|
 |
|
|
Saint Joseph ve Anadolu
Yıllardır "ırak"taki çocukları dert edindim... Yanlış anlamayın; bizim "ıraklar"... Hakkari'nin dağlarından Tunceli'nin ilçelerine, "resmi"den "sivil"e kırk kapının ipini çektim. Mardin'in Kızıltepe'sinden Şırnak'ın Şenoba'sına kadar, mutlu bir çocuk aradım.
Varoşta, kırsalda, mezrada, kentlerdeki bedava bayat ekmek kuyruklarında bakındım.
Yoktu.
Bayramlara denk düştüm... Güleni gördüm...
Acaba mutlu muydu?
En çok, düşe kalka plastik topa tekme sallayanlardan ümitliydim ki, onların da düşünecek çağa gelince karalar bağladığına şahit oldum.
Anadolu...
Çıplak ayak, tahta kayak, çamaşır sepetinden pota ve üç öğün tarhana...
Yazdım...
Ufak tefek duygusallıklar dışında, "gözü futbolla bağlanmış" büyük kent insanına derdimi anlattım diyemem.
Meslektaşlardan da pek destek almadım.
"Pardon, Ze Roberto mu dedin"!..
Sosyete düğününde dans etmek için "Çayda Çıra" bekleyen marjinalden öteye gitmedi emeklerim.
* * *
Sadece Doğu ve Güneydoğu'daki kardeşlerim...
Bebeden dedeye kuşaklar... Bir tek onlar önemsedi, unutmadı gayretlerimi.
Vefa'da tarçın ve sarı leblebi ile çok boza içtim ama "vefa"yı Anadolu'dan öğrendim.
Bingöl kırsalındaki futbolcu imam Nurettin'in, korucu köyünden çıkıp İstanbul'un "koruma sektörü"nde genel müdür yardımcısı olan Turhan'ın ve hal hatır sormayı asla ihmal etmeyen nice doğulu dostların yaz muhabbetlerinden sonra oturdum bir muhasebe yaptım.
Anlatamadıysam, neyi eksik bırakmıştım?
Acaba ufuklara bakarken önümdeki güzellikleri mi atlamıştım.
Olabilirdi...
Belki, "kent soylu"nun kardeşlik, merhamet, adalet tınıları veren sinir tellerini yakalayamamıştım; dünyanın ve metropollerin keyiflerinden yola çıkmadığım için!
* * *
Uzaklar, çok uzak gelebilirdi kimilerine... Başka bir dünya gibi. Sanal gibi...
Yok gibi davranmak "kendini sorgulamaktan" pratikti.
Belki "sıfır noktasından" başlamalıydım.
Bir adım ötemden.
İstanbul'un Moda semtinde, komşum Saint Joseph Lisesi ve mezununlarının kurduğu dernekteki sportif meselelere daldım böylece.
"Bu çocuklar ne"?
"Yaz aylarında tenisten, yüzmeye, basketten voleybola spor yapıyorlar"!
Vay vay vay.
Güzel bir havuz... Sıra sıra kortlar.
Başlarında Veysel Pamuk ve diğer hocalar.
Yahu ne konforluymuş büyük kentlerin spor etkinlikleri.
* * *
Zaten fiziki olarak elmas madeni gibi bir yer bu Saint Josephliler Derneği... Moda semtinin içinde dönümlerce yeşil alan.
Çimentodan, keresteden de sakınılmamış hani. Sanki, İsviçre'den şirin bir kasaba kulübü, İstanbul'un gözbebeğine ışınlanmış.
Cennet gibi...
Sağlıklı, besili çocuklar neşeli çığlıklar arasında sporu alfabeden öğrenirlerken, doğudaki yaşıtları mütahitlerin yarım bırakıp kaçtığı susuz havuzlarda tezekten oyuncaklar yapıyorsa, ağsız kortların yanında raketsiz ve hareketsiz bekliyorlarsa, futbol diye kavgayı öğreniyorsa, top deyince kırsalda patlayan mayınları anlıyorlarsa suç kimdeydi?
Moda'daki sağlıklı besili çocuklarda mı? Yoksa manzarayı ortaya koymak için kılını kıpırdatmayan "futbolcudan çok futbolcu" medya ile "gelmiş geçmiş ve hali hazırdaki yöneticileri" İstanbul futbolunun "kadrolu memuru" yapan koşullanmalarda mı?
Siyasetten federasyonlara, kimse dopingden şikeden vakit bulamıyordu ki.
* * *
Geçtik bunları... Asıl önemli soru; "bu fark kapanır mı"?..
Ekranda gördüm, babası tutuklu Filistinli küçük kız "her sabah çocuklarını öpen" tüm babalara sesleniyor ve "çok şey mi istiyorum babamı özleyerek" diyordu.
"Utanın..."
Çok şey mi istiyordu Anadolu çocuğu spor yapmaya özenerek?
Yani Anadolu'nun hangi nesil çocukları, şu havuzların benzerinde geçirebilecek yaz tatilini?
Hangileri askerden önce görebilecek voleybol ağını, basket potasını.
Hangi nesil dokunabilecek, televizyonda gördüğü raketlere, ıstakalara, yaylara, kılıçlara, golf sopalarına?
"Hele şu şikeyi halledelim. Doping bitsin. Sahtekarlar ayıklansın..."
Bitmez. Ayıklanmaz. Halledilmez...Bu manzaradan feyz alan milyonlarca çocuk, doldurmayacak sanki yerlerini.
* * *
Burada hemen Golf Federasyonu Başkanı Ahmet Ağaoğlu'nu tenzih etmeliyim.
Kendisi, Anadolu'daki spor imrenmesini göz bebeklerinden hisseden ve golf gibi "elit" sayılan bir sporu Van'daki çoban çocuğun otlağına taşıyan spor fenomenidir ve kıymeti yıllar sonra takdir edilecektir.
Lakin bireysel çabalar o kadar "devede kulak" ki.
Yine de iyi ki varlar. Saint Josephliler Derneği gibi.
Yılların haşmetiyle çardaklanmış ve şımarıkça hışırdayan ağaçları altında ciğerlerime çektiğim manzara, bana Anadolu'daki kardeşlerimi hatırlatsa da, bir Avrupalı'yı falan kolundan tutup oraya götürseniz, mutlaka Türkiye'ye ilişkin yargılarını gözden geçirecektir.
Sporun doğumhanesi gibi hayat ve ümit fışkıran bir yer yani.
* * *
Şikeciler, teşvikçiler, dopingçiler, sporumuza yapışan Kırım Kongo Kanamalı mikroplu keneler, şöyle çocukların spora cıvıldadığı bir yerde yarım saat otursalar; acaba ne düşünürler?
Bilemem.
Ben Anadolu'yu düşündüm Saint Josephliler Derneği Yaz Spor Okulu'da.
Niye uzaklardaki çocukların da böyle imkanları yok diye hayıflandım. Fark ne zaman kapanır diye pesimist havuzlara daldım.
Utandım...
Tıpkı şikecilerden, teşvikçilerden, koskoca Türk futboluna kene gibi yapışıp onu ölmeden mezara tıkanlardan utandığım şekilde.
Şikeden... Onu yapanların mahkeme duvarı suratlarından, ekranda ahlak dersi verecek kadar pervasızlıklarından utandığım şekilde.
Bizi geçtik; çocuklarımız için bu parazitlerden kurtulma vakti gelmedi mi.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|