|
Mavi yolculuk notları (3)
Latife Hanım!
Hisarönü'deki Bademli koyunda keklik sesleriyle uyandım, bir sabah vakti erken.
Deniz kıpırtısızdı.
Harikulade manzarayı, belli belirsiz bir tül perdenin arkasından kat kat uzanan dağları seyrederken düşüncelere daldım.
İnsan belleği ne tuhaf!
Hiç olmadık zamanlarda, olmadık çağrışımlarla, olmadık şeyleri, belki de anımsamak istemediğin ne varsa birdenbire ortalığa saçıveriyor. Nereden çıktı şimdi bunlar diye şaşırıyorsun.
Belleğin zalim yanı bu olmalı.
Daniel Barenboim, kitabının bir yerinde Necip Mahfuz'dan bir alıntı yapmış. Aynı alıntıyı ben de bir kitabımda yapmıştım.
"Belleğin zalimliği, unutkanlıkla dağılıp giden şeyleri hatırlatmakta gösterir kendini."(*)
Şöyle:
"Bazı olaylar, unutmanın cömertliğine bırakılması gerekirken, bazı olaylar da hatırlamanın dürüstlüğüne ihtiyaç duyarlar?"
İyi güzel.
Ama unutulacak olanla, hatırlanacak olana kim, nasıl karar verecek?
Hele yaşananlar 'tarih'le ilgiliyse.
Tarih baba unutmuyor!
Tarihin sayfalarına yazılan bir şey eninde sonunda "Hey, ben buradayım!" dedirtiyor. Hiçbir şey ilelebet karanlıkta kalmıyor.
Ya da unutturulamıyor.
Tarihin bu cilvesini, İpek Çalışlar'ın Latife Hanım'ını okurken bir kez daha düşündüm.
Ayrıca, sevdiği bir kadınla ilişki içindeki Mustafa Kemal Atatürk'ü etten kemikten bir insan olarak bir kitabın sayfalarında okumak hoşuma gitti.
Keşke romanlar da yazılsa böyle.
Filmler de yapılabilse...
Atatürk, Latife Hanım'ı sevmiş.
Ona âşık olmamış olsa, esir aldığı Yunanlı Komutan Trikopis'in tabancalarını ve İzmir'i düşmandan kurtardığında hükümet konağına çekilen sancağı hiç Latife Hanım'a hediye eder miydi?..
Sanmıyorum.
1923 ile 1925 arasında iki buçuk yıl Atatürk'le evli kalan Latife Hanım'ın daha iyi anlaşılması, yalnız Atatürk'ün değil, onunla birlikte Cumhuriyet Devrimi'nin de daha yerli yerine oturmasını sağlayacak.
Tarih 9 Mart 1923.
Washington Post'ta bir haber:
"Bayan Mustafa Kemal, Ankara'daki evinde yabancı erkek gazetecilere önceki gün çay ikram etti. Ve haber, bütün dünya gazetelerinin birinci sayfasında yer aldı. Bu gerçekten dikkate değer bir durum. Çünkü 500 yıldır Türkiye tarihinde ilk kez böyle bir olay yaşanıyor. Eski Türkiye'nin öldüğünü, yeni bir Türkiye'nin doğduğunu gösteriyor. Ancak değişim daha tamamlanmadı. Kemal'in Batı yanlısı fikirlerini, onun kafasındaki kadın kavramını, eski günlerin sonuna gelindiğini henüz bütün Türkler kabul etmiyor. Anlaşıldığı kadarıyla bizim için George Washington neyse, Türkler için de Kemal öyle. Etkisi muazzam ve onun çizdiği örneğin yerleşeceği kesin. Geçmişin Türkiye'si ölüyor."(**)
Yeni Türkiye'nin doğuşunda, ilk kritik yıllarında Latife Hanım'ın rolü, sevgili İpek'in kitabındaki birçok sayfada kendini belli ediyor.
Ama bu rolü daha iyi anlayabilmek için Latife Hanım'ın Türk Tarih Kurumu'nun kasalarında saklı belgelerinin, özellikle günlüklerinin de açıklanması şart.
Latife Hanım, Atatürk'ten ayrıldıktan sonra ölünceye kadar tam elli yıl sustu, hiç konuşmadı. Duygu ve düşüncelerini yalnız günlüklerine döktü.
Diliyorum, bu günlükler çok gecikmeden gün ışığına çıkar ve İpek Çalışlar da Latife Hanım'ın ikinci cildini yazar. Unutmayın Shakespeare'in sözünü:
"Bütün dünler, bugünleri aydınlatan fenerlerdir."
Mavi yolculuk notlarının dördüncüsü yarın.
* Barenboim, Edward Said, "Paralellikler ve Paradokslar" kitabındaki "Almanlar, Yahudiler ve Müzik" başlıklı makale, s. 193, Agora Kitaplığı.
** İpek Çalışlar, Latife Hanım, Doğan Kitap, s. 145.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|