|
Türk dediğin, hiç korkar mı depremden?
Geçenlerde bir bankanın şube müdürü olan genç bir hanım anlatıyordu; rastlantı olarak bindiği bir takside bir sürprizle karşılaşmış; taksinin şoförü, öğrencilik yıllarındaki jimnastik hocasıymış.
Türk dediğin, genç kuşakların iyi yetişmesi uğrunda nasıl geçineceğini de hesaplayarak mı öğretmenlik yapar; gerekirse taksi şoförlüğü de yaparak, sürdürür gider kutsal bir görev olan öğretmenliğini...
Yaşasın genç kuşakları yetiştirmek uğruna, taksi şoförlüğü de yapan öğretmenler!
* * *
Sakın kimse:
- "Yaşasın" demekle, yaşanmıyor ki, diye düşünmesin.
Şimdiye dek kaç bin siyasetçi; yerli yersiz "yaşasın" diye bağırarak, ferah fahur yaşamadı mı, hem de alkışlana alkışlana...
Demek ki "yaşasın" demekle de, bal gibi yaşanıyor.
* * *
Vaktiyle Faruk Nafiz de, Akbaba mizah dergisinde "Çamdeviren" imzasıyla yazdığı taşlamalardan birinde, aynı konuya hamasetçiliği fiskeleyen bir realizmle yaklaşmış ve şöyle demişti:
"Yaşasın, kim yaşasın, ömrü olan. Şak şak şak"
* * *
En iyisi paçası sıkışanlarla tutuşanlar da, miting miting dolaşıp denemeliler "yaşasın" diye bağırmayı...
Bakalım başlarına devlet kuşu konacak mı?
* * *
Türk devleti büyük ve güçlü bir devlet. Öyle ki, kanın gövdeyi götürdüğü Irak, Filistin ve Lübnan'a hem istikrar, hem de refah ve mutluluk getirmeye eğilimli...
* * *
Şu sıradaki tek talihsizlik, 17 Ağustos'ta Gölcük depreminin 7'nci yıldönümü olması...
Dünkü Radikal, Tarık Işık'la Timur Soykan'ın haberini şu manşetle veriyordu:
"Depremde devlete güvenen yanar - Yedi yıl geçti, devlet hâlâ enkaz altında - AKP iktidarı dört yıldır havanda su dövdü. Bu hızla giderse hastaneler 190, yurtlar 55, okullar 33 yıl sonra güçlenmiş olacak. Konutların akıbeti meçhul"
Hani neredeyse, güzel güzel yağmalanmakta olan İstanbul'un, bir depremlik canı kalmış gibi, şeffaf bir gerçekçilik...
* * *
Doğrusu şeffaf bir gerçekçilik hiç yakışıyor mu, "onlar-biz" ayrımında "biz" kanadına...
34 günde çığlık çığlığa acılarla neredeyse yarısı unufak olan Güney Lübnan için, Hizbullah'ın kara çember sakallı lideri Nasrallah ne diyor:
- Zafer bizimdir, işte zafer...
* * *
Öldükten sonra mükafatlandırılmak için, nasıl yaşanması gerektiğinin liderliğini üstlenmiş, sarıklı sakallı su katılmadık bir Müslüman kişi de yalan söyleyecek değil ya...
Demek zafer, çoluk çocuk insanların ziyan zebil olması, yapıların yıkıntılara dönüşmesiyle oluyor.
Okuma-yazma özürlü yığınlar da, canı gönülden bağırıyorlar:
- Yaşasın zafer!
* * *
Şeffaf bir gerçekçilik, elbette hiç yakışmıyor, sürüne sürüne ölmeyi, "zafer"le eşdeğer tutan Şark insanıyla, mümin Şark politikacısına.
* * *
Depreme karşı köklü bir önlem almak için, "İstanbul'u yıkıp, yeni baştan yapmalıymışız"...
Kuzum, Türk dediğin hiç korkar mı depremden?
Uzun direkli bayrakları biraz daha çoğaltarak, şöyle küçük bir dörtlük; deprem öcüsünü de, Kaf dağının arkasına süpürür:
Deprem bize vız gelir;
Nasıl sallanır vatan?
Öle öle hız gelir,
Öyle güçlendi atan!
* * *
Trafik kazalarında ölenler, kimsenin gözünü korkutuyor mu?
Şayet şeffaf bir gerçekçilik, "takke düştü, kel göründü" şaşkınlığı yaratmasa; her hafta trafik kazalarında ölenlerin cenazeleri Boğaz köprülerinin birinden geçirilirken; ötekinden de, aynı anda en pahalı, en lüks arabaların geçit resmi yapılsa...
* * *
Köprülerin birinden cenazelerin, ötekinden de en lüks arabaların peşpeşe geçtiğini görenler, hep bir ağızdan bağırmazlar mı:
- Yaşasın Türkiye, diye...
Biz böyleyiz işte; bazıları öldükçe, bazıları daha çok yaşar.
Yok, hayır; düzeltelim bu yanlış saptamayı:
"Biz böyleyiz işte; daha çok öldükçe, daha da çok yaşarız!"
* * *
Genç kuşaklar da, Şark geleneğine uyarak şeffaf bir gerçekçiliği reddediyorlar.
Örneğin, İstanbul'a geldiğinde "Yeşil Evde" kalmayı yeğleyen Fransa Başkanı Mitterrand'a karşı; gönlünce yeniden düzenlenmesini şart koştuğu Çırağan Sarayı'nda kalmayı yeğleyen Suudi Arabistan Kralı Abdullah'ın üslubunu benimsiyor sükse gençler...
Ne güzel...
Ve gelecek melecek - deprem meprem onları hiç ilgilendirmiyor.
Gün bu gün, saat bu saat...
"Ne oldum deme, ne olacağım de" uyarısı, ırgalamıyor onları; yaşasınlar!
* * *
Bir de tinercilerle gaspçılar var; onlar da birer Şark meyvesi...
O kadar kusur, kadı kızında bile bulunur.
Ve bir de, iş arayıp duranlar; vatanları için her işi yapmaya hazır olanlar...
* * *
Türkiye Ortadoğu bataklığına çekilir mi, çekilmez mi?
Çekilirse ne olur, çekilmezse ne olur?
Vatandaşın umurundaydı bu tür sorular; o biliyor kendisinden bekleneni ve en başta futbol maçları, her fırsatta yürekten bağırıyor:
- Yaşasın, yaşasın! En büyük Türkiye, başka büyük yok...
Daha ne istiyoruz, yetmez mi?
c.altan@prizma.net.tr
|
|