Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 08 Ağustos 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
DUYGU ASENA'NIN SON İKİ YILI
Dostları anlattı

Geçen hafta hayatını kaybeden Duygu Asena, hastalığını öğrendiği günden itibaren iki yıl boyunca yaşadığı zorlu koşullara rağmen eskiden olduğu kadar güçlü ve güleçti. Yanında olan dostları o günleri ve anılarını anlattı.

FİLİZ AYGÜNDÜZ

Duygu Asena'nın, birlikte yaptığımız o unutulmaz dergi toplantılarında verdiği tavsiyeler sayesinde aşk acısının ilk dört gün hep kolay geçmiştir: "Bir erkek seni aramadığında paniğe kapılma. İlk gün arkadaşlarıyla içmeye gitmiştir. Yorulup ikinci gün dinlenmek istemiştir. Üçüncü gün evini boyayacağı tutar. Dördüncü gün maç vardır. Beşinci gün hâlâ aramadıysa endişelenebilirsin..."
Dört güne kadar özgürdür bütün erkekler, Duygu hanım sayesinde.
Birlikte çalıştığı "kız mektebi arkadaşları"nın D. A.'sına göre, sonrasında da dert edecek bir şey yoktur aslında. Aramazsa aramasın. Erkekler, iş problemleri, kavgalar, küslükler; hiçbir şeyi kafana takma sakın: "Dişçi koltuğundayım diye düşün. Geçecek. Sonra dışarı çıkacaksın. Rüzgar yüzüne çarpacak, oh diyeceksin, bitti. Bitecek bir şey için uzun uzun üzülmeye değmez!"
Ama bak, çok çalış bu arada. Üşengeçlik etme. "Yoruldum" demek yok. Sadeliğe dikkat! Yazdığın bir roman da olsa, 500 vuruşluk bir bülten haberi de, herkesin anlayacağı şekilde yaz. İş takibini ihmal etme, rahatsız ederim diye insanları defalarca aramaya çekinme. Sonunu getirmeden ucunu bırakma. Özgürsün, gücünü bil, bu da en önemli notum olsun düştüğüm. Üstüne üstüne git hayatın. Sen onu güzelleştirirsen o da bunu görmezden gelmez, emin ol...
Bu inançlı, keyifli, yaşamaktan mutluluk duyan, tuttuğunu zarif hareketlerle koparan tavrını iş hayatında bizlerle, özel hayatında dostlarıyla, yazılarında ve kitaplarında okurlarıyla paylaştı Duygu Asena. Ölümüne kadar da bir şey değişmedi aslında. Yazılarını okuyamadığınız, ondan haber alamadığınız iki yıl boyunca yaşadığı son derece zorlu koşullara rağmen bildiğiniz Duygu Asena'ydı. Güçlü, kararlı, telaşsız, dimdik, güzel, güleç... Dostları onu anlattı. Duygu Asena anısına. Gülümseyerek...

"İşe gitmek istiyorum!"

Karina Şegoyan (İki yıl boyunca bakımını üstlenen hemşiresi)
Ameliyattan sonraydı. Bir gün kapı çaldı. Kameradan bakıp erkek arkadaşlarının geldiğini söyledim. Bir baktım Duygu yok, bir şey oldu sandım. Meğer banyoya gitmiş. Bir siyah kalem alıp gözlerinin etrafını boyadı. Şaka yollu "Erkekler geliyor, güzel olmam lazım" dedi, sonra da kalemi bana uzattı: "Al sen de yap gözlerine..."
Evde oturmayı sevmiyordu. "Dışarı çıkıyoruz" dendiğinde çok mutlu oluyordu. Gittiğimiz yerde okurları tanıyıp yanına geldiğinde yaşadığı mutluluk ise anlatılmaz.
Bir sabah onu çok mutsuz gördüm, "Neden böylesin, bir şey mi oldu?" dedim. "Benim halime baksana Karina" dedi. Öyle üzüldüm ki, gözlerim doldu. Hemen elleriyle yaşlarımı silip "Canım ağlama, ağlaman için demedim ki" diyerek teselli etti. Hastalığı süresince, durumu ağırlaşana dek giyimine ve makyajına özen gösterdi. Sabahları kıyafetlerini önüne koyardım, giymek istediğini seçer, seçtiği giysiye uygun saç bandına da yine kendisi karar verirdi.
Bir gün sıkıntılı baktı yüzüme. "Ben işe gitmek istiyorum, adamlar bana boşu boşuna para veriyorlar" dedi. Sorumluluk duygusunu hayranlıkla izledim.

