|
Sosyalizm ve piyasa
SOSYALİZM ve liberalizm hakkındaki yazılarım üzerine sosyalist okuyuculardan tepkiler aldım. Kaliteli ve düşündürücü tepkiler vardı. Fakat bunlar bir alternatif getirmekten ziyade, liberalizmin benim de kabul ettiğim yetersizliklerini vurguluyordu.
Lenin tarzı militan retorikten ibaret tepkilere söyleyecek bir şey yok.
Şaşırdığım konu, 'sosyal demokrat' dostum, iktisat profesörü Hurşit Güneş'in de bu yazılarıma kızmış olması.
Ben polemik üslubuna ve şahsiyata girmeyeceğim. Bu tartışmalarda temel alınması gerektiğine inandığım birkaç somut kavrama değineceğim.
Üç temel kavram
Bu somut konulardan üçü:
Piyasa: Liberalizmin temel kavram ve kurumlarından biri olan 'piyasa'nın yerine önerilen mekanizma nedir? 'İnsan, proletarya, devrim, adalet' gibi kavramların yeri ayrıdır, 'piyasa'nın işlevi ayrıdır.
Sovyet sosyalizmi piyasanın yerine devleti koydu, devlet bu işi iyi yapamayacağı için sistem battı. Şimdi piyasanın yerine tekrar devleti koymayacaksak neyi koyacağız? Bunun cevabı yok!
İşletme: Sosyalist iktisatçı Sayın Korkut Boratav'ın "Sosyalist Planlamada Gelişmeler" adlı mükemmel kitabı çeyrek asır önce, devlet işletmeciliğinin nasıl bir çıkmaz sokak olduğunu ortaya koymuştu. Yine sosyalist Antonino Carlo göstermiştir ki, 24 milyon kalem mal üreten modern bir ekonomide, devletin sırf fiyatları tespit etmesi için bile bir milyon adet yüksek verimli bilgisayarın 'uzun yıllar boyu' çalışması gerekiyordu! Tam bir Sovyet hantallığı! Ve çöktü... Verimlilik: Çağımızda ekonomik verimliliğin temelinde 'işletmelerin verimliliği' vardır. Bu da özel mülkiyeti, piyasayı ve rekabeti zorunlu kılıyor. 'Emek seferberliği' bunu sağlayamıyor!
Bunları kabul ediyorsak, yeni bir sistem önermiyoruzdur, sadece piyasa ekonomisini asıl kabul edip, onun yetersiz kaldığı konularda 'sosyal politikalar' öneriyoruz demektir, buna kimsenin itirazı yok.
Bu alanda ilave bir iyileştirici olarak, ahlaki sorumluluğu, hayır faaliyetlerini, gönüllü çalışmaları küçümsemek, 'devletçilik' tortusu bir yanılgıdır.
Adalet sorunu
Sosyal politika, ama nasıl?
'Sosyalist' Mitterrand 1981'de iktidara geldiğinde 'kamulaştırmalar'a girişti, bunun nasıl bir verimsizlik batağı olduğunu görerek "U dönüşü" yaptı, piyasaya yöneldi! (Ian Derbishire, Politics in France, sf. 82, vd.)
Genelde "sosyal model" deyince Fransa, "liberal model" deyince İngiltere akla geliyor. Dünya Bankası'nın "21. Yüzyıla Giriş" raporuna göre, gelir dağılımında Fransa'da durum İngiltere'ye göre hafif daha kötü; hem de Fransa'da Sosyalistlerin, İngiltere'de Muhafazakârların başta olduğu 1980'lerin rakamlarıyla! (Sf. 238-239)
Bugün işsizlik Fransa'da yüzde 9, İngiltere'de yüzde 4 civarında! Fortune dergisinin "500 Şirket" araştırmasına göre, Fransa'da 'sermaye temerküzü', diyelim tekelleşme eğilimi, daha güçlü!
Yeryüzü cennetini kimse kuramıyor tabii. Adil gelir dağılımı ve liberalizmin de teorik hedefi olan "tam istihdam" yönünde yol almak için, öncelikle üreten, büyüyen bir ekonomi lazım, bu da 'piyasa ekonomisi' olmadan olmuyor.
Sihirli formül yok! Her ülke kendi tarihsel ve güncel dinamiklerine göre piyasa ekonomisini ve sosyal politikaları geliştirmeli, işin özü bu.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|