|
 |
|
|
Kiev'i gole boğmak
Fenerbahçe'nin, Daum'un kurduğu, ama geliştirmekte zorluk çektiği futbolunda eksik kalan soğukkanlı ve kontrollü oyunu Avrupa seviyesinde yapabilmekti. Hücumun en ucundaki oyuncuyla kalecinin bağlantısının dahi sağlam olduğu bir dar alan oyunu. Bu oyunda kaleci de oyunun içinde olmalıdır, santrfor da.
Fenerbahçe genel anlamda hücumu hücumculara, savunmayı savunmacılara emanet etmiş bir takım oldu. Bir üst seviyeye geçmek için 11 kişilik bir ortaklığı Avrupa seviyesinde kurmak gerekiyor. Savunma kanatları hücumun vazgeçilmez bir parçası olmalı. Tabii bir kanat çıkmışken diğerinin içeri girip stopere dönüşmesi de. Top kaybedildiği anda, en fazla 2 oyuncunun, o da rakip savunmada 3 oyuncu sabit kalmışsa, topun ilerisinde kalma hakkı olmalı. Dar alanda oynanmalı oyun.
Bunun için özellikle iç sahada savunma ileride kurulmalı. Bu savunmayı geri plana atmak değil. Savunmayı bozmak, rakip topu kaptığında savunmaya kadar 50 metrelik bir alanın sadece Marco ile kontrol edilmesiyle oluyor. Tümer, Alex ve Tuncay'ın hızla dönmesi kadar savunmanın da anında önde basması önemli. İyi savunma bu maçta gömülmekle değil, sahanın neresinde olursa olsun fazla adamla ve kademeyle mümkün. Fenerbahçe gömülmesi gereken yer ve zamanda 2-1'de Kiev'de gömülmedi. Şimdi çıkmalı.
Bunu yapacak 3 oyuncu var Tümer, Appiah ve Aurelio. Marco son maçlarda savunmanın arasına girip oynuyor. Bu zaman zaman çapa için bir zorunluluktur. Ama 90 dakika içinde bu kadar çok değil. Onun asıl ve temel görevi, ön savunma ve oyun kurma alanının organizasyonu. Arkadaşlarının kendisine belli bir mesafede pas ve markaj için doğru yerde olmalarını organize etmek. Appiah zaten bu işi dünyada en iyi bilenlerden. Oyun daha önde ve savunmanın da çıkmasıyla oluşturulunca Tümer için kat edilecek alan da azalacak ve yıldız oyuncu daha performanslı olacak. Bu oyun Alex'e de tembellik etme ve kendini kaybettirme olanağı sağlar.
Tabii biliyorum ki bu oyunda kaçaklar olacak. Ancak 1-3'te bu risklerin alınması şart.
Sabır bu maçın şifresi değil. Bu maçın kilidi, kalabalık, topyekun ama kademeli saldırmak. Top kaptırılınca müdahaleli, gerekirse kartsız faullü ve hızlı geri dönüşlerle.
Fenerbahçe değişik bir takım. 10 korner, 3 net pozisyon demek. Fenerbahçe bunu kazanmalı önce. Çünkü kaybedecek bir şey yok. Ve hepimiz çok iyi biliyoruz bu maçta çıkacak sonuçlar arasında en zoru 2-0. Fenerbahçe'nin zaman zaman yakaladığı skor ihtirasını yakalaması ve Kiev'in soğukkanlı olma geleneğini yıkması gerek başta.
Fenerbahçe çok pozisyon bulacağı bir oyun kurmalı. Bu Zico'ya akıl vermek değil. Onun bunu istediğini zaten biliyorum.
Seyirci ne yapmalı?
Bu topraklardaki statlara cehennem yakıştırması yapmak doğru mu? Cehennemin asıl korkunçluğu onu beklemek değil mi? Acaba başımıza ne gelecek korkusuyla kendiniz yeyip bitirmek. Peki burada ne oluyor? Seyirci rakip takım sahaya maçtan 2 saat önce zemin etüdü yapmaya ya da 45 dakika önce ısınmaya çıktığında bu insanı yiyip bitiren bekleyişi bitiriyor. Halbuki bu cehennemi ilk düdüğe saklamalı. Önce çıktıklarında ses çıkmamalı ve o cehennem maç için yani 3. kez sahaya çıkıldığında kusulmalı. Baskı İngiltere'de, İspanya'da böyle kuruluyor. Rakibin ayakları titreyecekse ısınırken değil, maçın ilk 10 dakikasında titresin.
Tüm organizasyonlar Uzakdoğu'ya
Dünya 3.'lüğü sürprizini orada yaşadık. Şimdi basketbolcularımız coşuyor. Bu topraklarda bize iyi gelen bir şeyler var. 15 sayı geriden, hem de Avustralya karşısında geri dönüşümüz, İlhan'ın Senegal'e attığı golden bu yana yaşadığımız en acayip zaferlerden biriydi. 3 sene önce yarısından fazlasını tanımadığımız bir takımla bu olup biten insanın tüylerini diken diken ediyor. Japonya ve Kore sizi hep sevdim.
Ağustosta futbol
Buraların adı Avrupa. Ama coğrafya der ki, bu toprakların %80'ini oluşturan Küçük Asya, Ortadoğu'nun batı ucudur. Ve Hollanda'nın lige başladığı hafta bir Ortadoğu toprağında ligin 3. haftası oynanıyorsa bu işte bir gariplik vardır. Bunda tartışılacak bir şey yok. Bu durum ne derseniz deyin garip.
Kemal Kapulluoğlu "Lig başlamasa antrenman yapılmayacak mıydı?" diye sorarken zekamızı küçümsüyor. Antrenman iptal edilir, daha uygun iklimli bir yere gidilir, salonda çalışılır, durup bir su içilir, hocadan izin alınıp, koşup havuza atlanıp diğerlerine eşek şakası yapılır. Olmadı sizi tutan adama "Bak Johanna abartma zaten burada sirkeye döndük. Biraz yavaş denilir" vs, vs. Maçta bunu söylersen şike yapmış olursun.
Sıcakta, bundan daha sıcakta da maç yapılır. Zorunlu olduğunda. Dünya Kupası'nda misal. Biliyorsunuz küredir bu dünya. Ekseni de hafif eğridir. Ve Haziran genelde futbolun oynandığı coğrafyada sıcak olur. Başka bir tarih bulmak olanaksız olduğu için bütün uluslarca kabul edilmiş bir durumdur bu. Ama Türkiye Ligi bununla karşılaştırılmaz. Çünkü bu ulusal bir organizasyondur.
Ve dilimize ağustos sıcağı olarak yerleşmiş illet, adı geçen ayda Trabzon'u nefes alınmaz bir yer yapar, Antep'i de kavurur, İstanbul'u da leş gibi terletir, İzmir'i de yakar. Bu ayda bu olmaz.
Zaten eğer Türkiye'de maçlar 21.30'da başlatılıyor ve buna rağmen doktorlar daha geç başlatılmasını istiyorlarsa gariplik açıktır (Bkz. Prof Dr. Mehmet Binnet). Sakın bana İspanya'da da 22.00'de başlıyor demeyin. Onlar 23.00'de yemeğe oturuyor. Mesaiye sabah 10.00'da başlıyor. Başka bir gün kullanımı kültürleri var. Ve en önemlisi henüz ligleri başlamış değil.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|