|
"Bizi kimlere bırakıp gidiyorsun ey Türk?!"
ZAVALLI Arapların halini gördünüz. İsrail çoluk çocuk sivil, kadın, ihtiyar demeden saldırıyor, kundaktaki bebekler bile ölüyordu...
Neredeydi, aynı dilden, aynı dilden, aynı ırktan "kavm-i necib"in soylu Arapları?
"Para babaları"nın en kodamanı İstanbul'da para yiyor, Amerika'nın çizeceği "Büyük Ortadoğu Haritası"na Türkiye'yi razı etmek için aklınca havuç gösteriyordu.
Bu son olayın tarihini yazacak olanlar, belki "Her şey bir İsrailli onbaşının Hizbullah örgütü tarafından kaçırılmasıyla başlar" diye yazacak, belki de adını "Onbaşı Savaşı"diye koyacaklardır.
* * *
DIŞ görünüşe bakarsanız öyle, ama derine inerseniz, bu olayın, Amerika'nın Ortadoğu'da kurmak istediği düzenin denemesi olduğunu görürsünüz.
İsrail'in gücü ne, Araplar ne kadar dayanacak?
* * *
ORTADOĞU'YU, Lübnan'ı Filistin'i kan götürürken oraların seksen yıl öncesini hatırladık, daha doğrusu bir canlı tanığın anlattıklarından... (X)
Yıl 1912, Harbiye'den mezun olan çiçeği burnunda Teğmen Selahattin Günay, müfreze komutanı olarak Şam'a atandı, Filistin'de değişik yerlerde görev yaptı, 1914'te bugün Suriye sınırları içinde olan Havran'a Jandarma Komutanı oldu...
Birinci Dünya Savaşı'nın dört yılını bu bölgede yaşadı. İhanetleri, alçaklıkları görerek...
Selahattin Günay, o günleri, Arapların isyanını bir cümleyle özetler:
"Gün geçtikçe şımarıklık artıyordu, İngilizlerin altınları tesirini gösteriyordu."
Bugünkü Amerikan dolarları gibi...
* * *
ARAP çöllerindeki Türk askeri, hem İngilizlerle, hem onların parayla kışkırttığı isyancı Araplarla mücadele ederken, Birinci Cihan Savaşı'nın sonu gelir, Osmanlı yenilmiştir, Türk askerleri bulundukları yerden çekileceklerdir.
Selahattin Günay "Ayrılış"ı şöyle anlatır:
"Bu ayrılıştan duyduğum hüzün ve elemi babamdan ve baba ocağından ayrılırken duymamıştım. O canım yerleri belki bir daha görmemek üzere terk ediyor, vatanın bu parçasını öksüz ve yetim bırakıyorduk. İki gözümüz iki çeşme gayrı ihtiyari boşalıyor, her attığımız adımı artık hasretle geride bırakıyorduk.
Ah, o ne acı anlar ve günlerdi."
* * *
OYSA oraları vatanın bir parçası değildi ki, öksüz ve yetim kalsın!
Vatan Anadolu'ydu, Selahattin Günay da bir süre sonra Anadolu'ya geçecek, vatanını kurtarmak için savaşacaktı.
* * *
O çekiliş gecesinin Selahattin Günay'da kalan bir anısı vardır ki:
Tam kalenin kapısından çıkarken, uzaktan tanıdığı genç bir Arap önünü kesti, eğildi, iki eline sarıldı:
"Ah siz ve siz Türkler, bizi kimlere bırakıp böyle gidiyorsunuz ya Selahattin? Arkanızda koca bir tarih bırakarak buradan ayrılıyorsunuz... Ne yazık ki biz sizleri bulamayacağız!"
* * *
O delikanlının torunları yaşıyorsa, dedelerinin "Bizi kimlere bırakıp gidiyorsun?" dediği Türklerin, onları kimlere bıraktığını şimdi görmüşlerdir.
Niçin bıraktıklarını da tarih yazar!
————
(x) Suriye ve Filistin Anıları, Selahattin Günay, İş Bankası Yayınları.
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|