Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 13 Ağustos 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ali


Biz gülüyorduk tuhaf tuhaf. Ali, öylece bakıyordu ağzı açık. "Bay bay Ali" diyorduk, "Bay bay!" El sallıyorduk çizgi film kahramanları gibi, sanki Ali bir çizgi film kahramanıymış gibi. Büyüklüğümüzü, yüzümüzü komikleştirerek çocuklaştırmaya, Ali'nin yaşına "inmeye" çalışıyorduk güya. Büyüklerde ne çiğ durur oysa çocukluk... Çocukları taklit etmek ne trajikomik hale düşürür yüzlerimizi. Çocuklardan çocukluk dilenen birer zavallıya dönüşürüz.
Ali ise orada, öylece durup bize bakıyordu. Ne gülüyordu, ne gülmüyordu. Sadece gözlerini açıp bizim yapamayacağımız kesinlikte bize bakıyordu. Halimize bakıyordu. Birer sirk kişisine dönüşmeye çalışmamıza, bunu bile başaramayışımıza bakıyordu. O baktıkça biz daha da beter oluyorduk ihtimal. Öylece bakıyordu Ali, ancak bir çocuğun bakabileceği gibi.
Bir tek çocukların bakmaya hakkı vardır insanların yüzlerine. Yüzlerine herhangi bir ifade, herhangi bir anlam ya da nezaket yerleştirmeye çalışmadan, öylece, gözlerini belerte belerte, gördüğü her anı ve her mimiği inceleye inceleye bakma hakkıdır bu. Çocukların hakkıdır.

Ne çok özledim çocukluğu
Ali işte öyle, sanki dünyaya görevli gönderilmiş de insan türünü incelermiş gibi bakıyordu. Dünyada yeniydi ve büyükler çocuk kişilere nasıl "Bay bay" yapar, onu anlamaya çalışıyordu. Kendisinden de "çocukmuş gibi" yapmasını beklediğimizi, çocukların hep "çocukmuş gibi yapması" gerektiğini öğreniyordu o anda. Ali hiç de çocukmuş gibi yapmadan öylece duruyordu, sadece bakıyordu. Ne çok özledim onu öyle görünce çocukluğu. Öyle karnını dışarı çıkararak, iki ayağının üzerine eşit ağırlık vererek, ağzın açık kalarak, yüzüne herhangi bir şekil verme tasası olmadan bir şeye bakmayı... Babası Yıldırım, kahvaltı masasında Ali'ye "Bir lokma daha yer misin?" diye soruyor ve Ali iyice düşünüp öyle cevap veriyordu:
"Olabilir..."
Soruların soru, cevapların cevap ve bakmanın sadece bakma olduğu bir zamanda Ali. Kim bilir? Belki o bizden daha iyisini becerir ve orada kalır...

Samimiyet
Birkaç keredir, çeşitli vesilelerle genç arkadaşlardan samimiyet üzerine sorular duyuyorum. Çeşitli internet sitelerinde de bilindik kim varsa onlarla ilgili politik ya da kişisel samimiyet sorgulamaları okuyorum. İnsanların "samimiyetsiz" ilan edilerek yok edildiği bir genç söylem yürüyor alttan alttan. Tehlikeli bir samimiyet miti kuruluyor. Bu samimiyetin ölçüsü ne? Nasıl olunur? Hangi noktada olunmaz? Bunu sadece onlar biliyor.
Şahsımın da pek kıymetli bulduğu samimiyet, bir mit olarak, giderek 1980 sonrası dönemde geliştirilen "tutarlılık miti" gibi insanları itham etmeye, "kıymetsiz" ilan etmeye yarayan kınsız bir kılıca dönüşüyor. Üstelik bu itham etme hali son on yıldır gelişen "laf geçirme kültürüyle" de birleşince... Bu kadar da değil aslında... Üstüne bir de iktidar sever genlerimizden dolayı bütün dünyada bilginin iktidarını ve tekelini parçalayan bir araç olarak görülen internet memleketimizde "kutsal bilgi kaynağına", "ne yazsa doğrudur ansiklopedisine" dönüşünce, insanların "samimiyetsiz" ilan edilerek bombalandığı bir "bomba tarlasına" dönüşüyor genç dil.
Her şeyin sahte çıktığı, herkesin bizi hayal kırıklığına uğrattığı bir zamanda anlaşılır bir şeydir herhalde bu durum.
Ama anlaşılır olan her şey kabul edilebilir değildir...

Gözünü sevdiğim tatil!
Eveeet... Bize ayrılan sürenin sonuna geldik. Bugün itibariyle, iki yıldır yapacağım ilk gerçek tatil için aranızdan ayrılıyorum. Tezgâh, iki hafta kapalı kalacak. Allah selamet versin derken aynı zamanda esenlikler de diliyorum... Mor ve Ötesi grubundan "Büyük Düşler" albümünü çalarken gidiyor, gidiyorummmm...

ecetem@hotmail.com








Çetin ALTAN
Kimseyi samanlıkta basmayın, şalvarını gül dalına asmayın
Atom bombası, hidrojen bombası, nötron bombas...
Fikret BİLA
İran'ın mesajı: 'Lübnan hükümetine destek verin'
Türkiye son günlerde yoğun bir diplomatik tra...
Güneri CIVAOĞLU
Sandık efsaneleri (2)
Kasım 2007 seçimleri için beklenti, CHP, MHP ...
Can Dündar
Brecht'in kadınları
14 Ağustos, Bertolt Brecht'in 50'nci ölüm yı...
Metin MÜNİR
Oeko-Tex standardına göre evlat yetiştirmek
Geçenlerde bir gün alışverişe gittim.
Hasan PULUR
Ne istedik, ne bulduk?
ZAMAN zaman başımıza gelenlere bakıp "Bunları...
Derya SAZAK
Defile gibi
Danıştay saldırısını gerçekleştiren Alparslan...
Meral TAMER
The Sofa: Her dilde anlamı aynı
Ben tatile gidiyorum. Yazın sonuna yaklaştık,...
Ece TEMELKURAN
Ali
Biz gülüyorduk tuhaf tuhaf. Ali, öylece bakıy...
Tamer HEPER
Bu fiil suç değil de nedir?
Gözlerim yuvalarından dışarı fırladı. Bir def...
Osman ULAGAY
Türkiye'ye 'kodum mu oturturum' tuzağı
Diyalog hayli kaliteli:
Güngör URAS
Yazlıklarda nüfus kışın 25 bin, yazın 1 milyon
Muğla Valisi Temel Koçaklar diyor ki: "Bodrum...
Serpil YILMAZ
Zengin de satıp fakire dağıtıyor
Bitlis'e giriyoruz, tepelerden dere yatağına ...

© 2006 Milliyet