
|
|
|
 |
|
|
Saygılı insanların ülkesi: Japonya
Japonya'da vagona giren biletçi girip çıkarken herkesi selamlıyor. Turnikelerin başında bekleyen memur teşekkür ediyor. Batı Avrupa'da bu işi yapan asık suratla oturur
Fax: (0312) 427 20 64
Japonya tezatlar içinde gelişen bir tarihin ülkesi; dünyanın en eski seramik sanatı ürünleri burada, hatta eski Mısır ve Mezopotamya ile yarışacak kadar eski ama seramik sanatlarına kaynaklık eden ülkeden, yani Çin'den yazıyı ancak milattan sonra 7'nci asırda almışlar. Çin, Japonya'nın kültür kaynağı ama iki halkın yaşamı da davranışı da sanatları da çok farklı. Çin kültürü ne kadar baroksa Japon kültürü o kadar sade.
Japonya denen adalar topluluğu Britanya gibi ismi konan bir yabancı istila görmemiş; hatta geleneksel kültürün istilasına bile izin vermemek için Tokugava ailesinden gelen bütün şogunlar dönemi boyu Japonya dış dünyaya kapanmış. Şogun otoritesini kullanamayan fakat kutsallığından dolayı tahttan da indirilemeyen imparator adına bütün iktidarı ele geçiren bir naip gibi; bunu yarı şaka yarı ciddi, kralı yerinde bırakan ama İtalya'yı yöneten Mussolini gibi düşünebiliriz.
Tokyo çok kalabalık
Japonya dış dünyaya kapandığında güneydeki küçük bir liman olan Nagazaki'den sadece Hollandalılar ve Asya'dan da Çin gemileri dışında kimse girip çıkamamış. Japonlar bu dönemde Hıristiyanlığın girişini şiddetle yasaklamış ama Hıristiyan dünyanın bilgilerini pek dışlamadıkları anlaşılıyor. "Hollanda ilmi" denen Avrupa bilimi anatomi, tıp, sonra hukuk ve kuşkusuz felsefe ile ilgiyi koparmadı demek.
Japonlar Immanuel Kant'ı günü gününe birçok Doğuludan evvel tanımışlar; bunları çeviren mütercim hanedanları var. 1860'lar ve 70'lerde tekrar iktidarı ele alan Meiji yönetimi, bizim gibi İsviçre Medeni Kanunu'nu değil, ondan daha zor yapılı ve çetin kavramlı Alman Medeni Kanunu'nu bizden 30 yıl evvel, 1894'te kabul ediyor.
Anatomi ilmini yani kadavra üzerinde çalışmayı bizden de Çarlık Rusya'dan da önce tercümeler yoluyla öğrenip başlamışlar. 18'inci yüzyılda kullanılan zor yazıya rağmen, Japon toplumunun yüzde 30'u okuryazar, kadınların içinde bu oran yüzde 15. Bu oran o zaman için bütün dünyada en yüksek olanı.
"Bu kadar okuryazar ne işe yarardı?" diye soracaksınız. Ön planda toplumun örgütlenmesini, iletişimi ve bir ülkü etrafında toplanmasını sağladığına şüphe yok. İşin ilginci köylerde okuma yazmayı öğretenler bazı Budist rahipler kadar köyün despot yöneticileri samuraylar. Demek ki samuraylar sadece şiddetle değil, insanların gönlünde öğretmen olarak kurdukları tahtla da düzeni sağlamışlar.
Endüstri çağında Japonya bütün coğrafi olumsuzluğa rağmen çok özgün yöntemlerle sanayileşen dünyaya intibak edebildi. Kendinden önce bu alana adım atan Rusya'dan ve kendiyle birlikte modernleşmeye çalışan Osmanlı'dan da öne geçerek...
Prens Mikasa'nın davetlisi olarak Tokyo'daki Metropolitan Müzesi'ne gittim. Tokyo çok kalabalık, gündüz içeride fazladan 30 milyon insan var. Bu 30 milyon her gün etraftaki şehirlere ve kırlara gidip geliyor. 40 milyon nüfusun bu kadar rahat işleyebilmesi ve trafik tıkanıklığının İstanbul, Moskova ya da Paris'teki gibi çığrından çıkmamasını bir tek unsurla izah ediyorlar: Detaylı, programlı bir biçimde ulaşım sisteminin hazırlanması ve her şeyden evvel sürücülerin etrafa saygısı.
