Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 18 Ağustos 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ölüm korkusuna çare: Tecavüz et, cinayet işle!

Şunu da yapmadan ölmeyeyim dediğiniz şey nedir? Küçük bir kıza tecavüz edip bir aileyi öldürmek nasıl bir "son istek"tir?

tubakyol@yahoo.com

Her an ölebilecek olsanız, ölmeden önce son olarak ne yapmak istersiniz? Şunu da yapmadan ölmeyeyim dediğiniz şey nedir?
14 yaşında Iraklı bir kıza tecavüz edip birkaç da Iraklı öldürmek...
Olabilir mi mesela?
Bu nasıl bir "son istek"tir?

"Stres atıcı fikir"
"Demokrasi ve insan hakları götürmek" için Irak'a giden Amerikalı askerlerden birkaçı "her an öldürülme korkusunun yarattığı ağır stres"i atmak için kontrol noktalarından birinde içine ağrı kesici katılmış viskilerini yudumlayıp kağıt oynarken, Steven Green kağıt oynamaktan ve ağrı kesicili viski içmekten çok daha "parlak" bir "stres atıcı fikir"le çıkagelir.
Birkaç Iraklı öldürmek istemektedir.
Bir de geçen gün devriye gezerken gördüğü 14 yaşındaki şu güzel Iraklı kıza tecavüz etmek.
Oyundan sıkılmış ya da o esnada oyunda kaybetmekte olan dört askere iyi bir fikir gibi gelmiş olmalı ki Steven Green'in planına ortak olurlar.
Böylece Amerikalı askerler Iraklı ailenin evine giderler. Iraklı karı-kocayı ve beş yaşındaki kızlarını öldürürler.
14 yaşındaki kıza tecavüz ederler.
Tecavüzün ardından onu da öldürürler.
Sonra kızın cesedin üzerine odadaki gaz lambasından gazyağı alıp dökerek ateşe verirler.
Oh, aman da ne iyi gelmiştir, stres falan kalmamıştır askerlerde herhalde!
En azından savunmanın tezi böyle.
Bağdat'taki ön duruşmada sanıkların avukatları olaya karışmayan "masum" askerlere nasıl da büyük bir stres altında olduklarını anlattırdı.

Empati-mempati hadisesi
Böylece 14 yaşında bir kıza tecavüz eden, onu ve ailesini öldüren Amerikalı askerlerin nasıl bir ortamda, hangi koşullar altında böyle bir şey yaptıklarını anlayacağız ya biz; empati-mempati hadisesi!
Justin Cross mesela "Her attığımız adımda havaya uçurulacağımızı sanıyorduk" dedi: "Yürüyen ölü gibiydik, 'Bugün ölürsem, ölürüm' diyorduk. Öldürüleceğiz diye doğru dürüst uyuyamıyorduk. Her an ölebiliriz diye..."
O beş asker her an ölebilecekleri için tecavüz edip cinayet işlediler, öyle mi?
Empati kurabildiniz mi bari?

Bugün tüm canlıların son günü olsaydı

İngilizcesini okuduğum -7'nci sınıfta İngilizce dersi için zorla okutturulduğum- ilk roman "On the Beach / Kumsalda"ydı.
Nevil Shute'un kitabı yanlışlıkla çıkan bir nükleer savaşın ardından dünya üzerindeki tüm canlıların ölümünü anlatıyordu.

Ölüm bulutu geliyor
Herkes ölmüştü, herkes. Geriye sadece Avustralya kalmıştı, ki radyasyon bulutları oraya da birkaç gün içinde ulaşacaktı.
Kitap işte o son birkaç günde, Avustralya'da küçük bir kentte geçiyordu.
İnsanlar ölümü bekliyordu. Çoğu soğukkanlılıkla, kimi isyanla, korkarak, ağlayarak, gülerek, hatta aşık olarak...
Belediye intihar hapları dağıtıyordu. Radyasyon bulutları gelmeden önce, insanlar ne zaman isterlerse o zaman, acısız ölsünler diye.

Nahifti, nahifmişiz...
Nahif bir kitaptı.
1957'de yayımlanmış, o yüzdendir herhalde.
Radyasyon bulutlarını bekledikleri o son birkaç günde bile insanlar hâlâ para vererek alışveriş yapıyorlardı mesela -ne tecavüz, ne saldırı ne yağma, ne cinayet!
Anne-babasına isyan edip azıcık dağıtan ergen bile yoktu yani ortalıkta, o kadar nahif.
Biz de ne kadar nahifmişiz -13 yaşında falandık, o yüzden herhalde- bu nahifliğe değil de, öyle araya sıkışmış bir tanecik cümlede, çöpçüler işi bıraktığı için sokakların çok kötü koktuğundan bahsediliyor olmasına takılmıştık.

Doktor işi bırakır mı?
Ezgi takılmıştı en çok, Ezgi abla; "Ama böyle olmaz ki!" demişti, "Herkesin işini yapmaya devam etmesi gerekir, değil mi?"
Emin değildim.
Ama tabii böyle bir durumda öğrenciliği hemen bırakacağımı söylemiştim. Birkaç gün sonra öleceksem niye derse gireyim?
"Peki doktor olsaydın" demişti Ezgi abla, "doktorluğu bırakır mıydın?"
Birkaç gün içinde herkes ölecek. Doktor ne yapabilir ki?
Yaralıların, kanser hastalarının acılarını dindirir mesela. Son iki gün bile olsa, o son iki günü yaşamak ister insanlar ve tabii ağrısız yaşamak...
Hayır, doktor olsam işi bırakmazdım galiba.

