Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 14 Ağustos 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Anadolu'da eski eser gezmek

Harabeleri gezerken zihnimizi meşgul eden soruların cevabını aradığımız ve bulduğumuz zaman gerçekten tarih öğreniyoruz demektir

Fax: (0312) 427 20 64

Yaz tatili ve geziler başladı; itiraf edelim bizim halkımız tarihi harabeleri yolu düştükçe görür. Kimsenin elinde plan ve rehber de bulunmaz. Türkiye'de bir yerleri hedefleyip sefere çıkmak sadece tercüman rehber eğitimi görenlere ve sınırlı sayıdaki arkeoloji öğrencilerine mahsustur.
Uğradığımız ören yerleri kafalarımızda soru işaretleri yaratır. Sütun başlıkları, bina alınlıkları mesela kemersiz ve kubbesiz yapıların Yunan dönemi, kubbe ve kemerin ise Roma dönemine ait olduğu gibi birkaç özelliği okullarda sanat tarihinde öğrenmediğimiz için karşımızdaki harabenin tarihi serencamı üzerinde de kafalarımızda cevapsız sorular doğar.
Bu soruların cevabını aradığımız ve bulduğumuz zaman gerçekten tarih öğreniyoruz demektir. Çünkü yeni zaman Avrupalı toplumlarına has bir imtiyaz gibi görünen genel anlamdaki tarih öğretimi; müze eşyaları ve tarihi kalıntı incelemesine, yani bize kalan malzeme ve ayrıntının incelenip anlaşılmasına bağlıdır. Kitaptan veya daha kötüsü rasgele konferans ve sohbetlerden kulak doldurularak tarihi sorunların gerçekten kavranması pek mümkün değildir.
Gezdiğimiz harabelerde zihnimizde bazı sorular uyanır. Bu şehirleri ve eserleri, zamanın ve iklimin dışında hangi olaylar ve hangi eller bu hale getirmiştir? Bu tip soruların cevabı muhteliftir ve çoğu da "atmasyon" dediğimiz cinstendir.

Zengin bir ülke
Şu gerçek kabul edilmelidir: Türkiye eski eserler yönünden sayıca ve çeşitçe çok zengin bir ülkedir. Bu konuda Mısır ve İtalya onunla yarışır. Mısır'ın kendi eski medeniyeti tükenmeyen bir hazinedir. Memluklar devri onun üstüne eklenen bir renktir. İtalya eski Yunan medeniyetini güneyinde ve Sicilya'da tanımıştır. Roma medeniyeti ise şüphesiz ki İtalya'da en önemli eserleriyle ortadadır.
Ama burada bir parantez açalım. Roma medeniyetinin İtalya dışında en görkemli eserleri Anadolu'da ve sonra Suriye'dedir. İtalya çağdaş medeniyeti yaratan bir ülke olarak, Rönesans'ın zenginliklerini hemen her bölgesinde barındırır. Ravenna'da Bizans, Sicilya'da bazı İslami kalıntılar bir serpintidir. Akdeniz'in kuzeyinde İslam medeniyetinin en önemli zenginlikleri İspanya'nın Endülüs bölgesindedir.
Türkiye'de Yunan-Roma döneminin öncesi, yani Hititler, Urartular, Mezopotamya uygarlığının uzantıları çok geniş bir alana dağılmıştır. Bizans medeniyetinin merkezi yapıları bu ülkededir. Üstüne Selçuklu ve Osmanlı uygarlığı en görkemli örnekleriyle gelmiştir. Bugün ülkeyi baştan başa saran Selçuklu kervansaraylarının restorasyonu bir yana, galiba Profesör Ayşıl Yavuz'un bir çalışması dışında tam bir envanterine bile sahip değiliz. Bunların birkaç tane ile sınırlı olmadığı çok açıktır.
Anadolu'ya her yeni gelenin mimar ve ustaları eskilerin tecrübesinden, hatta kadrolarından istifade etmiştir. Temel yapılar korunmuştur. Filistin'de Leda'da Aya Yorgi Kilisesi ile büyük cami nasıl bitişik ise, bizde de Ankara'daki Augustus mabetine bitişik Hacı Bayram Camii nadir örneklerden değildir.
O halde söz konusu olan yıkım nedir? En önemli etken şehirlerin terk edilmesidir. Bütün Batı Anadolu'da liman kentleri, Asya Metropoliti unvanını taşıyan Efes örneğinde olduğu gibi liman ağızlarında kurulur. Bu uygun stratejik konum, şehirleri zenginleştirir, büyütür ama nehrin sürüklediği alüvyonlar birkaç asır içinde şehrin denizle ilişkisini keser. Bataklık ve hastalık şehrin hayatını ve geleceğini karartır, büyük depremler de şehrin takatini tüketir.