Japonya saygılı insanların ülkesi, vagona giren biletçi girip çıkarken herkesi selamlıyor. Turnikelerin başında bekleyen memur herkese teşekkür ediyor. Batı Avrupa'da bu işi yapan gayet asık suratla oturur. Bazı ülkelerdekiler uyuklar. Japonunki kadar dinmeyen enerjisi olanlar nerede var dersiniz? Bizde. Kadıköy ve Üsküdar vapur iskelelerine bakın, ne var ki enerjisini Japon meslektaşları gibi herkesi selamlamakta değil, haşlamakta kullanıyorlar.
Güler yüzlü kalmayı biliyor
Japonya'yı tarif edenler "Ayrıntılara dikkat eden ve sadeliği sevenler" diye özetlerler. Bu doğru görünüyor. Gittiğimin üçüncü günü "Ahamanişler Devri İran'ı"nı konu edinen bir sergi vardı. Malzeme Tahran'daki Kültür Tarihi Müzesi'nden geliyordu. Doğrusu muhteşem bir seçimdi. Sergi hazırlanırken parçaların teşhir platformunu çakan ustanın yüzü unutulacak gibi değil. İşine yoğunlaşan gözler 100 kw'lık bir enerji saçıyor gibiydi, oysa altı üstü çivi çakıyordu.
Serginin açılışında İranlı memurların uzun nutukları, Japonların kısa ve sade nutuklarıyla tezat teşkil ediyordu. Türkiye'deki arkeolojik kazıların ve şimdi de Kaman'da kurulan Arkeoloji Müzesi'nin hamisi Prens Mikasa ile uzun görüşme fırsatımız oldu. Doğrusu onun ve etrafındakilerin Türkiye üzerindeki bilgileri çok ilgimi çekti.
Japonya endüstri toplumları arasında Türkiye'ye karşı önyargıların pek bulunmadığı bir ülke, bu biliniyor. Ama Japonya'daki Türkoloji biliminin izdüşümü olan Türkiye'de Japon araştırmalarından söz etmek güç. Henüz doğuş halinde.
130 milyon insan, iklimi çok farklı 3 bin kilometrelik bir hat üzerindeki dört ana ada ve kalabalık takımadalarda yaşıyor. Yüzölçümü Türkiye'nin beşte ikisi kadar, çoğu aktif olmasa da 80 küsur yanardağ var ve deprem kuşağı üzerinde bir ülke. Görünümü ormanlarla kaplı olduğu için güzel olsa da dağlık bir ülke; arazinin ancak yüzde 13'ü kadarında tarım yapılabiliyor. Buna rağmen Japonya pirincini kendi üretebiliyor.
Japonun okyanustan beslenmesi kadar gerekli ve doğal bir eğilim olamaz. Bu nedenle de Tokyo balık pazarı dünyanın en ilginç çarşılarından biri. Sabahın erken saatinde birlikte oraya gittiğimiz Japon rehberimiz buraya pek gelmediğini ve pazarla pek ilgilenmediğini söyledi. Bu da globalleşen dünyanın genç insanı. Milli mutfak ve gıda ile ilgilenmemeyi marifet sanıyor.
Tarih boyu hep sıkıntılarla ve tabiatla mücadele eden ama güler yüzlü kalmayı bilen bir ülke. Yeryüzünün bu üçüncü sanayi ve iktisadi kuvvetini hiçbir şey yenemez. Galiba tek sıkıntıları son 50 yıl içinde üçte bire düşen doğum oranı ve azalan nüfus. Japonya'da en az görülmeye başlayan şey çocuk.
Bir zamanlar İtalya ve Japonya gençlik ve kalabalık aileler ülkesiydi. Bugün ise İtalyan ve Japon çocuklarının önemli bir bölümünün dayı, amca, hala ve teyzeleri olamayacağı söyleniyor. Demek ki doğum kontrolü her zaman için tek çıkar yol değil. Belki de kaçınılmaz bir gelişme ama toplumların düşük doğum oranını bir başka seçenekle karşılamaları lazım.
|
|
|

|
|