|
 |
|
|
Leyladan geçme faslındayız
Brezilya'nın yıldızlarını dinlendirdiği ve birçok yeni oyuncuya şans verdiği Norveç maçı için kadroya Alex ve Kleberson'un çağırılmaması dikkat çekici. Anlaşılan Süper Lig'e gelen oyuncular global kapsama alanının dışına çıkıyor ve gerçek leylalarından, ulusal takımdan yavaş yavaş uzaklaşıyorlar
TAKTİK
UĞUR MELEKE
Brezilya'nın Dünya Kupası'nda yaşadığı hayal kırıklığının ardından hem teknik adam değişikliği, hem de kadroda revizyon kaçınılmazdı. Aynen Hollanda, Almanya ve Bulgaristan'ın yaptığı gibi Brezilya da oyunculuğunda kazanmaya alışkın, ama teknik adamlığında herhangi bir kayıt olmayan bir efsanesini, Dunga'yı ulusal takımın başına getirdi. Artık Parreira'nın bol yıldızlı, Kaka'lı, Adriano'lu, Ronaldinho'lu, Ronaldo'lu dizilişinin sonunun geldiğine de bir işaretti bu...
İlk hazırlık maçını Norveç'e karşı oynayan Dunga'nın Brezilya'sında beklendiği gibi birçok yıldız dinlendirildi ve kadroya bir bölümü daha önce hiç milli olmamış, bazıları da dönem dönem sarı formayı gören yeni oyuncular çağırıldı. Yeni kadroyu gördüğümde heyecanlandım doğrusu, çünkü mesela PSV'nin 1 numarası Heurelho Gomes'in Dida'dan iyi bir kaleci olduğunu düşünmüşümdür hep. Yine Hollanda ekibinin savunmasında oynayan Alex de, CSKA'lı Carvalho da çok özel oyuncular ve 2010 Dünya Kupası elemelerinde 11'de olmaları muhtemel. Shakhtar'lı Elano, Flamengolu Jonatas, Cruziero'nun yükselen yıldızı Wagner, CSKA Moskova'nın UEFA şampiyonları Duda ve Love bile vardı kadroda. Dunga, hem kendi ülkesini, hem de Avrupa'yı ciddi bir biçimde analiz etmiş, Ukrayna ve Rusya'da oynayan Brezilyalıları bile kapsama alanına almıştı anlaşılan... Ama bir şeyler eksikti sanki...
Kapsama alanı
Copa America 2004'ün şampiyonu Brezilya milli takımının kaptanı ve daha önce 55 kez bu formayı giymiş, henüz 29 yaşındaki Fenerbahçeli Alex de Souza yoktu mesela yeni Brezilya'da... Üstelik lige çok iyi başlamış, bir orta saha oyuncusu olmasına rağmen gol krallığını kapmış, kimilerine göre kariyerinin zirvesinde... Yine 2002'nin dünya şampiyonu, 21 kez milli eski Manchester United'lı, yeni Beşiktaşlı Kleberson'u da göremedik kadroda. Bu iki oyuncunun kariyerlerini ve bugünkü form durumlarını Elano yada Morais'le kıyarlarsanız, pek de eksikleri olmadığını söylemek güç değil...
Peki nedir formunun zirvesindeki Alex'i ve henüz 27 yaşındaki bir yıldızı, Keleberson'u, Brezilya'nın birinci 23 değil, ikinci 23'ünün bile dışında bırakan? Rusya ve Ukrayna takımları bile milli takıma oyuncu gönderirken, Türkiye neden gönderemiyor?
Konuyu sevgili Mehmet Demirkol'la konuşurken, bir "Katarlaşma süreci" yaşıyoruz diye özetledi mevzuyu... Yani yıldız oyuncuları cazip paralarla ülkemize getiriyoruz ama bedel olarak da global kapsama alanının dışını ödetiyoruz Brezilyalı "eski" millilere. Ukrayna veya Rusya takip edilmiyor belki, ama son 2-3 sezondur Avrupa kupalarında üst turları zorlayan Shakhtar ve CSKA göz önünde kalmayı başarıyorlar. Böylece CSKA önümüzdeki günlerde Arjantin'le karşılaşacak esas Brezilya kadrosuna Real Madrid'le birlikte en çok oyuncu veren kulüp olabiliyor. Mesele bu...
Önümüzdeki iki gün, Çarşamba ve Perşembe çok kritik... Zaten Avrupa sıralamasında 15'inci pozisyona, yani büyükler liginin dibine inmiş durumdayız. 1 ülkeye daha geçilirsek, Şampiyonlar Ligi'ne iki takımla katılma hakkımızı da kaybedeceğiz. Fenerbahçe'nin, Galatasaray'ın, Kayserispor'un, Trabzonspor'un ve de önümüzdeki tur mücadeleye katılacak Beşiktaş'ın alacakları puanlar, Avrupa'da hayatiyetimizi sürdürebilmek için çok kritik. Futbol haritasında var olabilmemiz için daha fazla uluslar arası rakip yenmeliyiz. Yoksa Türkiye'ye gelen yabancılar gibi biz de, hepimiz, bütün futbol ailesi, leyladan geçeceğiz yavaş yavaş. Ve Mevlâ'yı bile bulamayacağız Edirne-Ardahan sınırları içinde...
Aklın yolu bir
Dünya Kupası boyunca İtalya'nın defansif oynadığını iddia edenlerle savaşmıştım dilim döndüğünce. İyi hücum etmelerinin yanında, savunmayı da becermeleri bir kabahat sayılmamalıydı, üstelik futbol sadece çok gol atmaya dayalı değil, az gol yemeye bağımlı bir oyundu.
Ankara'dan Birol Bal'ın gönderdiği e-posta, salt "çok gol atmak" değil "rakipten çok gol atma"nın yeni bir anlayış değil, futbol tarihi boyunca hakim olan bir realite olduğunu gösterir nitelikteydi.
Dünya Kupaları genel gol ortalaması 2,86 (2015 gol / 705 maç)... 18 şampiyonun gol ortalaması ise 2,55 (260/102)... Kupayı kazanan 18 takımdan sadece ve sadece 3'ü şampiyon oldukları turnuvanın gol ortalamasını geçmişler. (1930 Uruguay, 1970-2002 Brezilya)...
Aklın yolu bir... 1930'da da bir... 1950'de de, 70'de de, 2006'da da bir...
'İşte Premier Lig bu'
"Six yards" cezası her uygulandığında tüylerim diken diken olmuştur televizyon başında. Murat Kosova kardeşim gibi, "İşte Premier Lig bu" diye bağırasım gelirdi o zaman. Futbolcuların değişmeyecek bir karara, yada baraj mesafesine mugayir hareket etmeleri, oyunu soğutmaları futbola ihanet.
Futbola bir başka ihanetin önünü kesen yine Premier Lig oldu. Bundan böyle bir oyuncu sakatlandığında oyunu durdurmak, topu dışarı atmak suretiyle futbolcuların inisiyatifinde değil, hakemde olacak. Hakem, yerde yatanın sakatlığının ciddi olup olmadığına karar verecek ve gerekirse oyunu düdüğüyle durduracak.
Böylece geçtiğimiz sezon Mourinho'ya çok kızmamıza neden olan " sakatlığa inanmama" hadisesi de yaşanmayacak bir daha. Mourinho, kenardan sakatlıklarına inanmadığı Wigan'lı McCulloch ve Barcelona'lı Motta için oyuncularına topu dışarı atmamalarını işaret etmişti geçen sezon... Galiba FA, bu kez Mourinho'ya uydu... İyi de etti...
|
|
|

|