|
 |
|
|
'Stadyum'da ölüm klibi
Süper Lig süper sıcakla başladı. Cayır cayır Ağustos, önce halı sahadan, amatörden, ikinci ligden can aldı.
Sonra ateş hattında, Süper Lig...
Sıcaktan, süperi normali ayırt etmesi beklenemezdi ki... Hedefte kalbi en zayıf halka vardı. O da Meduna'ydı.
Neyse ki, doktoru, ambulansı, Meduna'yı bırakmadı, çekti aldı öbür dünyanın sınırından.
Yine de berbat bir ortam.
Eli ayağına dolaşmış haldeyiz. Yüreğimizde sancı, tepemizde Ağustos sıcağı acaba ne yapılabilir diye aranmaktayız.
Kimbilir futbolcular ne düşünmekte.
"Bu hafta sıra kimde"?
* * *
Böyle bir ruh hali oturdum ekranın önüne.
Bakalım spor programları ve onların ünlü yorumcuları konuya nasıl yaklaşacaklardı.
Spor programı deyince, Stadyum'u ayrı yere koyarım ben.
Reytinglerin kralı olduğu için değil... Saygınlık, espri ve derinlik taşıdığı için belki.
Ömer Üründül'ü sever ve ona inanırım... Mesai arkadaşlarım Bilgin Gökberk ve Mehmet Demirkol'u ise kulvarlarında bir numara sayarım.
Ama o da ne ?
* * *
İlk söz alan Ömer Üründül, başladı "kötü örneklerden" örnek çıkarmaya:
"Dünya Kupası 35 derece sıcakta oynanmadı mı?.."
Allah Allah..."Bir iki vefat bizi sarsmaz" demek istiyor galiba.
Hani benim bir tezim var; "kahvaltıda futbol konuşup akşam futbolla yatanlar, tatil gününde şehri gezen postacı gibi yaşamın birçok yönünü ıskalarlar ve aşina olmadıkları bu konularda pek konuşmamalılar".
Çok sert buluyorlar.
Karşı tez; "herkes dilediğini söylemekte serbest"...
Öyle ama benim niyetim "ağızlarını bantlamak" değil ki, gerçekten iyi bildikleri konulardaki güvenilirliklerini "riske etmelerini" önlemek.
İşte örnek.
Sevgili Üründül...
Şu yaşadığımız çağda ve yüce değer olarak baş tacı ettiğimiz "insan hakları"nda, nedir birinci öncelik, kıymetli dostum?..
İnsan hayatı değil mi?
Lig ne ki?.. Bir kişi, evet bir kişinin hayatı tehlikeye girmesin diye ertelenmeyecek hangi organizasyon var ki?
Açıkçası sevgili Mehmet Demirkol'dan da Bilgin Gökberk kardeşimden de futbolun öldüren yüzüne hak ettiği değerde ve heyecanda yaklaşım görmedim.
Soğukkanlılığı takdir ederim. Lakin, ölüm bu... Ötesi yok...
En saygın spor programından saygı beklerim haşlanan, ölen, tükenen insanlara.
Programın sonuna doğru "Say Na Na Naaa" parçası eşliğindeki klipte, yerde ecelle boğuşan, titreyen, nefes alamayan Meduna görüntülerinin ne işi vardı Erdoğan bey kardeşim?..
Ülkemin stadyumlarında futbolcular sapır sapır dökülürken TRT'nin stadyumundan öyle bir sonuç çıktı ki, ölen öldüğü ile kaldı... Kabahat ölendeydi.
Yazık yani...
Tartışmasız favorim Stadyum, güvenimi sarstı bu hafta.
"Tümer'i de anlıyorum"
Yıllar önce Sergen yine aynı Sergen'di ve çoğu insana göre büyük yeteneğine "ihanet" içindeydi.
Oturdum bir yazı yazdım.
Başlık "Sergen'i Anlıyorum", aynı zamanda yazının özetiydi.
Çünkü o sıralarda çok benzer "meslek içi eleştirilerin" muhatabıydım.
Yeteneğime yazık ediyor ve performansımın yarısını bile kullanmıyordum.
Biraz gayret etsem neler başarmazdım!..
Peki yaptıklarım?
"İyiydi" de... Çok daha iyilerini yapacak kapasitedeydim.
Savunmam Sergen gibiydi...
"Beni eleştireceğinize, çok beğendiğiniz ürünlerime teşekkür etsenize".
Yıllar sonra Sergen aynı Sergen ama ben değiştim.
Elimden geleni ardıma koymuyorum son senelerde.
Öyleyse... Tümer'i yazmalıyım.
Çünkü Tümer'i de anlıyorum.
Beşiktaş'ta "sorun"dan başka haberi çıkmayan Tümer'in, Fenerbahçe'de "çöpsüz üzüm" haline gelmesi neden sizce?
Çünkü takdir var...
Alkış var...
Sevgi çok derin bir konu; en azından sevgi gösterisi var.
Motive oluyor Fenerbahçe'de... Tümer'in keyfi çok ama çok yerinde.
İşe değil, işe sarılma gayretlerine duygularını karıştıranların verimleri yükselir böyle zamanlarda.
Tümer'i de anlıyorum.
"Ailenizin çocuğu" Delgado
Rahmetli Şükrü (Gülesin) abi, öyle küfür ederdi ki, muhatabına iltifat gibi gelirdi.
"Gidip takılalım, bize de küfretsin" diye sıraya girenleri hatırlarım.
Ve nice insanlar tanırım, en yürekten iltifatlarında bile rahatsızlık duyardım.
Demem şu ki, her olay insanıyla güzel...
Diliyle, üslubuyla, tarzıyla...
Futbol da öyle.
Mesela Anelka dünyanın en iyi futbolcularından biriymiş... Ne olursa olsun; futboldan soğuttu adam şu donukluğuyla.
Birader alt tarafı hızlı koşan ayağına çabuk birisin. Futbolu iyi oynuyorsun... Lakin futbol keyif işi... Nedir öyle "soğuk fizyon" icad etmiş insanlarüstü fizik profesörü hallerin?..
Bakın Delgado'ya...
Mehmet Ali Erbil'in gençliği gibi... Öyle cana yakın. Daha ilk haftadan "aileden biri" oldu maç sonrası konuşmaları, mimikleri, jestleriyle.
Şuraya yazıyorum; yakın bir tarihte futbola uzak duran büyük kalabalıkları Beşiktaş saflarına çekecektir Delgado'nun "ailenin yetenekli küçük oğlu" halleri.
Çünkü futbola "salt futbol" dışında güler yüz ve neşe katanlara hasretiz son zamanlarda.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|