|
Ne istedik, ne bulduk?
ZAMAN zaman başımıza gelenlere bakıp "Bunları biz mi istedik?" diye kendimizle hesaplaşırız.
Bunları biz mi istedik?
İster demokratik olsun, ister olmasın başımıza gelenlerde payımız yoktur.
Demokrasi olmayınca, bizim ne istediğimiz, ne istemediğimiz hiç önemli değildir.
Önümüze bir şey koyarlar, "Ye bunu!" derler.
İster ye, ister yeme...
Sana "Yer misin?" diye soran yok ki!
***
DEMOKRASİDE ise tabaklar çoğalır, malzeme aynı malzemedir de çeşit çoğalmıştır.
Patlıcan aynı patlıcandır, pirinç aynı pirinçtir, domates aynı domatestir ama tadı değişiktir.
Bunu da demokrasinin fazileti diye yuttururlar.
Yemekleri kendileri seçer, önünüze koyarlar; "Eğer demokratsan bunlardan birini yiyeceksin!" derler.
***
YA başka yemek istersen?
Türk usulü demokraside, masaya dizilenden başka yemek istemek yoktur.
Seksen yıl sonra, Sovyetler çökertildikten sonra Türkiye, Sosyalist hatta adı Komünist olan bir partiye izin vermiştir, sofraya bir tabak daha koymuştur.
***
ALMANYA'dan e-posta gönderen Akın Fehn, "Bunları biz mi istedik?" diye bizim gibi soruyor:
"Biz iyi yetişmiş insanlar istedik; teröristlerle güvenlik güçleri arasındaki farkı bilmeyen dangalaklar istemedik....
Biz iyi yetişmiş insanlar istedik; öznesiz cümle kuran, oraya buraya aklı sıra gönderme yapan salaklar hiç istemedik....
Biz askerlerin kafasına çuval geçirilen ordu istemedik.
Biz iyi yetişmiş hâkim, avukat istedik.
Biz iyi yetişmiş doktor, hemşire istedik; sağlam bacağı kesen doktor istemedik.
Biz iyi yetişmiş yazar istedik; ısmarlama yazı yazan dalkavuk hiç istemedik.
Biz iyi yetişmiş sanatçı istedik; sahnede kıçını başını açan şarkıcı istemedik.
Biz iyi yetişmiş insanlar istedik, teröre lanet olsun diyebilen; Türk ordusunu teröristlerle aynı seviyede gören liboş takımı hiç istemedik..."
***
OKUR daha neler sıralamış, hepsini yazsak yer kalmaz.
Hem okuduk hem de düşündük. Biz bunları istedik mi, yoksa bunlara heves mi ettik, tıpkı demokrasiye heves ettiğimiz gibi.
***
ERMENİ Madam Surpik'in hikâyesini bilir misiniz?
Madam, kocasının her ölüm yıldönümünde yakın arkadaşlarıyla mezara gider, çıkışta da hep hayıflanırmış:
"Ah Agop ah! Sen ne güzel kimya bilirdin, fizikte üstüne yoktu, İngilizcenle herkesi geçerdin, Taksim'de oynarken topa bir vururdun ki, kaleciyi topla kaleye sokardın..."
Ölenin yakın arkadaşı Kirkor dayanamamış:
"Zooo Surpik, Agop ne kimyadan anlardı, ne fizikten. İngilizceden hiç çakmazdı, futbol topunu sokakta bulsa bomba diye karakola götürürdü... Nereden çıkarıyorsun bunları?"
Madam Surpik, Kirkor'a fena fena bakmış:
"He bunlardan anlamazdı ama heves ederdi!"
Galiba bizler de başta demokrasi, her şeye heves ettiğimiz için çok şey istedik...
Ya onlar, hiç heves etmeyenler?
Mehmet Akif'in "Bir kızarmaz yüz, yaşarmaz göz bütün sermayesi" dedikleri...
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|