"Sevişmemeye gayret edeceğim!"

Nazım Alpman (10 yıllık arkadaşı)
Ameliyatından bir gece önce... "Duygu bak yarın ameliyatın var, lütfen ama lütfen bu gece sevişme" dedim. Konuşmakta bile zorlanıyordu; baktı, gülümsedi ve "Gayret edeceğim" dedi. O durumda bile espriyi ziyan etmedi.

"Yoğun bakımda makyaj yaptık"

Elçin Eğercioğlu (Okuru, arkadaşı)
Altı yıl önce kitaplarından etkilenip kendisine bir e-mail attım. Sonra tanışıp dost olduk. Özel hayatı, evi, yalnızlığı çok önemliydi Duygu için. Hastalandıktan sonraki dönemde, evime çok az gidiyordum onunla daha fazla zaman geçirmek için. Bir gün "Duygu beni evden atacaklar, bana sürekli sitem ediyorlar, atarlarsa beni eve alır mısın?" dedim. Hiç düşünmeden "Hayır!" dedi. Yalnızlığından ödün vermedi.
Biyopsiyle ilk ameliyatı arasında bir akciğer embolisi geçirdi. Yoğun bakıma aldılar Duygu'yu. Sabah yanına gittim. "Göz kalemin var mı?" diye sordu. Makyaj malzemelerini getirdim. Birlikte yoğun bakımda makyaj yaptık.

"Üzülme, benim de sevgilim yok!"

Züleyha Güvener (Kadınca ve Kim ekibinden arkadaşı)
İkinci ameliyattan sonra bir gün ziyaretine gittim. "Sevgilin var mı?" diye sordu. "Yok Duygu hanım" dedim yüzümü asarak. Baktı, "Üzülme benim de yok zaten" dedi.
Duygu hanımla aşkı konuşmanın keyfini herkes bilir. Cinsellik, ilişkiler bir yana aslında o hep aşk peşinde oldu. Aşk ve sevgi denildiğinde onun için akan sular dururdu. Birlikte çalıştığımız dönemlerde, sevgilimizle randevumuz için Duygu hanımdan izin koparmak, yıllık izin almaktan daha kolaydı.


"Konuşmak istediklerini gülüşüyle anlatıyordu!"

Metin Uca (15 yıllık arkadaşı)
Hastalığı sırasında yüzünden gülümsemesi hiç eksik olmadı. Bildik yüzleri görmenin rahatlığıyla gülümsüyordu yüzü. Son dönemlerinde pek konuşamıyordu. Ama konuşmak istediklerini de en güzel gülüşüyle anlatıyordu. Her zaman umut doluydu. "Bu sefer seni daha iyi gördüm" dediğimde - ilk ameliyattan sonra özellikle- içsel temposunu yükselterek hayata daha iyi tutunduğunu fark ediyordum.


"Duygu'yla uykuyu kırdık"

Ayşegül Sönmez (Kim ve Negatif ekibinden arkadaşı)
Bir gün oturuyoruz; "Sevgilin nerede?" diye sordu. "Evde" dedim. "Aaa" dedi şaşırarak "Hâlâ mı onunlasın?"
Öğle uykularını şart koşmuştu doktor. Ben de akşamdan kalmayım, yanına kıvrılıp yattım. Gözlerini kapamıyordu. "Neden uyumuyorsun, ben mi rahatsız ettim?" dedim, "Hayır, ben hiç uyumak istemiyorum" dedi. Uyur gibi yapmamızı teklif ettim. Uykuyu kırdık Duygu'yla, Karina'yı kandırdık. Bu çok hoşuna gitti.

"Ben Türkiye'de varım!"

