|
 |
|
|
Bu bana, bu sana, bu bana, bu da bana
tubakyol@yahoo.com
Evlenme teklifi aldım. Pek romantik değildi. Yok, aslında hiç romantik değildi. Aslında teklif bile değildi. Şimdi ayrılırsak onun sahip olduğu mallar üzerinde hiçbir yasal hakkım olmayacak ya benim, o yüzden evlenelim dendi.
Çok da boşanma oluyor şu sıra hem çevremizde hem gazetelerde. Oradan esinle, evlilikten ziyade ticari bir ortaklık teklifi.
Önce tabii "Evlenmeden vücuduma sahip olabilirsin ama evlilik karşıtı ruhuma asla!" diye racon kestim.
Sonra düşününce... Hava atmaya lüzum yok, durum ortada. Benim ruhum da satılık, üstelik gayet ucuza!
Tamam, evlenelim.
Ama ayrılmaya karar verdiğimizde.
Evleniriz, sonra hemen "anlaşmalı" mı deniyor, boşanma davası açarız.
Anlaşma şöyle: Sen sahip olduklarının yarısını bana verirsin.
Safsın ya sen. Ya da safım ben!
Araları bal değil ama...
Arkadaşlarımız boşanıyor. Evleri ayırdılar. Biz ama erkek tarafıyız, erkeğin daha yakın arkadaşı. Arkadaş paylaşımında biz erkekte kaldık.
Geçenlerde işte bu arkadaşımız çocuğunu görmek için eski-ortak evlerine gidiyor. Kapıyı çalıyor, kapı açılıyor, eve giriyor.
Çocukları için dışarıda birlikte bir gün geçirecekler.
Hülya Avşar-Kaya Çilingiroğlu kadar "Her şey çocuğumuz için, onun hatırı için Amerika'ya da uçarız, birlikte tatil de yaparız çifti" değilseler de çocuklarını seven, onu mutlu etmeye gayret eden bir çift onlar. Araları bal değil tabii, nihayetinde boşanıyorlar ama birbirlerinden öyle şiddetle nefret ediyor da değiller.
Evden çıkarlarken, karısı o esnada çocukla ilgilendiği için, bizimki anahtarlarını çıkarıyor.
Kapıyı kilitleyecek...
Telefonda sesi ağlayacak gibi geliyordu. "Kilidi değiştirmiş" dedi, "Buna inanabiliyor musun?"
O hâlâ inanamıyordu belli ki, tekrar edip durdu: "Kilidi değiştirmiş."
Zaaf, iftira, şantaj...
Cem ve Bettina Hakko da boşanıyor. 23 yıldır evliler.
23 yıl sonra...
Cem beyin boşanma dilekçesinde "toplum içinde saygın bir yere sahip olan ailesine uyum sağlayacağı ümidiyle evlendiği Bettina Hakko'nun özel zaaf ve ilişkilerini öğrenince boşanmaya karar verdiği" yazıyor.
Bettina hanım da kocası hakkında şantaj ve iftira suçundan savcılığa suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor.
Üç şişe temizlik deterjanı
Paul McCartney ile Heather Mills de boşanıyor.
Mayıs ayında boşanacaklarını açıkladılar. Tüm suç ha bire özel hayatlarına müdahale eden basındaydı. Bu boşanmadan basını sorumlu tutuyorlardı. Arkadaş kalacaklardı.
Salı günü Heather, kocası ile eski-ortak evlerine gitti.
Sürpriz!
Tüm kilitler değiştirilmişti.
Heather'ın koruması onu içeri sokmak için duvara tırmandı. Bahçeye geçip Heather'a kapıyı açacaktı.
Bunu gören McCartney'in güvenlik görevlisi polisi aradı.
Sonra Heather'ın sözcüsü açıklama yaptı. Sir Paul ortak banka hesaplarını dondurmuştu. Ve Sir Paul, Sussex'teki evinden karısının üç şişe temizlik deterjanı aldığından yakınıyordu.
Yanlış okumadınız.
Haber BBC'den.
Ve evet, üç şişe deterjan söz konusu.
Bildiğimiz yer temizleme şeysi.
Belki bizim arkadaşın karısının kilidi değiştirmesinin sebebi de budur.
Ya da üç temizlik süngeri, üç toz bezi falandır; kim bilir?
Bu arada Mills, Prenses Diana'nın avukatını tuttu. McCartney ise Prens Charles'ınkini.
Boşanma pek "arkadaşça" geçecek gibi görünmüyor sanki.
* * *
Paylaşılacak paranın miktarı arttıkça çirkeflik dozu da yükseliyor olabilir ama bazen üç kitap, iki CD, deterjan ve toz bezi için çekilen sancı da daha az şiddetli olmuyor.
Paylaşmak zor. Her şeyi...
Peki bu faul değil mi Erman hoca?
Şimdi arkadaşım, ben maç izlemek için kalkıp mahalle kahvesine gitsem ne olur? Dış gebelik gibi bir şey olur.
Ne alakası var?
Alakasız işte. Bir kadının mahalle kahvesine maç izlemeye gitmesi alakasız olur yani, onu diyorum.
Haaa...
Demek ki ben bu maçı evde izleyeceğim. Evde izleyeceğim, sonra kahve ağzıyla iki yorum için de seni dinleyeceğim.
Değil mi hocam?
Peki hocam sen alakasız yorumlar yapar mısın?
Yaparsın. Hep yapıyorsun.
"Benim bir jinekolog arkadaşım var" diye başlıyorsun, sonra bir pozisyonu "dış gebelik"e benzetiyorsun, çıkıyorsun oradan, "Her gün seks yaparsan çocuk olmuyor" diyorsun, "Kadının yumurtlaması lazım" diye devam ediyorsun, sonra bu sohbeti "İşte gol olması için ona göre adam oynatcan"a bağlıyorsun, alıyorsun lafı oradan, "Sevgililer Günü'nde niye hep erkekler kadınlara çiçek veriyor?" diye soruyorsun, bunu da bağlamıyorsun hatta bir yere, dağınık bırakıyorsun...
Şimdi arkadaşım, bunlar mesele değil.
Fakat bu "Ben demokratik genelkurmay başkanı istemiyorum abi" faul değil midir hocam?
Şansal Büyüka sorsa, "Bu faul değil" dersin onun gözünün içine baka baka, o tam "Aman hocam..." derken, "Şimdi arkadaşım" diye başlar, devam edersin: "Bu faul değil, bu basbayağı insanlık suçu."
Haaa...
|
|
|

|