|
 |
|
|
Deniz daha gelmemiş!
Küçük denizkaplumbağası kumdan çıktı. Baktı deniz daha gelmemiş! İçini çekti. Dönüp tekrar yumurtasına kıvrıldı!
suha.umar@isbank.net.tr
Küçük denizkaplumbağası, yumurtanın kabuğunu delip yuvayı örten kumdan çıkınca denizi görecekti! Genleri öyle diyordu.
Baktı şezlong! Deniz havlusu, güneş kremi!
Yer gök bikinili kadın, mayolu adam!
Bir adım attı. Bir göğüs!
Bir daha! Bu defa bir popo!
Deniz yok!
Ülkemizde yumurtlayan, "Denizkaplumbağası" diye bildiğimiz ama nedense sonra birden Caretta caretta oluveren, nesli tehlikede, sevimli kaplumbağa yavrularının kaderi bu!
Yavru kaplumbağa kafeste
"Alanya'daki plajlar kaplumbağaların akınına uğradı!" diyordu haber. Ve bir fotoğraf.
Birbirine bitişik nizam dizilmiş, iki metre aralıklı şezlong sıraları. Ortada kaplumbağa yuvası. Etrafına çakılan kazıklara kurdele bağlanmış. Yuvanın üstüne bir de konik tel kafes geçirilmiş.
Herkes özgür, yavru kaplumbağa kafeste! Bikinili bir kadın tepesine dikilmiş, yuvaya bakıyor.
Kaplumbağalar yumurtalarını özellikle mavi bayraklı plajlara bırakmayı tercih ediyorlarmış!
Dişi kaplumbağalar gece geç vakit, belki 100 yıl önce kendi doğdukları kumsallara gelirler ve yumurtalarını bıraktıktan sonra sabaha karşı denize dönerler. Bir daha arkalarına bakmazlar.
Demek plajların bayraklarına bakıyorlarmış! Mavi ise tamam!
Bayrak yoksa ne olacak? Ya da "Gece karanlığında bütün kediler siyahtır" diyen bilge yalan mı söylemiş oluyor şimdi?
İnsanlar ve kaplumbağalar
Bir tarafta plajlara yılda sadece bir defa, o da nesillerini sürdürebilmek için gelip birkaç saat kaldıktan ve kazdıkları yuvayı kapatıp plajı buldukları gibi bırakıp giden kaplumbağalar.
Öte tarafta kumsala otel konduran, yetinmeyip kalanını aylarca balık istifi şezlong dolduran, kaplumbağa yuvalarını kafese alıp bütün gün hatta bazen gece de üstünde, yanında tepinen, yavruların gözüne projektör tutan insanlar!
Bu rezilliği önlemekle görevli ama denetim ve koruma için tesis plajlarına girmelerine bile izin verilmeyen yetkililer!
Küçük denizkaplumbağası kumdan çıktı. Baktı deniz daha gelmemiş!
İçini çekti. Dönüp tekrar yumurtasına kıvrıldı!
Doğa "koruma" planı!
Plan, kurallar demektir. Kural tanımayanlar beni "kuralcı olmakla" eleştirirler. Ben şaşırırım!
"Kurallar, plan, düzen olmadan bunca insan nasıl bir arada yaşayacak?" diye sorarım. Bu kez herkes şaşar!
Zaten insanlarımızın böyle bir düşüncesi de yok! Kuralların uygulanmamasından doğan düzensizliğin demokrasi olduğuna inanmış olan halkımız öyle sürünüp gidiyor. Ve hep düzensizlikten şikayet ediyor!
Düzeni kurallar ve plan sağlar. Bu, doğanın korunmasında da aynen böyledir.
İşte burada da ben şaşırırım! Çünkü ben "Doğa Koruma Planları"ndan korkarım!
Bir koruma planı yapıldığını duyduğumda keyfim kaçar. İçimi sıkıntı kaplar.
Böyle durumlarda kendi kendime konuştuğum hatta "Eyvah yine korumayacaklar!" diye bağırdığım söyleniyor!
O an köpeklerim Minik ve Dost, yan koltukta uyuyan Lokum kediye dönüp "Demek bir doğa koruma planı yapılıyor!" derler!
Evin içinde dört dönüp ne etsem de bu "koruma" planını yaptırmasam diye düşünürüm. Bulamam!
Bilirim ki ülkemin hangi doğal varlığı için bir "koruma" planı yapılmaya karar verilmişse o elden çıkmış demektir.
Dünyada "Milli Park" kavramının ve tabii ki ilk milli parkların ortaya çıkmasını sağlayan ABD Başkanı Roosevelt, "Milli parkları daha güzel hale getiremezsiniz. Yapabileceğiniz en doğru iş, onlara hiç dokunmamaktır" demiş. Doğanın "koruma" planları ile korunamayacağını, aksine talan edileceğini daha o zaman görmüş.
Biz hâlâ "koruma"
planı yapıp, doğal değerlerimizi yok ediyoruz.
Planlı, programlı olarak!
|
|
|

|