|
 |
|
|
MÜZİK
Hazıra dağ dayanır mı?
Yeni albümlerini çıkaran Primal Scream kesinlikle günümüzün büyük gitar topluluklarından biri ama artık keseden yiyor
MURAT BEŞER
Şimdi rock müzikte en belirgin sıkıntı, anlam fakirliği ve yönsüzlük; rock şarkıları ekseriya hiçliğin üzerinde duruyor. Bir dönemin yarı bilinçli politik akımları ve toplulukları bile mumla aranır oldu.
Rock'ın kavgacı mirası, yeni kuşaklardaki sahiplerini beklerken, "Evil Heat" albümünde politik olaylara gönderme yapan Primal Scream'in şarkıcısı Bobby Gillespie, bir ara bu mirasa göz kırpmış ancak politikanın sorumluluğunu ne kadar taşıyabileceği konusunda soru işaretleri uyandırmıştı.
Faziletli düşünceleri yarım yamalak dile getirerek The Stooges'ın pastişi gibi duran Primal Scream, şarkılarında huzursuz edici bir komplo teorisini taşımaktan öteye gidememişti. Bu hataya ikinci kez düşüyorlar yeni albüm "Riot City Blues"da.
Kökler ya da trend!
İlginçtir, Gillespie yıllarca köklerinden uzaklaşmak için çabaladı fakat ne olduysa Jesus&Mary Chain'in davulculuğunu bıraktıktan sonra aynı çabayı köklerine dönmek için göstermeye başladı. Hatta öyle ki, yol arkadaşları, kendi gibi 40'lı yaşlarında bulunmasına rağmen, 15 yaşında gibi davranıyorlardı.
Gillespie ve arkadaşlarının önünde iki yol vardı; ya "XTRMNTR" ve "Evil Heat"teki gibi hedefsiz bir araştırmacılık işini sürdürecekler ya da Rolling Stones'un 70'lerin başındaki kaçık zamanlarına benzeyen bir tutuma bürüneceklerdi. İkinciyi seçmeleri, rock-dans ve rave trendinin önünde koşmaktan yorulduklarını gösteriyor.
Kadro değişmedi
En iyi zamanlarına dönme niyeti onlar için bir hak şüphesiz. 20 yılı geride bırakan Primal Scream'in dokuzuncu stüdyo albümü "Riot City Blues"daki kadro, bir öncekiyle aynı. Gillespie'ye gitarlarda Andrew Innes ve ve Robert Young eşlik ederken, klavyeli çalgılarda Martin Duffy, davulda Darren Mooney, basta ise eski Stone Roses üyesi Gary Mounfield var.
Yakın zamanda konserde izlediğimiz Echo&The Bunnymen'in gitarcısı Will Sergeant iki şarkıya şeref veriyor. The Kills'den Alison Mosshart iki şarkıya sesi ile renk katıyor. Nick Cave&The Bad Seeds'in kemancısı Warren Ellis'in eşlik ettiği "Hell's Comin Down", Nashville'e selam çakıyor.
"Riot City Blues" son birkaç albüme göre daha tutarlı; aynı zamanda eğlenceli. Eğlencesini biraz da eleştirilmesi gereken endüstriyel rock'n roll esprisinden alıyor.
En azından o albümleri lekeleyen kasıntılı hal burada gözlemlenmiyor. Ses örgüsü her zamanki gibi çalımlı. Sorun, yaz aylarının önemli festivallerinin büyük topluluğunun artık ulvi bir amacı olmamasına bağlı olarak manalı şarkılar yazamaması. Halen var olan büyük gitar topluluklarından biri oldukları kesin ama artık keseden yiyorlar.
Efsane hanımlar yeniden
Seyyan Hanım, Afife Hanım, Mürşide Hanım, Deniz Kızı Eftalya... Cumhuriyet döneminin şarkı söyleyen ilk kadınları. Bazen işveli, bazen melankolik, bazen de hayatı komik tarafından gören hikayelerini şen şakrak anlatan, buğulu seslerini cızırtılı taş plaklara verenler...
Sema, Hammer Müzik etiketli "Ekho" albümünde, bu silik sepya fotoğrafları havalarını kaçırmadan restore ediyor.
Bilinen kriterlere göre "güçlü bir ses" değil Sema. Ancak yanıltmasın; sesinin titremesi, kırılması ve duygusallığı insanın içinin ürpertmesi için başlı başına bir güç. Bu şarkıları ondan yeniden dinlemeli.
|
|
|

|