|
 |
|
|
Zico'nun getirdikleri
Aurelio-Appiah-Tümer- Alex. Bu dörtlü Türkiye'nin UEFA Şampiyonu Galatasaray'dan sonra gördüğü en iyi orta saha organizasyonu. Sadece potansiyelleriyle değil. Bu sene hazırlık maçlarından bu yana ortaya koydukları farklı ve modern bir yaklaşımla da.
Alex ve Tümer de dahil olmak üzere top rakibe geçtiği anda topla kendi kaleleri arasına dönme disiplinini gösteriyorlar. Zaten hücum potansiyeli ortada olan bu hat, takım savunmasına da destek veriyor yani. Bu Joachim Löw'den süreklilikle görünmeyen bir yapı.
Peki bu ekstra özelliğe rağmen neden Fenerbahçe'nin Avrupa performansı konusunda endişeler var? Çünkü Fenerbahçe orta sahası her ne kadar disiplin ve iyi niyetle savunma yapıyorsa da altından kalkması zor bir risk düzeyinde oynuyor. Türkiye'nin en çok bindirme yapan savunma beki Ümit Özat (bu hafta sağ dışla 2 asist yapmak gibi bir mucizeye imza attı) geri dönüşlerde geç kalabiliyor. Bu tip durumlarda onun arkasını kapayacak ikili Can ve Önder ise pişme safhasında bir ekip. Bu durum Erciyes karşısında sürekli bindiren ama Valencia maçında yerinden kıpırdamayan bir kaptan yarattı.
Sağ kanat riskli
Bir başka riskli bölge de sağ kanatta. Rakip hızlı çıkarken en hızlı geri dönen oyuncu Serkan, ters ve yüksek toplarda ligin etkisizlerinden. Serkan'ın yüksek toplardaki zaafı geçen yıl Schalke maçında büyük sorun yaratmıştı.
Ters toplarda ise otomatikman süpürücü pozisyonuna girmesi gerekiyor, ama Serkan'ın stoper özellikleri düşük, o refleksi çok gelişmemiş. İşte bu yüzden Fenerbahçe rakip tempolu ve olgun bir oyun oynadığında açıklar verebilir.
Sarı-lacivertlilerin Önder'i sağ kanatta, göbeği de Lugano ve Can'la (ya da Luciano'yla) oluşturduğu dönem geldiğinde bu sıkıntılar da oldukça azalacak. Buna kuşku yok. İşte bu olduğunda sarı-lacivertlilerin elindeki müthiş orta sahanın randımanı daha açık bir şekilde gözükecek. Tabii bu orta sahayı daha işler kılmak forvet oyuncularının da temel görevi.
Semih iyi bir pivot santfror. İki temel işi, markajcısını oyalamayı ve orta sahaya duvar olma işini çok iyi yapıyor. 5 hafta gol atamasa da bu performansı sayesinde Fenerbahçe her hafta 5 gol atabilir. Ama onun alternatifi yok.
Oliviera o isim mi? Burası şüpheli. Oliviera'yı aslında şöyle tanımlayabiliriz: Tuncay'ın daha tekniği. Yani bana kalırsa, o ancak Tuncay'ı yedeğe itebilir. Semih'in ise altenatifi şu an için yok gibi. Fenerbahçe eğer transfer yapacaksa Semih'e, o özellikleri daha sağlam bir alternatif bulmalı.
Gerets'i anlayın
Kendinizi Belçikalı'nın yerine koyun. Türkiye'nin en iyi forvet hatlarından birine sahipsiniz. Hücum oynatmayı da seviyorsunuz. Türkiye'de büyük takım olmanın avantajı da malum.
Golcü forvet özellikli Hasan, İliç gibi de oyuncularınız var. Savunma göbeğiniz de kalecinizle birlikte ligin çok üzerinde ve etkili. Yani takım hücuma çok yatkın. Bu takımın hayalinizdeki etkinliğe kavuşması için ihtiyaç 1 çapa bir de sol kanat hücumcusu. Hemen "Ama para yok yönetin napsın" demeyin. Para yoksa Hasan nasıl 2 milyon dolar alıyor. Okan nasıl transfer ediliyor. Fenerbahçe'den 600 bin dolar alan Tomas nasıl oluyor da 1 milyon 400 bin euroya istihdam ediliyor. Ya Song'a verilen 1 milyon 300 bin euro. Gerets bu oyunculara Avrupa'da (Ruslar hariç) kimsenin bu paraları vermeyeceğini de biliyor.
