|
 |
|
|
Yirmi dört saat bazen çok uzundur
Satır Arası / Deniz Sipahi
Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum? Gazetelerin arka sayfalarında yer alan bir haberdi.
Bazıları birbirine sıkı sıkıya sarılmış çiftin fotoğrafını kullanmış, bazıları da Andrew Hall'un Carolyn Rendle'i kucağına aldığı fotoğrafı...
Haberin detaylarını okumasanız; mutluluklarının zirvesinde, herhangi bir problemleri olmayan bir çift zannedersiniz.
Andrew, belli ki birkaç dakika önce imza atmış olan eşine bakmaya doyamıyor.
O'nu öpüyor, kucaklıyor...
Oscar'a aday olabilecek bir filmin senaryosu değil aslında size anlattığım.
Hayatın gerçeği...
Ve de dramatik...
15 yıl önce genetik bir rahatsızlık yüzünden görüşü yüzde 90 oranında kapanan Hall, düğün günü müstakbel eşi Carolyn'i görebilmenin çarelerini aramaya başlıyor.
Tüm yan etkilerine rağmen bütün riski göze alarak bir hafta boyunca özel bir ilaç kullanıyor. Gözdeki fazla yaşı aynen bir kurutma kağıdının suyu toplaması gibi korneanın ödemini kurutan bir ilaç sayesinde düğün günü karısının yüzünü görebiliyor.
Doktorlar Andrew'i uyarmışlar.
"Bu çok tehlikeli ve bazı riskleri olan bir yöntem. Ve sadece birkaç saatliğine, en fazla bir günlüğüne görebilirsin. Sonrasını biz bile bilemeyiz..." demişler.
Andrew dinlememiş.
O günü yaşamak istemiş.
Evlendiği gün ailesinin, eşinin, yakınlarının mutluluğunu görmek istemiş.
Evet, sadece bir günlüğüne...
Yirmi dört saat için...
Hayatta büyük büyük planlar yapıp, uygulayamayan, yaşadıkları günün kıymetini bilmeyen, olaylara hep negatif yönüyle bakanlar için unutulmayacak bir örnek yaşam...
Ve elbette aşkın gücü...
İnsanı teşvik eden, cesaretlendiren, umutlandıran güç...
Dilerim Andrew ve Carolyn hayatları boyunca hep mutlu olurlar.
Andrew'in gözlerinin görmesi tıptaki gelişmelere bağlı olsa da onları bir arada tutan sevgi bağları eminim Hall çiftini hep bir arada tutacaktır.
Yirmi dört saat bazen uzundur.
Hem de çok uzun...
"Bilim adamı" ve "Film adamı" birbirinden nasıl ayrılır?
Özellikle konunun uzmanı olmayanlar tarafından karıştırılabilen "bilim adamı" ve "film adamı" nın neler yapıp, neler yapmadığına bakmak gerek.
Bilim adamı önce düşünür, ardından araştırır ve bilgiye ulaşır, sonunda senteze varır, bilimsel gerçeklere ve kanıtlara dayanarak az ve öz konuşur; film adamı önce masaya, kürsüye veya unvanına dayanarak boş ve uzun, bazen de tumturaklı konuşur, ardından gerekirse (!) diğer aşamaları gerçekleştirmeye çalışır.
Bilim adamı yaptıklarının insanlığa katkısını düşünür, ilk amacı hiçbir zaman para kazanmak değildir, para uğruna doğru yoldan ayrılmaz; film adamı için ön planda olan kendi çıkarlarıdır, para için yan yollara sapabilir.
Bilim adamı için ürettiği işlerin niceliği değil niteliği, orijinalliği, bilime ve topluma katkısı önemlidir; film adamı ise niceliğe ulaşmak için nitelik kaygısı taşımaz.
* * *
Bilim adamı öğrencilerini en yeteneklilerden seçmeye çalışır, bildiklerini seve seve öğretir, sorumluluk verir onlara. Bazı yönlerden boynuz kulağı geçerse, bundan büyük mutluluk duyar; film adamınınsa ödü patlar yetenekli öğrencilerden, onların sorumluluk almalarını istemez, onlara verebileceği fazla bir şey de yoktur zaten.
Bilim adamları için öğrencileri birer fidandır, onları bir taraftan koruyup, kollarken, diğer taraftan kök salıp tek başına ayakta durabilmeleri için çaba sarf eder; film adamları ise öğrencileri hep onlara gereksinim duysun ister, öğrencilerine şoförlük, çanta taşıyıcılığı gibi önemli (!) görevleri verenler film adamlarıdır.
* * *
Bilim adamları geçirdikleri yılların sayısıyla değil yaptıkları işlerin sayısıyla öne çıkarlar, "Sen benim kaç yıllık "Ö." olduğumu biliyor musun?" sözü film adamlarına aittir.
Film adamlarının aksine bilim adamları çok yönlüdür, sadece kendi alanları ile değil, diğer bilim alanları ve sanatla da ilgilenirler.
Film adamları bilimsel boşluklarını boş sözlerle ve uzun uğraşlarla kapatmaya çalışır, iskambil kağıtlarından inşa ettikleri binalar, laf yerine iş yapmayı seven bir bilim adamının küçük bir dokunuşuyla yıkılıverir.
Ne mutlu ki, film adamlarının sayısı çok da fazla değildir, ancak yerlerinde saydıklarından, çıkardıkları gürültü, koşan bilim adamlarına oranla hayli fazladır.
Türkiye'deki bilim adamı hangi siyasi görüşte olursa olsun Atatürk'e büyük sevgi ve saygı duyar; film adamının Atatürkçülüğü ise "rol icabı" olabilir.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok'un kaleminden, okulgen@superonline.com)
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|