Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 18 Ağustos 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ben Oxford'dayken... (1)


Haftanın başında, dünyanın en köklü ve hâlâ en gözde üniversitelerinden biri Oxford'da 24 saat geçirdim. Harry Potter filminin çekildiği ünlü Christ Church'ün galerileri, yüzlerce gece lambasının süslediği o uzun yemek masaları, büyücülerin süpürge sopaları üzerinde uçtukları teraslar, muhteşem kütüphane, Bill Clinton'un kızı Chelsea'nin, bugünkü İngiltere Başbakanı Blair'in, daha nice ünlünün okudukları ve Hitler'in Nazi uçaklarına bombalama yasağı koydukları, küresel kültür ve statü simgesi Oxford...
Bazı binaları 800 yıllık bu üniversite kasabası, gerçekten heyecan verici.
.......................
Önce otelimizden başlayalım...
Mal Maison Oteli, 1160 yılında hapishane olarak yapılmış. 2005'te otele dönüştürülmüş.
Odalarımız, yan yana iki hücrenin birleşmesiyle oluşmuş.
Bir sonraki hücre de ara kapıyla geçilen banyo.
Tavana yakın küçük pencerelerde hâlâ orijinal demir parmaklıklar var.
Odamın/hücremin giriş kapısı; alçak, dar ve som demir.
Yemek verilmesi ve içeriyi gözlemek için dışarıdan açılır kapanır sürgülü aralıklar aynen korunmuş.
Alt katlarda bazı hücreler eski haliyle müşterilere gösteriliyor.
İşkence odaları da iliklerimize kadar ürpertti.
Oxford bilim şehri. Bu hapishaneye de, yüz yıllar boyu, dini inançlara ters düşen bilimsel gerçekleri savundukları gerekçesiyle, üniversite profesörlerini atarlarmış.
Aydınların, her yerde yazgıları bu.
Yemekleri güzeldi. Viskileri, şarapları kaliteliydi ama damak tadına karşın uzun süre uyuyamadım. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte uyandım. Kafamda, "Acaba bu hücrede kimler yattı yıllarca?" sorusu rahatsız ediciydi.
........................
İbrahim Tatlıses'in "Urfa'da Oxford vardı da biz mi gitmedik?" kara mizahının eksenindeki Oxford izlenimlerine gelince...
Geleneğin, saygınlığın, köklü olmanın ihtişamı ile kültürün tevazuu Oxford'da kucaklaşmış.
700-800 yıllık dev taş yapılar, kasabanın yeşilleri içine serpilmiş.
Sokaklarda, caddelerde genç nüfus dalgalanıyor.
Otomobilin "en az sevildiği" yer burası...
Kasabaya girerken genellikle otomobiller geniş park alanlarına bırakılıyor, sürekli ring seferleri yapan otobüslerle giriliyor içerilere... Çoğu sokak ve cadde de trafiğe kapalı. İmtiyazlı tek araç, bisiklet.
Hemen herkes pedal çeviriyor.
Motosiklet hiç görmedim.
Çevrecilik, bütün incelikleriyle uygulanıyor.
Bu tarihi dekoru, yemyeşil çayırlar, özenle işlenmiş bahçeler, taş duvarlar, 400-500 yıllık hâlâ dalları yeşil ağaçlar şenlendiriyor.
Huzur veren bir keyif ortamı...
.........................
Her biri, kolej adını taşıyan Oxford'un fakülteleri, kasaba içinde dağılmış.
Kafeler, publar, restoranlar, diskolar gençlerin hizmetinde. Hafta sonları müthiş bir şenlik...
Üniversite, kasaba belediyesinde temsil ediliyor.
İçki içilebilir alanlar, içki saatleri, trafiğe kapalı caddeler ve yollar, müzik yayın saatleri belediyeye üniversite tarafından dikte ediliyor.
.........................
Oxford'un ilginç bir âdeti daha var.
Bütün fakültelerin sınavları, tek bir tarihi binada yapılıyor.
Sınavlara öğrenciler, büyük Harry Potter'lar olarak giriyorlar.
Giysileri, aynı filmdeki gibi.
Erkek öğrenciler beyaz papyon, beyaz gömlek, siyah smokin... Kız öğrenciler ise, siyah kravat, siyah uzun etek, beyaz gömlekliler. Omuzlarında ise yere kadar uzanan siyah pelerinler...
Yakalarına karanfiller iliştirilmiş oluyor.
İlk sınıftakiler beyaz, orta sınıftakiler pembe, son sınıftakiler kırmızı karanfil takıyorlar.
Böylece sınav öncesi bir yere, örneğin kafeye uğrayan bir öğrenci, eğer yakasında beyaz karanfil taşıyorsa, kasadaki kafe sorumlusu ona "Bugün ilk sınavınız, başarılar" diyebiliyor.
Oxford gözlemlerimi sürdüreceğim... Yarın "Alice" kitaplarının ve "Harry Potter"ın ilham yeri Oxford...

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Doğu-Batı Divânı
YAHUDİ orkestra şefi Daniel Barenboim ve Fili...
Çetin ALTAN
Türk dediğin, hiç korkar mı depremden?
Geçenlerde bir bankanın şube müdürü olan genç...
Melih AŞIK
Fiyaka uğruna...
Türkiye, Lübnan'a asker göndererek bölgede bü...
Fikret BİLA
Türkmen milletvekillerinin Kerkük atağı
Irak parlamentosundaki Türkmen milletvekiller...
Hasan CEMAL
Türkiye'ye güvenmek!
Bir haftalık mavi yolculuk sırasında okuduğum...
Güneri CIVAOĞLU
Ben Oxford'dayken... (1)
Haftanın başında, dünyanın en köklü ve hâlâ e...
Abbas GÜÇLÜ
Dershaneciler bayram edecek
Velilerin okul bulma derdi yetmiyormuş gibi ş...
Hurşit GÜNEŞ
Gırnatalı hayat
Son zamanlarda medyada ülkenin klarnet ustala...
Sami KOHEN
Şimdi hedef "barışı kazanmak" olmalı...
Tarih bazen savaştan tarafların kesin galip ç...
Metin MÜNİR
Özelleştirme çağında garip bir devletleştirme girişimi
Hükümet özelleştirme politikası güdüyor. Ulaş...
Faik ÖZTRAK
Temmuz ayı bütçesi
Temmuz ayında genel bütçenin faiz dışı harcam...
Hasan PULUR
Brezilyalı iki futbolcu Türk olursa...
ELBETTE aslolan, Türk anadan babadan doğan ço...
Derya SAZAK
Asbestli gemi
Söküm için Aliağa'ya getirilmek istenen, Holl...
Güngör URAS
Ürün 'yok' dert, ürün 'çok' yine dert
Bu yıl tarım ürünü bol. Hem de çok bol... Sev...

© 2006 Milliyet