|
 |
|
|
Gazetecinin ölümü
Ahmet Altan'dan bir alıntıyı Hasan Cemal'in son kitabında okumuştum: "Yazı yazmak, ölümün elinden bir şeyler kapmaktır. Yazar ölür, yazı kalır.
Gazete yazarlığında bu küçücük teselliyi bile bulamazsınız.
Yazılarınız, yazarından önce ölür çünkü, bir kum tanesi gibi düşer ve yok olur. Ertesi gün bir kum tanesi daha düşecektir. Yazdığının ölümünü görür gazete yazarı."
Acımasız bir meslektir gazetecilik.
Bebek Camii'nden dün son yolculuğuna uğurladığımız Yılmaz Çetiner'in meslek kariyerini özetleyen "Nefes Nefese Bir Ömür"deki gibi, haberin, röportajın, yazının peşinde koşa koşa tüketilen bir ömür.
Reha Mağden, Halit Çapın, Duygu Asena.
Hepsi mesleğinde iz bırakmış, "medya çağı"nda değişen gazeteci kimliğini yitirmemiş dostlarımız. Bir haftada ne çok kayıp verdik. Onların ardından yazılanlar, zamansız ölümlere isyanın ötesinde mesleğe de bir ağıt sanki.
Yazılar değil, değerler düşüp yok oluyor kum taneleri gibi.
Cami avlusunda Duygu'ya açılan pankartlar eşitliğe, özgürlüğe, insanca yaşama bir selam. Şarkı söylüyor kadınlar. Pınar Selek tabutu omuzlamış. Duygu da az omuz vermemişti cezaevindeki Pınar'a.
1998 yazında silahların gölgesinde çıkılan Güneydoğu yolculuğunda Zap Köprüsü'nde durma isteğini anımsıyorum. 68 kuşağının simgesi asma köprüden geçerken çocuklar gibi şendik. Urfa'da, Mardin'de, Diyarbakır'da barış isteyen kadınların arasındaydı Duygu. Harran'da Fikret Otyam'ın resimlerindeki kadınlar ve bebelerle kuşatılmıştık.
8 yıl sonra Teşvikiye Camii'nden sarı güllerle uğurlanırken, zılgıt çeken kadınların sesi Güneydoğu insanından Duygu'ya hoş bir vedaydı.
"Ölümün elinden bir şeyler kapmak gibidir yazarlık" diyor Ahmet Altan.
Reha, Duygu, Halit Çapın, Yılmaz Çetiner mesleği dolu dolu yaşadılar.
12 Eylül'ün karanlık günlerinde Ankara'da tanımıştım Reha Mağden'i. Halit Çapın, Abdi İpekçi'nin Milliyet'inde bir efsaneydi. Bizim kuşağın muhabirlik yıllarında gazete koleksiyonları yeni başlayanlar için açık öğretim gibiydi.
Eski sayfaları çevirdikçe inanılmaz manşetler görürdük.
Habercilikte sınır tanımayan ustaların hızına, bugünkü internet çağında bile erişmek güç.
Özer Yelçe gülerek anlatıyordu; dış politika yazarlığında 55 yılı geride bırakan Sami Kohen Arnavutluk devriminden sonra sınırlarını kapayan bu ülkeye bir futbol karşılaşması nedeniyle masör olarak girmiş!
Yılmaz Çetiner de bir röportaj ustasıydı. Ankara'da temsilcilik yaptığı için siyaseti yakından izlerdi. Yakın tarihin anılarını bıraktı. Onları özleyeceğiz.
dsazak@milliyet.com.tr
|
|
|

|