|
 |
|
|
Kaplan birası içip timsah yedik
"Asya'nın incisi" Singapur'da, egzotik lezzetler insanı büyülüyor... Dünyanın en iyi şarapları, lüks restoranlarda timsah etine, acılı-ekşili balık kafasına eşlik ediyor, halk ise kaplan birası ve yerfıstığı soslu çöpşişlerle ziyafet çekiyor...
myalcin@turk.net
Paris'teki ünlü Eiffel Kulesi'ne adını veren mimar Gustave Eiffel'in yaptığı söylenen dev bir döküm demir çatının altında yüzlerce pervane, sıralara oturmuş karınlarını doyuran insanları serinletiyor. Buharda pişmiş iri mantılar gidiyor, hindistancevizi yağında kızartılmış karidesler geliyor. Masalarda sürahiyle "Tiger", yani kaplan marka bira su gibi içiliyor.
Kimileri kendilerini dışarı atmış. Dev çatının gölgelediği alanın önünde, sokakta masalar var. Onlarca büfe, lokanta, seyyar satıcı... Birinden timsah sote, öbüründen tatlı sosa bulanarak pişirilmiş çöpşiş "satay", bir başkasından da yumurtayla kızartılmış pilav alabiliyorsunuz. Kırılan yengeç kabuklarının takırtılarına pişen şişlerin cızırtısı, müşteri kızıştırmak için bağıran çırakların tiz sesine büyük tavalarda pişen karideslerin çıtırtısı karışıyor.
"Donatılmış" masamızda huşû içinde acı biberle haşlanmış okyanus yengecinin kıskaçlarını soğuran Ahmet Örs, bir yudum bira höpürdetmek için başını kaldırdığında, "Bu bir orji!" diyor. "Yeme orjisi..." On kişi, en kaliteli yiyeceklerle tıka basa doyup da artık bıraktığımız ziyafetten, 300 YTL gibi bir hesap ödeyerek kalkıyoruz.
Bu, Uzakdoğu'nun en uç noktası olan Singapur'un yeme-içme dünyasından sadece bir kesit. Bir başka uçta, koloniyal Raffles Hotel'de, bir zamanlar sömürgeci İngilizlerin beş çayında buluştukları kibar salonda, Hint mutfağının stilize örneklerinden öğle yemeği yer alıyor.
Nadir ürünler yan yana
Garsonumuz soruyor, "Efendim serin bir Chablis mi alırsınız, yoksa bir kırmızı, mesela acılı yemeklerimizle uyacak bir Avustralya Şiraz'ı mı tercih edersiniz? Tabii, Alman ve Çek birası çeşitlerimiz de var..." Bazı arkadaşlarımız kola içmek istiyorlar ve kola gibi sıradan bir meşrubat bile karaflar içinde getiriliyor.
Geçtiğimiz hafta hem THY'nin yeni açtığı direkt İstanbul-Singapur hattını denemek, hem de bu vesileyle "içki servisi yapılmadığı" iddialarına muhatap olan THY'nin yemek ve içki ikramlarını incelemek için bir grup gazeteci gittiğimiz Singapur'dan birkaç sahne, böyle.
Asya'nın finans ve ticaret merkezi olan, şimdilerde de kültür, turizm ve eğlence merkezi olmaya oynayan 4 milyon nüfuslu şehir-devlet Singapur, kişi başına 25 bin dolarlık milli geliriyle, böylesine bir refah içinde. Şehrin süpermarketlerinde, Bordo'nun en değerli şaraplarından
300 dolarlık Château d'Yquem bile satılıyor.
Küçük şarap ve puro mağazalarında, Paris, Londra ya da New York'ta yan yana görmeyi hayal bile edemeyeceğiniz nadir ürünler yan yana. Bir puro dükkânında, Davidoff'un 90'lı yıllardan kalma Havana'da yaptırdığı puroları karşıma çıktı. Müzayedelerde bile zor bulunan puroların tanesi 750 liraydı. Avrupa'da artık göremez olduğumuz, anavatanı İskoçya'da bile bulamadığımız ünlü malt viski Macallan'ın şeri fıçısında yıllanmış 18 yıllıkları, her barda baş köşede.
Singapur hem sosyal hayatında hem de ekonomik kalkınmasında çok kültürlülüğü bir avantaj olarak değerlendirmiş. Nüfusun yüzde 70'ini oluşturan Çinliler ağırlıkta olsa da, yüzde 20'lerdeki Malezya kökenli Malay'larla evlenen Çinlilerin melez çocukları Peranakan'lar da ayrı bir grup. Hintliler ve Avrupa kökenliler de önemli diğer gruplar.
Pis kokulu milli meyve!
Tüm bu gruplar, ekonomik olarak yarış içinde. Ayrıca gettolaşmamış bakımlı mahallelerinde, kendi kültürlerini yaşatıyorlar. Peranakan mahallesindeki restoran, sadece bu kökenden insanlarla değil, İngilizlerle ve Amerikalılarla da dolup taşıyor. "Anne yemeği" anlamına gelen Nonya'nın lezzeti, insanı kilometrelerce yol tepip şehrin kenarındaki bu mahalleye getiriyor.
Muz yaprağında pişen balığın tadı muazzam. Kara cevizle güveçte pişen sığır yahnisi, grubumuzdan gezgin Mehmet Yaşin'in deyimiyle "damak çatlatan" cinsten. Teoman Hünal ise bir şarap yazarının şu cümlesini hatırlıyor: "Olağanüstü bir şarap tattıktan sonra şöyle demişti: 'Kalbim damağımla yer değiştirdi'..."
Hepimizin de kalbi, zaman zaman damağımızla yer değiştiriyor Singapur'da. Ancak "durian" isminde, bağırsak gazı kokulu öyle bir berbat milli meyveleri de var ki, ne kadar şekere, hindistancevizi sütüne bulansa da, onu yiyince bu defa kaba espriler havada uçuşuyor: "Başka bir yerimiz damağımızla yer değiştirdi galiba..."
11 saatlik uçuşla İstanbul'a dönerken, business class'ta dünyanın en önde gelen havayollarıyla rekabete giren THY'nin servis ve ikram kalitesini de bir kez daha test ediyoruz. Sekiz çeşit yerli ve yabancı tanınmış şarabın sunulduğu,
18 yıllık malt viskilerin ikram edildiği şarap ve içki servisini danışman olarak ben düzenlediğimden bu konuda yorum yapamıyorum. Ancak iki şarabıyla New York ve Londra'daki iki ayrı havayolu şarapları yarışmasında ödül alan listeden seçim yapanlar, şikâyetçi gözükmüyor.
Yemek kalitesi ise Singapur'dan alınan yemeğin henüz oturmamışlığı dışında, başka havayollarını aratmıyor. Servis zaten geleneksel Türk konukseverliğinde, ünlü İngiliz porselen markası Wedgwood'a yaptırılmış servis takımları da ikramı taçlandırıyor. Bu kadar uzun bir hatta uçurulan uçaktaki business koltuklarının tam yatan özellikte olmaması, THY'nin en büyük eksikliği. Basın müşaviri Ali Genç uçak başına astronomik rakamlara tüm koltukların ve eğlence sistemlerinin yenileneceğini söylüyor.
Asya'ya düzenlenen dört günlük bir lezzet seferi de böylece son buluyor...
|
|
|

|