Şimdi kendinizi onu yerine koyun. İstediği, bu oyunu zenginleştirecek bir sol kanat oyuncusu ve bu oyunu sağlam kılacak bir çapa. Yönetim bu yüksek maaşları herkese dağıtıyor ama 2 oyuncu alıp getirmiyor. Gerets bir de dönüp rakiplere bakıyor. Kleberson, Şimek ve Appiah'ı görüyor. Haksız mı?
Aurelio'nun Türklüğü
"Ne mutlu Türküm diyene!" 10. yıl nutku böyle biter. Okullarda ezbere o kadar çok tekrarladık ki. Sanırım bu yüzden içini boşalttık kafamızda, anlamına bakmaz olduk. 'Olana' değil, 'diyene' diyor Atatürk. Biz de ulus olarak benimsemiş, düstur edinmişiz bu sözü.
Atatürk, ailesinde şehit olana, rengi şöyle, kafatası böyle, dini şu, ismi bu, mezhebi o olana demiyor. Dediği açık "Ne mutlu Türküm diyene". Sosyal kontratımızda bu var. En milliyetçi partinin lideri bile bunu söylemiş yıllarca. Türk milliyetçiliğinin düsturunda da bu var. "Kendisini Türk hisseden herkes Türk'tür"
Düstur bu. Yasalar da bunu düzenliyor. Bana kalsa aday bir dil sınavından geçmeli, bir tarih testini başarmalı, ülke coğrafyasını bilmeli. Ama yasa bunu düzenlemiyorsa suçu Ayman'ın Aurelio'nun mu? Adam gibi düzenleyin yasayı, adamlar da uysun.
Yasa yetersizse adamlar ne yapsın, niye kendini zorlasın? Türk olan adam da görev ve haklardan yararlanır. Ve aslında milli formayı giymek de tıpkı askerlik gibi bir görev yasalara göre. Milli takıma çağrılmanın askere çağrılmaktan bir farkı yok. Mazeretsiz gitmemezlik edemezsin. Cezası ağır. Durum buyken bu konuyu tartışmak, Aurelio oynayamaz vs. demek, ülkenin sosyal kontratına karşı çıkmak demektir. Ama işte bizde fikir ağaca dayansın yeter. Hepsi bu.
Biraz dikkat arkadaşlar. Neyi tartıştığınızın farkında mısınız?
Kiev'de daha kolay
Fenerbahçe gömülü oynadığı zaman Can ve Önder çok daha etkili olur. Onların hamlığı geniş alanda ortaya çıkıyor. Serkan da bu tip bir oyunda Verpakovskis'in bezdiricisi olmak için işlerlikli olacaktır. Onun, Aurelio ve Appiah'ın dikkat etmesi gereken gol bölgesinde gereksiz sertlikten kaçınmaları.
Tümer ve Alex'in baskı altında topa sahip olup hızlı çıkışlara kaynak olması Fenerbahçe'ye beklenmedik kontr şansları verir. Bu oyunun temel oyuncuları da bu ikili zaten. Eğer Zico bu 2 oyuncuyu beraber oynatırsa Appiah ve Aurelio'nun Tuncay'ın da yardımıyla Fenerbahçe'yi dar alanda ayakta tutması kolaylaşacak.
Fenerbahçe'nin, Kiev'den galibiyetle dönmesi hiç zor değil. Ama asıl zorluk rövanşta olacak. Geniş alanda oynama zorunluluğu doğarsa Kadıköy büyük bir sıkıntıya mekan olabilir. Kısaca: İlk maçta Fenerbahçe favori ama bunu değerlendiremezse İstanbul'da işi çevirmek çok zor olacak. 1-1 yetmez 1-2 yeter.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|