|
G.S. ve Zeyrek-Dubai; Pompei-Teşvikiye...
İrili ufaklı, sıvalı sıvasız, pencere altları kırmızılı yeşilli binbir tabelalı, çirkin mi çirkin beton yapılar arasında; bazen beyaz perdeli küçümen bir ev, bazen simsiyah ahşabı çürümeye yüz tutmuş, pervazları kopuk, kapısı yok olmuş, bir eski zaman konağı...
İnişli çıkışlı daracık sokaklar, dükkânlar, manavlar, bakkallar, kahveler, tamirciler, kebapçılar...
Ve üstü küflenmiş kararmış Arapça yazılı, çöküntüye uğramış, musluğu kopuk eski Osmanlı çeşmeleri...
Zeyrek, Balat, Küçükmustafapaşa...
* * *
Sade bakmasını değil, görmesini de bilenler için; yüzü, çiçekbozuğu olma kahrına uğramış, güzeller güzeli eski bir sevgilidir İstanbul...
Kezzap içiyormuş gibi oluyor insan, köşe bucak gezerken İstanbul'u...
* * *
Neyse ki, çarşamba akşamı saat 20.30'da, Galatasaray-Mlada Boleslav maçı vardı...
İlk golü yine sarı kırmızılılar yese ve hücumlarındaki paslaşmalarla şutları gözüm tutmasa, TV'yi kapatacaktım...
Ama o da ne?.. Maçın 5'inci dakikasında ve Boleslav kalesinin önünde hakemin çaldığı penaltı düdüğü...
G.S. yine kaçırır mı dersiniz penaltıyı?..
Ankaraspor'la karşılaşmasında 2'si de kaçırılan penaltıları hatırladığınızda...
Ulan yine kaçırırlarsa...
Yok, hayır İliç'in çok rahat çektiği şut ve goool...
* * *
G.S.'nin oyunu, gol doğurganlığıyla da bütünleşmiş bir üstünlükteydi; keşke maçın sonuna doğru, peşpeşe o 2 gol de yenmeseydi...
Neyse, 5-2'lik bir başarı, bol bol yeter alkışa...
* * *
Yüzyıllardan bu yana "çağdaşlık"la, daha doğru bir deyimle "gelişmiş"likle bütünleşmeye çalışan bir İslam ülkesi Türkiye. Ve bir türlü de "gelişmekte olmak"tan, "gelişmiş"liğe geçilemiyor...
Binbir nedeni var, neden geçilemediğinin; en başta denizlerden kopuk olmak ve üretim teknolojisindeki değişimlerin dışında, köylü ağırlıklı bir ülke olmaktan kurtulamamak...
* * *
Yatırımlara yönelmek ve bölgeler arasında ekonomik açıdan dengeli bir ahenk sağlamak yerine; silah alımlarıyla, içeride politik egemenliği ön planda tutmak ve Hazine arazilerinin yağmasıyla rant zenginliğine yumulmak kuşak kuşak; ülkenin batısına doğru iç göçler tefrikasını sürekli hızlandırmak...
Özeleştirileri de içeren, realist bir objektivite yerine; bol miktarda hamasete abanmak ve "makam sahipliği"ni, "meslek sahipliği"ne yeğ tutmak vs...
* * *
Besbelli ki önümüzdeki 50 yıl içinde İstanbul, beklenmedik değişimlere uğrayacak...
Şu andaki eğilim, İslam dünyasının, cakalı bir vitrin olarak benimsediği Dubai yönündeymiş gibi görünmede...
Birikimsiz, yapay ve modern bir mimari fuarına benzeyen Dubai...
* * *
Bin yıllık Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkentiyle, 600 yıllık Memalik-i Osmani'nin başkenti olan o muhteşem İstanbul...
Ve kendi özellikleriyle evrensel bir sentezde Japon mucizesini yaratan Budistler benzeri bir özelliği, asla gösteremeyen Arap dünyasında; Anglo-sakson kökenli modern mimarinin yarattığı yapay bir kent; Dubai...
* * *
İstanbul da, sözde İslam Rönesansının başkenti olma özlemleriyle, kendi karmakarışık cılbırı üstüne yapay tüyler mi dikecek?
Şimdilik görünüş öyle...
* * *
1839'da "Tanzimat" dönemini başlatan Sultan Abdülmecit, Fransa etkisiyle Teşvikiye'de bir "burjuvalaşma" örneği yaratmak isterken, Pompei kalıntılarından uzantılı bir Batı sentezine eğilimliydi.
İsa'nın doğumundan hemen 80 yıl sonra patlayan Vezüv Yanardağı'nın yok ettiği Pompei liman kenti; lav külleri altında -özel bir muhafazada saklanmışçasına- olduğu gibi kalmıştı.
* * *
Padişahlığı 1593-1603 arasında, 8 yıl kadar sürmüş olan Sultan III. Mehmet döneminde; bir İtalyan mimar, o çevredeki bir kent için su yolları açmaya çalışırken buldu lav külleriyle örtülmüş Pompei kentini.
Yüzyıllar boyunca, günümüzde dek; arkeologlarla tarihçilerin süregelen çalışmaları...
Ve çok eski bir Etrüsk kenti olduğu ortaya çıkan Pompei'nin, Avrupa kültürüne olan etkisi incelendiğinde...
Tarihsel ve evrensel sentezlerin, bambaşka boyutlarda gerçekleştiği de çıkar ortaya...
* * *
Binlerce yıllık bir tarihin muhteşem bir anıtı olan İstanbul...
Kendi öz kimliğiyle, "uzay çağı"na; evrensel bir sentezin yepyeni bir örneğini sunma pınarlarına sahip olan İstanbul...
Canım İstanbul! Önce politikacıların, sonra da taşranın yağmasına uğramış olan zavallı cılbır İstanbul...
* * *
50 yıllık bir sürede, şimdilerde "İslam-Hıristiyan" etiketli görünen ve gerçekte "köylü-kentli" zıtlaşması olan bir çatışma da; ortak bir bayrak, ortak bir para birimi ve ortak bir vatandaşlığın havuzlarında, açar nilüferlerini en sonunda.
* * *
İstanbul'u ise kimse, kendi tarihsel benliğinin iskeletinden koparıp, kamışla üfleyerek sabun köpüklerinden uçuşturulan ve renkliymiş gibi görünen küçük baloncuklara çeviremez.
Her ne kadar bugün izinsiz sondaj yapan bir firma, Taksim-4'üncü Levent metrosunu delse ve 80 kilometre hızla giden tren, çelik sondaj delicilerine çarpsa da...
Binlerce yılın İstanbul'unda, Hürriyet'in deyimiyle "Yüzyılın gerzekliği"ne sık sık rastlanır olsa da...
* * *
Galatasaray'ın 5-2'lik alkışlı başarısı; çiçekbozuğu olma kahrına uğramış çok güzel bir sevgiliye baka baka içilen bir kezzaptan sonra; Suudi Arabistan Sultanı Abdullah hazretlerinin de tadını hiç bilmediği, bir kadeh ceviz likörü gibiydi...
c.altan@prizma.net.tr
|
|