|
Geçen haftadan birkaç not...
BAZI sözleri, bazı yazıları bir yere not etmek gibi bir huyumuz vardır, "haftalık, günlükler"e benzer.
Mesela geçen hafta...
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın televizyonda duyduğumuz bir sözü kulaklarımızda:
"Sen önce kendi eşkıyanla, bölücünle baş et de, sonra Lübnan'a asker göndermeye kalk!"
Yalan mı?
Yirmi yıldır, düşük yoğunlukta savaşın yaşandığı, bir isyan hareketini bastıramayan Türkiye, kalkıp Lübnan'a asker gönderecek...
Hizbullah ile İsrail arasına girecek, "barış ve huzuru" sağlayacak...
Adama gülerler, zaten herhalde gülüyorlardır da...
Türkiye her gün kendi topraklarında şehit verirken, şimdi de Lübnan'da şehit verilecek.
Yetmedi mi?
* * *
ATEŞKESİN ne kadar süreceği belli olmayan bir yerde, Türk askeri İsrail ile Hizbullah arasında kalırsa ne olacak?
Çatışmayı yatıştıracak mı?
Daha doğrusu, yatıştıracak mı değil, yatıştırabilecek mi?
İsrail'e mi, Hizbullah'a mı süngünün ucunu gösterecek?
Bu kanı durdurmaya Türk askeri de katkıda bulunmalıymış.
İyi de, Güneydoğu'da kan oluk oluk akarken kim parmağını oynatıp kanı durdurmak istedi?
İsrail mi, Hizbullah mı?
* * *
"SEN önce kendi huzurunu, barışını sağla da, sonra Lübnan'a asker gönder!"
Deniz Baykal doğru söylüyor.
Alavare dalavere, kahraman Mehmet nöbete!
Yetmedi mi?
* * *
BİR ara tutturmuşlardı "Ulus devlet öldü" diye...
Onlar için "ulus devlet"in ölüşü Türkiye Cumhuriyeti'nin ömrünün sona erdiğiydi, "ulus devlet" ölünce şeriatçılarla birlikte "ümmet devlet!" kurulacak, Türkiye Cumhuriyeti "Sevr paçavrasına uygun" olarak yeniden düzenlenecekti.
Olmadı, tutturamadılar...
Prof. Dr. Mümtaz Soysal "Siyasal ofsaytlar" başlıklı yazısında onların düştükleri ofsaytı tespit ediyordu:
"Berlin Duvarı yıkılırken bir ideolojinin sarsıntı geçirmesini, ideolojiler öldü, diye genelleştiren, Fukuyama'yla birlikte, ulusal devlet düşüncesini gömmeye başlayanlar, şimdi aynı üstat keskin dönüş yapıp öldürmeye çalıştığı düşünceye yeniden sarılınca ofsaytta kalmış olmuyorlar mı?" (*)
Kalmasına kalırlar da hakemler görebilse...
* * *
İZMİR'in Karaburun ilçesinde denize giren bikinili bir genç kızın, tartışma sırasında yakasına sarılan bir yobaz, "Sizin gibi pislikleri istemiyoruz, buradan gideceksiniz!" diye bağırmışlar, tartaklamışlar, sonra kızın annesinin gazeteci olduğunu duyunca kaçıp gitmişler.
Gazeteler bu haberi amma da büyütmüşler...
Kızın annesi gazeteci olmasaydı...
Öyle otelleri var ki, üniformalı, kadınlar tesettürlü, türbanlı ve erkekler için haşemalı...
Buralara, değil bir erkeğin girmesi, başı açık kadınları bile almıyorlar.
Çankaya'ya inat, orası "kamu alanı ise, burası da şeriat alanı!" dercesine...
* * *
VE unutulmayacak bir olay...
Eskişehir'de bir inşaatın işçileri para alamadıkları için direnişe geçiyorlar, çatıya çıkıp kendilerini benzin dökerek yakacaklarını söyleyenler de var.
"İşçiyiz, haklıyız!" diye slogan atan işçilere destek veren genç bir kız var; gözlüklü, her halinden, ya üniversite öğrencisi, ya üniversite mezunu, ya da sivil toplum kuruluşlarından olduğu belli...
O da işçilerle birlikte bağırıyor:
"İşçiyiz, haklıyız!"
Polisler fena fena bakıyorlar, "Sen kim oluyorsun?" der gibi.
Biraz sonra Vali'den haber geliyor, işçilere 100'er YTL dağıtılacak...
Biraz önce "İşçiyiz, haklıyız!" diye bağıran, kendilerini yakmaya kalkan işçiler, araçlara dolarken, polisler de genç kızı gözaltına alıp polis minibüsüne sokuyorlar.
Genç kızın, işçilerin arkasından bir bakışı ve "Bana destek olmalısınız!" deyişi var ki!
Türkiye işçi tarihinde yeri olan bir görüntü...
(*) Cumhuriyet, 18.08.2003
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|