Türklerin tavrı
Ege kentleri gerçekten yıkıcı istilalar görmemiştir ama zaman ve coğrafya bu yıkımı ifa etmiştir. Batı düşüncesinde zamanlamayı ve coğrafyayı şaşıran tarihçiler; Müslüman Türk istilacıların bu şehirleri yakıp yıkarak bir medeniyeti ortadan kaldırdıklarını söylerler. Oysa Türklerin Batı Anadolu'ya ulaşmaları 13'üncü asır sonunu bulmuştur. Miladın 4-5'inci asrı ile 13'üncü asır arasındaki 800 senenin bu hesap cetvelinden nasıl çıkarıldığını anlamak mümkün değildir. Doğrusu kimse bir bölgedeki çöküntünün tarihini satvetli devirler kadar ayrıntılara eğilip ihtimamla yapmıyor.
Efes Müzesi'ndeki örneklere bakmak yeter; mesela İmparator Augustus ve karısı Livian'ın devasa heykellerinin alnına haç işareti kazınmış ve güya vaftiz edilmişlerdir. İlk Hıristiyanlar çok tanrılı dünyanın tanrı, tanrıça ve imparator heykellerinin kafalarını kopartmak ve parçalamak için 1000 yıl sonraki Müslüman fetihlerini beklemediler.
Türkler bu kıtaya geldikleri zaman buna rağmen eski şehirleri ıslah etmeyi tercih etmişlerdir. Kullanılan isimlerde telaffuz farklıdır, örneğin; "Eski Hisar" anlamında Paleokastron=Balıkesir veya Kengriyon=Çankırı veya Tripolis=Tirebolu veya Tefreke=Divriği gibi. Tanımadığın bir coğrafi ortamda yeni şehir kurmak çılgınlıktır, galiba bu istisna sadece Bursa Yenişehri'nde veya Karaman ilindeki Ermenek'te denenmiştir.
Anadolu baştan başa Helenlerle meskûn bir kıta değildi; öyle olsa biz de Helenleşirdik. Sayısız dil ve kavim yaşıyordu. Bu nedenle aslında bilinen tarihin en geç zamanında yani 12'nci asırda fethi başlayan ülke çok çabuk Türkleşti ve bir müddet sonra yurdumuzun adını Turchia veya Turkmenya diye Cenevizli ve Venedikli tacirler koydular.
Kıyılarda ve çevre dağlarda en olmadık yerlerde şehirler ve kaleler görülür. Karadeniz dağları ve iç kesimlerde Gürcü ve Ermeni kiliseleri vardır. Bunların çoğunu sıhhatli rehberlerden takip edemeyiz. İlmi envanterler şimdilik burayla ilgilenmemiştir. Hepimize iyi bir yaz tatili ve verimli geziler diliyorum.



PAZAR
"Kahvaltıda 10 yumurta, öğlen iki tavuk yerim"
"Kitabı Müjdat ile buluşmadan yazdım"
Rock konserinde alkol koması, caz konserinde kalp krizi alarmı!
"Amerikalılar önceleri gelmeye çekindi"
Samsun'a çıkmak
Üç ülke üç müzisyen: Koan
Mahalle Afet Gönüllüleri
Brecht'in kadınları
Hayaller ve gerçekler
Aret bey yöresel malzemeyi iyi tanıyor
Anadolu'da eski eser gezmek
5 kilo vermek için 25 öneri
Bu bana, bu sana, bu bana, bu da bana
Burada kimsenin canı sıkılmaz
Hani Okulu Sevecektim!
Kaplan birası içip timsah yedik





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet