|
 |
|
|
İtiraf!
İnsanoğlu kendi kendini ele vermekten hoşlanmaz. İç hesaplaşma öyle kolay değildir. Nerede yanlış yaptım sorusunun karşılığını insanın kendi başına araştırması, hele bunu itiraf etmesi bazen acılı bir süreç olabilir.
Ayrıca, itiraf geleneği bizde yok gibidir. Kim bilir, belki dinimizde günah çıkarma olmadığı için öyledir.
Mazideki hataların, günahların, kötülüklerin nedenlerini genellikle kendi dışımızda ararız. Acaba bunlarda sorumluluk payımız var mı diye sorgulayıcı, eleştirici bir düşünce yapısı bizde pek yer etmemiştir.
Hep haklıyızdır!
Hiç değişmeyiz!
Hayat boyu yanılmazlığı oynarız.
Bu oyuna bayılırız.
Oysa yalanda yaşamaktır bu.
Herkes yanılır çünkü.
Yanlış yapar.
Çelişkiye düşer.
İnsan ruhu, çelişkilerden oluşan bir yumaktır.
Çağımızın büyük romancısı Gabriel Garcia Marquez şöyle der:
"Kendi kendisiyle çelişkiye düşmeyen kişi bağnazdır, dogmatiktir. Her bağnaz da gericidir."(*)
Yine çağımızın en büyük romancılarından biri olan Günter Grass'ın altmış yıllık gecikmeyle gelen itirafını ilk duyduğumda Marquez'in bu sözü aklıma takıldı.
Grass, 17 yaşında SS'miş...
Hitler'in ölüm örgütündeymiş...
Olabilir.
İlk gençliğinde işlediği bu büyük günah, Günter Grass'ın büyük edebi kişiliğine ne kadar gölge düşürür? Romanları aynı keyifle okunabilir mi? Demokrasi ve insan hakları bayrağını yıllar yılı dalgalandıran aktivist yanı bir anda inandırıcılığını yitirir mi?
Mutlaka bir şeyler olur.
Yüreklerde bir şeyler kopabilir.
Ama Günter Grass, benim için yine Günter Grass olarak kalır. Beni düşündürmüş, beni şekillendirmiş, benim siyasal formasyonumun gelişmesini etkilemiş bir düşünür, bir büyük romancı olarak bundan sonra da benim dünyamdaki yerini korur.
Ancak, şunu da itiraf etmem lazım. Günter Grass keşke böyle bir itirafı yapmak için yarım yüzyıldan uzun bir süre beklemeseydi. Bu itirafı daha önce yapabilse gözümde daha büyürdü.
Ama demin de belirttiğim gibi, geçmiş günahların itirafı kolay değil.
Acı veriyor itiraf!
İnsanoğlu kendi kendini ele vermekten hoşlanmıyor.
Oysa iç hesaplaşma şart.
Bu olmadan huzuru yakalamak imkânsız. İnsanlar için olduğu kadar toplumlar için de öyle. Geçmişle hesaplaşmak ya da tarihle yüzleşmek ve barışmak, bir yerde toplumların da olgunlaşmasını sağlıyor.
Bakın, biz hâlâ olgunlaşamadık!
Biz hâlâ Atatürk'ü korumak için yasalardan medet umuyoruz. Bir muhbir vatandaş devreye giriyor ve Latife Hanım kitabından dolayı İpek Çalışlar'a "Atatürk'e hakaret"ten dava açılıyor.
Olacak şey değil!
Ama Türkiye gerçeği bu. Onun içindir ki bu ülkede olgunlaşmak da, barış ve huzuru yakalamak da demokrasi ve hukuk mücadelesinden geçiyor.
Günter Grass, günahını altmış yıllık bir gecikmeyle de olsa itiraf edebilmiş. Büyük yanlışının üstüne yatmamış...
Keşke bizde de itiraf geleneği oluşabilse... Sözgelimi aydınlarımız, siyasetçilerimiz zaman zaman kendilerini özeleştiri süzgecinden geçirebilseler... Yalanda yaşamak yerine hangi günah ve hatalarda sorumluluk payları olduğunu söyleyebilseler, ne iyi olurdu değil mi?
İyi pazarlar!
——————-
* Marquez'le konuşma, Seven Voices, Rita Guibert, 1971, s. 322.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|