|
Ortadoğu üstüne "fal bakma" modası
İç ve dış politika üstüne "fal bakma" modası, eski kuşakların vitrinsel şöhretleri arasında da yaygındı, bugün de yaygın.
Vaktiyle bakılmış falların, ne kadar doğru çıkıp çıkmadığı üstüne eğlenceli araştırmalar yapma merakı ise, bir türlü yaygınlaşıp modalaşamıyor.
Oysa "sıradan görünümlü insanlar"ın dışına çıkma tutkusuyla yanıp tutuşan gençler, eski gazete koleksiyonlarını karıştırsalar biraz da; kimbilir ne matrak siyasetçi palavralarıyla öngörüleri ve ne angutolojik falcılıklar bulurlar kahkahalar koparacak...
Hem de arandıkları şöhrete, uça uça kavuşarak.
* * *
Ortadoğu üstüne fal bakma; o alandaki uzmanların, kendilerini kanıtlama açısından da bereketli bir konu; aynı yumakla oynamak isteyen kedi yavrusu benzeri amatörlerin, selam göndermeye çalıştıkları çevrelerce benimsenmelerini de, kolaylaştıran bir konu...
* * *
Güncel falcılık, ABD'nin "Büyük Ortadoğu projesi" üstüne renklenip tüyleniyor...
İslamın Sünni kesimini, Şii kesiminin karşısına dikmek ve İran'ın üstündeki baskıyı artırmak amacı gibi...
* * *
Şiddet eylemleriyle İslamın liderliğine soyunanları, nefes alamayacakları bir sıkışıklığın içine düşürmek ve yandaşlarını, aç-sefil sürünmek zorunda bırakmak amacı gibi...
* * *
Petrol kaynaklı Şark saltanatının, çulsuz bıraktığı Arap kitleleriyle, milyonlarca yoksul Müslümanı, küresel kapitalizmin muhtaç olduğu tüketici pazarlarıyla bütünleştirmek amacı gibi...
* * *
ABD'nin müşteri olarak devletlere muhtaç silah endüstrisiyle, müşteri olarak zenginleşmiş kitlelere muhtaç elektronik endüstrisini; petrolün tahtından inmeye başlamasıyla birlikte sibernetik bir denklem içinde tuta tuta, Ortadoğu'dan başlayan evrensel bir ABD egemenliğini pekiştirmek amacı gibi...
* * *
Bizde de, tüm dünya medyasında da, fal bakma modası sürüp gitmeye mahkum bir oranda...
"Ulus-devlet" modelinin yarattığı "demagoglar egemenliği" dönemi, her gün fal bakmayı zorunlu kılmada...
* * *
Zorunlu kılmada, çünkü "ulus-devlet" modelinin kümeslerinde yaşayanlar, horozlarının "kapalı kapılar ardında" ne tür pazarlıklar yaptıklarını da bilmiyorlar; istihbarat servislerinin ne menem planlar hazırladıklarını da...
* * *
Özellikle Türkiye'de, yönetilen kitlelerin "bilinç düzeyi"ndeki sevimlilik; Kadir Çöpdemir'in, güncel konularla ilgili olarak sokaktaki vatandaşlarla yaptığı röportajlarda iyice su yüzüne vurmada...
Geçenlerde Çöpdemir, "özgürlük" üstüne 159 ülkeyi içeren bir araştırmada, Türkiye'nin 84'üncü sırada bulunduğunu açıklayarak, sokakta rastladığı vatandaşlara soruyordu:
- Sizce Türkiye'de özgürlük var mı?
Aldığı yanıtlar, Somali'ye gitmiş komutanların oralarda giydikleri botları, askeri müzelere koyduracak bir kalite ve zarafetteydi.
Süslü püslü genç bir hanım:
- Erkekler için var, kadınlar için yok, diyordu.
Sonra da Türklerin, özellikle de erkeklerin, yasa falan dinlemedikleri için özgür olduğunu söylüyor ve o sırada kırmızı ışıkta geçen bir yayayı göstererek:
- İşte bakın nasıl özgür, diyordu.
* * *
Kadir Çöpdemir'in, özgürlük üstüne sokaktaki vatandaşlarla yaptığı konuşmaları izlerken, Jean-Paul Sartre'ın bir saptaması geldi hatırıma:
- Özgürlükten yoksunluk, düşündüğünü açıklayamama olarak görülmemeli. İnsanlar, düşündüklerini açıklama olanağını, ne yapar yapar bulurlar. Özgürlükten asıl yoksunluk, hiç mi hiç "düşünememiş" olmaktır.
* * *
Ve sokaktaki birçok vatandaş, "özgürlük"ün ne olup, ne olmadığını hiç mi hiç düşünmemişti.
Özgürlük üstüne 159 ülkeyi içeren araştırmada, başta gelen ülkeler; Estonya, İsviçre, Kanada, İrlanda'ydı. ABD 8'inci sıradaydı ve Türkiye 84'üncü sırada...
* * *
Bizce, Ortadoğu ülkelerinin gerçekten falına bakmak için, 50 yıl sonrasını da öngörebilmek gerekir...
50 yıl sonraki dünya, öngörülebilir mi, öngörülemez mi?
* * *
50 yıl önce bugünkü dünya, öngörülebiliyor muydu, öngörülemiyor muydu?
Örneğin insanların, Bağdat Caddesi'nde yürürlerken ellerindeki cep telefonlarıyla çekecekleri fotoğrafları, saniyesinde Japonya'ya gönderebilecekleri ve bizim Akdeniz kıyılarındaki tatil kentlerine doluşacak Rus turistler için Rusça gazete çıkarılacağı öngörülebiliyor muydu, öngörülemiyor muydu?
Irak'a Talabani'nin Cumhurbaşkanı olmasına kadar, örnekler çoğaltılabilir.
* * *
"Ulus-devlet" modeline sımsıkı bağlı falcılıkların ötesinde, bambaşka bir pencereden dünyaya bakıldığında...
Enerji kaynaklarıyla teknolojideki değişimler sonucu, gitgide hızlanan bir küreselleşme sürecinde...
6 milyarlık insan nüfusunun 1 milyarlık "gelişmiş" bölümüyle; 5 milyarlık "azgelişmiş" ve "gelişmekte olan" bölümü arasındaki ilişkiler, ne tür bir akıntının ırmağını oluşturacak?..
"Gelişmiş"liğe direnme mi iflas edecek; yoksa bir türlü "gelişmekte olma"yı aşamamışlık mı, "gelişmiş"liğe karşı ağırlığını kabul ettirecek?..
* * *
30-40 yıl içinde "gelişmiş"liğe direnme iflas etmeye başladığında...
Yahut "gelişmekte olma", baş edilmez ağırlığını kabul ettirmeye başladığında...
Evrensel üretim ve tüketimin durumu ne olacak?
* * *
Hadi biraz da fantezist bir fütürizme doğru açalım fıskiyeleri...
Rusya da, Türkiye'den önce AB üyesi olduğunda ve AB ile de ABD; aynı para biriminde birleştiğinde...
"Ulus-devlet" modelinin anlamı, gitgide buruşur mu, buruşmaz mı?
* * *
Ne yazık ki iç ve dış politikada fal bakma modası, hiçbir zaman 50 yıllık bir geleceği kapsayamadı...
Ve şimdi birkaç aylık bir falcılığa bendeniz de uyarak diyorum ki:
- Lübnan'a gönderilecek uluslararası barış gücüne, Türk askeri de mutlaka katılacaktır.
Falım doğru çıkmazsa, Arap olayım.
c.altan@prizma.net.tr
|
|