Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 19 Ağustos 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Belayı etkisiz kılmak!


İran ve Suriye... Bu ülkelerin yıllardan beri siyasal rejimleriyle, Ortadoğu'daki politikalarıyla istikrara, barış ve demokrasi fikrine hizmet etmedikleri malum.
Saddam'ın Irak'ı da öyleydi.
1980'de İran'a saldırmıştı. 1990'da Kuveyt'i işgal etmişti. Irak Kürtlerini, Şiilerini yıllar yılı ezmişti.
Saddam sonunda devrildi.
Ama işler düzelmedi.
Irak'ta savaşla birlikte Pandora'nın Kutusu açıldı ve içindeki tüm kötülükler, pislikler etrafa saçıldı.
Bir başka deyişle:
Savaş çare olmadı!
Ancak, Washington'daki Yeni Muhafazakâr klik ve Başkan Bush yönetimi daha hâlâ tam akıllanmışa benzemiyor. İsrail'in acımasız Lübnan saldırısı da, Irak'ta yaşananlardan daha hâlâ ders çıkarılmadığını gösteriyor. Ellerinden gelse, İran'la Suriye'yi de topun ağzına koyacaklar.
Çılgınlığın sonu yok!
Allah'tan Amerika'da savaşı, askeri seçeneği dışlayan, yaratıcı diplomasiyi öngören farklı sesler de yükseliyor.
Örneğin, Cumhuriyetçi cephede Yeni Muhafazakârlara muhalefet eden 'realist okul'un ideoloğu Henry Kissinger, Amerika'nın İran'la masaya oturmasından yana. Nükleer silah, Irak Savaşı, Hizbullah, Suriye, Filistin sorunu gibi tüm konuları içeren bir 'büyük pazarlık'a bir şans tanınmasını istiyor ABD'nin eski Dışişleri Bakanı...
Irak'ta savaşı savunmuş olan İngiliz The Economist dergisi de son başyazısında, Amerika'yla İran'ın masaya oturmaları gerektiğini söylüyor.
Öte yandan, The New York Times gazetesi de bu yakınlardaki bir başyazısında (9 Ağustos), Amerika açısından İran gibi Suriye'yle de konuşmanın artık şart haline geldiğini belirtiyordu.
Doğru olan budur.
Yani diyalog yolunu açmak, müzakere masasına oturmaktır. Bunu yapmak, Tahran'la Şam'daki rejimlerin nitelik ve niyetlerini elbette göz ardı etmek değildir.
Gerçekçi olan, sorunları masaya getirmek, konuşarak çözmeye çalışmaktır. Bunu yaparken, evet, sopa masanın altında durabilir. Ama onu ille de kullanmak gerekmez, oradan da varlığını hissettirebilir.
İran ve Suriye konusunda Türkiye örneği ilginçtir. Tahran ve Şam'da yıllardan beri Türkiye'ye hiç de dostane olmayan rejimler vardır. Türkiye'yi istikrarsızlaştırmak için laiklik karşıtı akımları, PKK'yı desteklemiştir Tahran'la Şam.
Buna karşılık Türkiye, hiç kuşkusuz, olan bitene seyirci kalmamış, sopa da gösterdiği zamanlar olmuş, ama İran ve Suriye'yle diyalog ve görüşme yolunu her zaman açık tutmuştur.
Türkiye bu tavrını, son dönemde Washington'dan, bazı azgın Neo-Con'lardan, Başkan Bush yönetiminden çıkan son derece olumsuz seslere rağmen de devam ettirdi. İran ve Suriye'yle diyalog yüzünden hükümete yönelik eleştiriler, yalnız Amerika'dan değil, Türkiye'nin içinden de geldi.
Ama şimdi Türkiye'nin bu ince ayar tutumunun isabetli olduğu anlaşılıyor.
Suriye'yle konuşmak, İran'la büyük pazarlık, siyasetin gündemine Washington'da bile gelmeye başlamış durumda...
Evet, başta da belirttiğim gibi, İran ve Suriye'nin yıllardan beri siyasal rejimleriyle, politikalarıyla bölgemizde istikrara, barış ve demokrasi fikrine hizmet etmedikleri malum.
Ama onları yola getirmek için ille de savaş, ille de askeri müdahale gerekmediği gerçeği, inşallah, Irak ve Lübnan savaşlarından sonra görülmüştür.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Amerika hakkında şüpheler
KÜRT meselesiyle ilgili olarak Bush yönetimin...
Çetin ALTAN
Doğum kontrol hapı ve Casanova
İstanbul'un kendince burjuvalaşmış kesimi, an...
Melih AŞIK
100 tane Felak...
Haberi Milliyet manşetten duyurmuştu... Diyan...
Fikret BİLA
Rahşan Ecevit: Bülent elimi tuttuğunda yaşama da tutunuyor
Or-An'daki kütüphane evin bahçesine çıkarken,...
Hasan CEMAL
Belayı etkisiz kılmak!
İran ve Suriye... Bu ülkelerin yıllardan beri...
Güneri CIVAOĞLU
Ben Oxford'dayken... (2)
Oxford izlenimlerine devam... Önce Harry Pott...
Can Dündar
Ali Kırca
Nikâh günümdü.
Abbas GÜÇLÜ
Yeni üniversiteler, YÖK ve hükümet
15 yeni üniversitenin rektör sorunu, tam anla...
Semih İDİZ
Kıbrıs için peşin hükümlü olmak zarar verir
AB'nin, KKTC limanları için BM denetimini öng...
Sami KOHEN
Hizbullah'ın yeni gücü
Lübnan ordusunun 40 küsur yıl sonra ilk kez L...
Metin MÜNİR
Hizbullah ile PKK'nın kesiştiği nokta
İsrail-Hizbullah savaşından Türkiye'nin çıkar...
Hasan PULUR
Çanakkale Anıtı için bir proje...
"ÇANAKKALE şehitleri" yalnız kalmadıklarını h...
Derya SAZAK
Ilısu tartışması
Hasankeyf'i sular altında bırakacak Ilısu Bar...
Tamer HEPER
Yine kooperatif ihtilafı!!!
Daha önce yazdığım konulardan biri okuyucular...
Yaman TÖRÜNER
Orada bir köy var uzakta
Dünyanın bir yerinde, bir tatil köyüne gittim...
Güngör URAS
Buğday (yakında ithal edeceğiz)
Dünyada buğdayın tonu ortalama 140-150 dolar....

© 2006 Milliyet