|
Mavi yolculuk notları (4)
Türkiye'ye güvenmek!
Bir haftalık mavi yolculuk sırasında okuduğum dördüncü kitap (*) Amerika'nın halleriyle ilgiliydi. Öyle olduğu için de ister istemez hem dünyanın, hem de Türkiye'nin halleri gözümün önünden geçti.
Yine aynı şeyi düşündüm:
Amerika'yla dünyanın halleri, Türkiye'nin işine yarayabilecek. Çünkü genel durum öyle ki, dünya borsasında Türkiye'nin değeri azalmıyor, artıyor. Kısacası, önemli ülke olma niteliğini sürdürüyor Türkiye, daha da sürdürecek.
Ama bundan yararlanması için bazı koşulların gereğini yerine getirmesi lazım Türkiye'nin.
Nedir bu koşullar?
(1) Öncelikle Türkiye'nin kendi evinin içini düzeltmeye devam etmesi...
(2) Avrupa Birliği yolunda kararlılıkla yürümesi...
(3) Amerika'yla elbette dost ve müttefik olarak kalması ama bazı dengeleri yitirmekten -örneğin Ortadoğu'da 'dümen suyu politikaları'ndan- özenle kaçınması...
(4) Türkiye'nin Ortadoğu konusunda, bir Irak'ta, İran'da, Suriye'de ya da Rusya ve enerji gibi alanlarda bazen Amerika'dan, bazen de Avrupa'dan ayrılabilecek, ince ayar gerektiren açılımları ihmal etmeden yolunda yürümesi önemli bir başka nokta...
(5) İslam ve Arap dünyasında Türkiye'nin ağırlığını hayalperest olmadan önemseyen, artırmayı amaçlayan, ama aynı zamanda İsrail'le dostluğu ve ilişkileri -gerektiğinde elbette eleştirerek- kesinlikle boşlamayan bir dış politikası izlemesi...
Şu söylenebilir:
Bugün Türkiye genel olarak böyle bir çerçevede yürüyor. Kolay olmuyor ama yürüyor. Türkiye eğer içeride 'siyasal istikrarı'nı koruyabilirse, dünyanın bugünkü halleri, özellikle aş ve iş sorunumuzu daha çabuk, daha az zahmetli çözmemize yardımcı olacak. Çünkü Türkiye'ye dış sermaye akışı, doğrudan yatırım akışı hızlanabilecek.
Fukuyama'nın son kitabını okurken bunları düşündüm. Ünlü siyaset bilimcinin Amerika için öngördüğü -ve Yeni Muhafazakâr çılgınlığı dışlayan- yeni çerçeve, hem dünya hem Ortadoğu hem de Türkiye için daha rasyonel, daha makul gözüküyor.
Çünkü, askeri çözüm ve müdahaleleri arka plana atıyor. Bu açıdan Avrupa'nın 'yumuşak güç' (soft power) uygulamasını ön plana çıkarıyor. Arap dünyasında demokrasi ve rejim değişikliğinin dıştan zorla dayatılmayacağını, bunun faturası çok yüksek bir istisna oluşturacağını, demokrasinin zaman ve sabır gerektirdiğini söylüyor.
Şunu da belirtmiş:
"Batı modeline dayanan Türk usulü bir laik demokrasiye geçiş, Arap dünyasının çok büyük bir bölümünde bugün için aşırı uzak bir ihtimaldir." (s. 186)
Fukuyama, kitabında, Irak fiyaskosundan sonra artık Amerika'nın dünyada kendi başına buyruk olarak yürümeyeceğini belirtiyor. Başkan Bush yönetimiyle Amerika'nın dünyadaki inandırıcılığı ölümcül bir darbe yediği için, bundan böyle Washington'a, Beyaz Saray'a Yeni Muhafazakârlığı dışlayan yeni bir program ile yeni bir takım gelmeli diyor Fukuyama...
Kitabı okurken, Amerika'nın ve dünyanın halleri yüzünden Türkiye'nin önemi kafama takıldı diye başlamıştım yazıma.
Evet, öyle.
Ortadoğu petrol dolayısıyla, terör dolayısıyla, nükleer silah dolayısıyla, İsrail dolayısıyla Amerika ve Avrupa için yaşamsal bir bölge niteliğini korumaya devam edecek.
Ortadoğu'da istikrar ve barış, Ortadoğu'da reform ve demokrasi Amerika'yla Avrupa'nın gündeminde düşmeyecek.
Terörle mücadele yalnız İslam coğrafyasında değil, önümüzdeki dönemde belki daha çok Batı Avrupa'da verilecek.
Bu arada örneğin Orta Asya'dan Amerika'nın ayağını kaydırmaya çalışan Rusya ve Çin'le Amerika'nın rekabeti... Amerika'ya karşı Avrupa Birliği içinde Fransa'yla Almanya'nın başını çektiği dengeleme oyunları...
İşte bütün bunlar, yani Amerika'yla dünyanın bugünkü halleri Türkiye'yi önemli kılıyor. Eğer oyunu iyi oynar, evimizin içini düzeltmeyi sürdürür, siyasal istikrarı elden bırakmazsak, Türkiye'nin önü açık diye düşünüyorum.
Mavi yolculuktan pembe hayallerle mi döndüm? Kimileri böyle düşünebilir.
Ama ben gerçekçiyim.
Türkiye'ye güveniyorum.
* Francis Fukuyama, America at the Crossroads; Democracy, Power, and the Neoconservative Legacy, Yale University Press, 2006.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|