|
Belayı etkisiz kılmak!
İran ve Suriye... Bu ülkelerin yıllardan beri siyasal rejimleriyle, Ortadoğu'daki politikalarıyla istikrara, barış ve demokrasi fikrine hizmet etmedikleri malum.
Saddam'ın Irak'ı da öyleydi.
1980'de İran'a saldırmıştı. 1990'da Kuveyt'i işgal etmişti. Irak Kürtlerini, Şiilerini yıllar yılı ezmişti.
Saddam sonunda devrildi.
Ama işler düzelmedi.
Irak'ta savaşla birlikte Pandora'nın Kutusu açıldı ve içindeki tüm kötülükler, pislikler etrafa saçıldı.
Bir başka deyişle:
Savaş çare olmadı!
Ancak, Washington'daki Yeni Muhafazakâr klik ve Başkan Bush yönetimi daha hâlâ tam akıllanmışa benzemiyor. İsrail'in acımasız Lübnan saldırısı da, Irak'ta yaşananlardan daha hâlâ ders çıkarılmadığını gösteriyor. Ellerinden gelse, İran'la Suriye'yi de topun ağzına koyacaklar.
Çılgınlığın sonu yok!
Allah'tan Amerika'da savaşı, askeri seçeneği dışlayan, yaratıcı diplomasiyi öngören farklı sesler de yükseliyor.
Örneğin, Cumhuriyetçi cephede Yeni Muhafazakârlara muhalefet eden 'realist okul'un ideoloğu Henry Kissinger, Amerika'nın İran'la masaya oturmasından yana. Nükleer silah, Irak Savaşı, Hizbullah, Suriye, Filistin sorunu gibi tüm konuları içeren bir 'büyük pazarlık'a bir şans tanınmasını istiyor ABD'nin eski Dışişleri Bakanı...
Irak'ta savaşı savunmuş olan İngiliz The Economist dergisi de son başyazısında, Amerika'yla İran'ın masaya oturmaları gerektiğini söylüyor.
Öte yandan, The New York Times gazetesi de bu yakınlardaki bir başyazısında (9 Ağustos), Amerika açısından İran gibi Suriye'yle de konuşmanın artık şart haline geldiğini belirtiyordu.
Doğru olan budur.
Yani diyalog yolunu açmak, müzakere masasına oturmaktır. Bunu yapmak, Tahran'la Şam'daki rejimlerin nitelik ve niyetlerini elbette göz ardı etmek değildir.
Gerçekçi olan, sorunları masaya getirmek, konuşarak çözmeye çalışmaktır. Bunu yaparken, evet, sopa masanın altında durabilir. Ama onu ille de kullanmak gerekmez, oradan da varlığını hissettirebilir.
İran ve Suriye konusunda Türkiye örneği ilginçtir. Tahran ve Şam'da yıllardan beri Türkiye'ye hiç de dostane olmayan rejimler vardır. Türkiye'yi istikrarsızlaştırmak için laiklik karşıtı akımları, PKK'yı desteklemiştir Tahran'la Şam.
Buna karşılık Türkiye, hiç kuşkusuz, olan bitene seyirci kalmamış, sopa da gösterdiği zamanlar olmuş, ama İran ve Suriye'yle diyalog ve görüşme yolunu her zaman açık tutmuştur.
Türkiye bu tavrını, son dönemde Washington'dan, bazı azgın Neo-Con'lardan, Başkan Bush yönetiminden çıkan son derece olumsuz seslere rağmen de devam ettirdi. İran ve Suriye'yle diyalog yüzünden hükümete yönelik eleştiriler, yalnız Amerika'dan değil, Türkiye'nin içinden de geldi.
Ama şimdi Türkiye'nin bu ince ayar tutumunun isabetli olduğu anlaşılıyor.
Suriye'yle konuşmak, İran'la büyük pazarlık, siyasetin gündemine Washington'da bile gelmeye başlamış durumda...
Evet, başta da belirttiğim gibi, İran ve Suriye'nin yıllardan beri siyasal rejimleriyle, politikalarıyla bölgemizde istikrara, barış ve demokrasi fikrine hizmet etmedikleri malum.
Ama onları yola getirmek için ille de savaş, ille de askeri müdahale gerekmediği gerçeği, inşallah, Irak ve Lübnan savaşlarından sonra görülmüştür.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|