Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 13 Ağustos 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Çıkmaz sokak


Bu akşam seyrettiğimiz oyun, ülke futbolunun çizgisi açısından son derece önemliydi. Bir tarafta yıllardır şampiyonluğa oynayan ve 17 kez bu başarıyı yakalayan Fenerbahçe, diğer tarafta da Türkiye liginin en iyi takımlarından Gençlerbirliği... Fenerbahçe üç gün önce Dinamo Kiev'e 3-1 yenilmiş, hatta daha farklı kaybetmesi muhtemel bir oyun ortaya koymuş, Gençlerbirliği ise geçen hafta deplasmanda galip gelmişti.
Ancak sahaya bakınca, bir Allah'ın kulu çıkıp da, "Bu oynananın adı futboldur" diyebilir mi ? Oyun başlarken insanlarda "Fenerbahçe zorlanabilir" düşüncesi hakimdi. Ama bu, hiçbir şekilde gerçekleşmesi mümkün olmayan bir düşünce olarak kalıyor.
Çünkü Türkiye'de sonuçları takımlar tayin etmiyor.
Türkiye'de sonuçları kaliteli ayaklar tayin ediyor. Dünya futboluyla aramızdaki fark bu. Sen ne yaparsan yap, sonuç gelip kaliteye takılıyor. Var olmayan bir pozisyonda bir klas ayak Tümer... Ve tamamlayan bir klas golcü Tuncay... İkinci golün de bundan farkı yok. Gerçi Tümer'in bu pozisyondaki vuruşu, kaleye gönderilen şuttu, asist değildi.

Klas ayaklar
Türkiye'de futbol iki ceza sahası arasında tempolu mücadele olarak iyi, ancak ceza alanı içine girdiğinizde yok... Zaten Türkiye'de şampiyonlukları da bu mücadelenin ve temponun içine bir veya birden fazla klas ayağı katanlar kazanıyor.
Dolayısıyla Türk futbolunda bunu giderecek çalışmalar mutlaka ağırlık kazanmalı. Kalite yoksa, sonucu almak için riski aramanız lazım. Ancak takımlarında riski arayacak teknik adamlarda önce yürek olmalı. Bunu Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçı için değil, genel olarak söylüyorum.
Türkiye'de insanlar 1994-2002 arasında oynanan ligleri özlememeli. Ama şu andaki çizgi o yıllar arasındaki futbolun çok altındaki bir kalitede. Bunu değiştiremezsek, futbolumuz da insanlarımız da, bu kördüğümü atlatamayacak.
Bu maçları ligin iyi maçlarından biri olarak izlemek istesem de, maalesef gördüklerimi futbol adına çalan tehlike çanları olarak değerlendiriyorum.
Kimse kaybetmekten korkmamalı. Kaybetmeyi göze almayanlar kazanmayı asla öğrenemezler. Bir şeyi bilmemiz lazım; futbolda kaybetmemek başarı değildir. Türkiye bu yanlış felsefenin peşinde sürüklenip gidiyor. Bu felsefeyi ortaya atanlar ile bu felsefeyi destekleyenlerin gelecekte başarılı olma şansı olmayacak. Bunu herkes böyle bilsin.
Kimse benden bu maçın iyisi kötüsü kim diye bir şey beklemesin. Önce futbolu bulacaksın, ondan sonra iyileri kötüleri ayıracaksın.

mdenizli@milliyet.com.tr




SPOR
Türk gibi güçlü: 2-0
Sırada Nobre var
Gerets'ten alarm
Lazaroni çark etti
Acıdan, mutluluğa
Çizme'yi parlattık: 69-64
Ringte bozgun
Sergen'den süper açılış
Haber turu...
Çıkmaz sokak
Ligin kalitesi ortada!
Yanılmak
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Mustafa DENİZLİ
Çıkmaz sokak
Bu akşam seyrettiğimiz oyun, ülke futbolunun ...
Rıdvan DİLMEN
Ligin kalitesi ortada!
Kiev'den demoralize dönen Fenerbahçe, Ankara'...
Erdoğan ŞENAY
Yanılmak
Ankara'nın kuru ikliminde, böylesine nemli bi...


© 2006 Milliyet