Hale Ataman (11 yıllık asistanı)
Teşhis konduktan sonra, raporlarını Gazi Yaşargil'e göstermeye gittik Nişantaşı'na. Çıkışta bir kafede oturduk. İnci hanım "Tedavi için Amerika'ya gidelim" dedi. Duygu hanım itiraz etti. Orada söylediği tek bir cümle hiç çıkmaz aklımdan: "Ben burada varım! Arkadaşlarım, sevdiklerim, dostlarım hepsi burada..."


"Sarı güller size çok yakışacak "

Lalehan Uysal (Gelişim Yayınları'ndan arkadaşı)
Doktorların artık umut kesildi dediği süreçte beni aradılar. Uğurlamanın karanlık bir yüzle olmamasını konuşurken, İnci hanım sarı gül arzusunu söyledi. Teşvikiye'de Dore Çiçekçilik ile görüştüm. Pazar sabaha karşı Duygu hanımı kaybettik. Pazartesi sabahı Antalya'dan 2 binin üstünde tomurcuk sarı gül ilk uçağa verildi. Açmaları için bütün gün ılık suda bekletildi. Cenazenin kaldırılacağı salı sabahı 4'te çiçekçide buluştuk. Halı dokur gibi silikon tabancasıyla, krem rengi özel bir kumaşa sık aralıklarla yapıştırdık gülleri. Her gülde bir kelime, kimilerinde cümleler söyledim: "Bunu vaktinde bitireceğim, üstünüzde çok güzel duracak Duygu hanım."


"Bu da sana kıyağım olsun"

Şadan Maraş Öymen (23 yıllık arkadaşı)
Ameliyattan iki-üç gün sonra hastane koridorunda karşılaştık; yürüyordu. Ne kadar sevindiğimi görünce gülümsedi, "Bu da sana kıyağım olsun" dedi. Çevresine moral verdi hep.
Geçen yaz İnci'yle birlikte Bodrum'a geldiler, 1,5 ay Bitez'de kaldılar. Denize girdik birlikte. Attığı her kulaçtan büyük zevk alarak, eğlenerek mutlu bir son yaz geçirdi.
Ölümünden üç-dört hafta kadar önce "Duygu hanım size ne veriyorlarsa artık, olağanüstü güzel görünüyorsunuz" dedim. Bana son gülümsemesi de bu söz üzerine oldu. Onu çok özleyeceğim.


"Neyin nesi bu, hiç anlamadım"

Dr. Nil Molinas (Komşusu, tedavisini yürüten onkolog)
Biz Duygu ile aynı apartmanda altlı üstlü otururduk. Teşhis konduktan sonra bir akşam bana geldi. "Hiçbir şey anlamadım Nilciğim, ne başım ne dişim ağrır benim; biraz esnememde artış, biraz uyku hali, biraz isteksizlik, hayattan eskisi kadar keyif alamama gibi şikayetlerim oldu ama bu da neyin nesiymiş, beynimde bir kitle varmış" dedi. "Biz bunu da halleder miyiz acaba?" diye sordu. Eminim durumun ciddiyetini kendisi de idrak etti ama etrafını mutsuz edecek bir şekilde yansıtmadı.
Yapılan tedavileri çok iyi kaldırdı. Kemoterapiler sırasında ve hastaneye yatışında hiçbir gün o gülüşü eksik olmadı yüzünden. Tedavinin, ilaçların tek başına yeterli olması söz konusu değil. İyi bakımın, moralin, pozitif düşüncenin önemli olduğunu düşünüyorum. Duygu iyi bir savaş verdi. Bu savaşın baş kahramanlarından birinin de İnci olduğunu söylemek gerekiyor. Her konuda çok bilinçliydi. Şefkatli bir anne ve kardeş gibi davrandı.



PAZAR
"Kendimi faks makinesi olarak görüyorum"
"Avrupa'daki ırkçılık AB'ye girmemizin önünde engel"
Kısa mesajın dili uzadı
Dostları anlattı
Bizi en çok hangi filmler güldürdü?
Dünyanın en pahalı evleri
Hazıra dağ dayanır mı?
Hızla çoğal, erken öl!
Burçlara yaz önerileri
Sunset'te Japon şefin mönüsü
Saygılı insanların ülkesi: Japonya
Bu çocukları ne yapalım? Denize mi atalım?
Assos'ta tarih ve felsefe iç içe
Bağbozumu neşesi...





Ahmet Turhan Altıner
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet