciydi. Muhabir...

© 2006 Milliyet