Yazımı yazardım
İnanmayacaksınız ama, eğer gazete çıkmaya devam ediyorsa, yazı yazmayı da bırakmazdım. Oysa her fırsatta kaytarmaya çalışırım.
Ama her an ölebilecek olsaydım, geride o yazıyı okuyacak kimse kalmayacağını bilsem bile, o son yazıyı yazardım yine de.
Gibi geliyor bana en azından şu anda.
Fakat çok uğraşmazdım yazıyla; onu da söyleyeyim. Konu falan aramazdım. Cümlelerle oynamazdım.
Koskoca bir son günü bir tane yazı yazmaya çalışarak geçirecek kadar sorumlu gazeteci-sorumlu köşeci bir kimse değilim.
Siz?
Her an ölebilecek olsanız... Hepimiz her an ölebiliriz zaten, el artırıyorum o yüzden:
Şu kitaptaki gibi her an ölebilecek olsanız ve sizinle birlikte dünya üzerindeki tüm canlılar ölüyor olsa, geriye sizi iyi ya da kötü hatırlayacak hiç kimse kalmayacak olsa...
O son günde ne yapardınız?

Bir düşünün bakalım...

"Sanatın amacı bir tepki yaratmaktır. İzleyenin düşünmesini veya bir şeyler hissetmesini sağlamak. Neşe. Öfke. Mizah. Tiksinti."
Bu fotoğraflar bence sanat.
Sanatçı olmak isterseniz www.madeyouthink.org Bush'lu flamaları adresinize gönderiyor.
Tek istedikleri flamayla işaretlediğiniz "Bushluk"ların fotoğrafını siteye yüklemeniz.
Eleştirileriniz için de theman @madeyouthink.org'a (sizi düşündüren adama) mesaj gönderebilirsiniz.



"Primum non nocere / Önce, zarar verme!"

Dünya üzerinden canlıların silinmesine birkaç gün kala, kendileri de ölecekleri halde doktorların hâlâ görevlerinin başında olmasını bırakın, ortada böyle olağanüstü bir durum yokken bile Türkiye'de çoğu doktorun işini ne kadar doğru yaptığı tartışılıyor.
Antalya'da SSK Sağlık İşleri Müdürlüğü'nde görevli doktorlar bir rapor hazırlamışlar.
Tedavi için hastaneye giden SSK'lılara gereksiz ameliyatlar yapılıyor, gerekmediği halde kalça ve diz protezleri takılıyormuş.
Çünkü devlet hastanelerinde doktorlara yaptıkları işlerden dolayı ek ödeme olarak "performans" adı altında komisyon veriliyor.
Ve özel hastanelerde de doktorlara, hastalarının yaptıkları masrafa göre kârdan belli bir yüzde veriliyor.
Sonra da işte hastaneye para gelsin, bir kısmı da doktorun cebine girsin diye gerekmese bile ameliyat kararı alınıyor, birazcık ateşi olandan mikrobiyoloji konsültasyonu, iki kere öksürenden göğüs hastalıkları konsültasyonu isteniyor.
Film çektir, tahlil yaptır, orana da baktır, burana da baktır...
Sağlıklı da girsen, hastaneye bir kere girdin mi, sağlıklı çıkmak zor yani.
Tıp büyük paraların döndüğü ticari bir alan haline geldi, hastane de kâr amaçlı müessese.
Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdül-Aziz Al-Suud ile birlikte Türkiye'ye gelen Saudi German Hospital CEO'su Batterjee, İstanbul'da 1,3 milyar dolarlık sağlık kenti kurmayı planladıklarını açıkladı mesela.
1,3 milyar dolar.
Hayrına değil, yatırdıkları bu parayı katbekat geri kazanacaklar.
Nasıl?
Sanılanın aksine Hipokrat Yemini'nde yokmuş bu cümle ama tıbbın ilk kuralı olarak kabul ediliyor, dünyanın her yerinde tıp öğrencilerine ilk bu öğretiliyor:
"Primum non nocere / Önce, zarar verme!"

Bak şu tesadüfe

Geçenlerde bir arkadaşım şiddetli sancı münasebetiyle özel bir hastanenin aciline gitti, iki dak'ka sonra apandisit ameliyatına alındı.
Ameliyat yerlerinin acısı hafifleyip de ağrı kesiciler kesilince arkadaşımın hastaneye gitmesine sebep olan sancının aynen devam ettiği ortaya çıktı.
Doktorlar ısrarlı: Arkadaşım hastaneye geldiğinde, evet, başka bir sebepten sancısı da varmış ama aynı anda apandisiti de patlamak üzereymiş.
Peki!



CUMARTESİ
Sam kardeşler ilk defa aynı sahnede
Kate Moss'un "kapak" rekoru
2006 yazı böyle geçiyor
Urban cool'ların hızlı gecesinin ardından...
ne var, ne yok
En moda En yeni





Melis Alphan
Cengiz Eren
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Süha Umar

© 2006 Milliyet