|
Yandım yandık, yandın yandınız, yandı yandılar...
Dünyada çeşit çeşit canlı yaşarken, insanoğlunun da belirginleşmeye ve mevcut canlılara yeni tür bir canlının daha eklenmeye başladığı dönemlerde; "insan"ın, odunu oduna sürte sürte, iradesine bağlı olarak "ateş" yakabileceğini keşfetmesi üzerine; "ateş"in olumlu artı yönleriyle, olumsuz eksi yönleri de, gitgide keskinleşerek gücünün oranını kanıtlamaya başladı.
* * *
Ateş, karanlığa karşı aydınlatıcı; soğuğa karşı ısıtıcı oluyordu. Ama aynı zamanda yakıcı ve yok edici de oluyordu.
Çünkü ateş, bir anlamda değişik görünümlerdeki cisimlerin; örneğin odunun, kömürün, petrolün enerjiye dönüşüm süreciydi ve bu süreç, insanın gücüne güç kattığı ölçüde, korkutucu ve öldürücüydü de...
* * *
Ortaçağlarda dinsel ölüm cezaları, mahkumların odun yığınları üstünde yakılmasıyla infaz ediliyordu.
Dinselliğin, günahkârlara öldükten sonra öngördüğü ceza da, cehennemde ateşler içinde yanmaktı.
* * *
İnsanoğlunun belleğinde "olumsuz"un, örneğin "korku"nun bıraktığı iz; "olumlu"nun, örneğin "ılıman havalarla kesilmeyen suların" bıraktığı izden çok daha derindir.
Derindir çünkü insanın belleği, daha önceki kötü deneyimleri canlı tutarak, yeni belalara karşı kendini savunma refleksini de harekete geçirir.
* * *
Çeşitli dillerde "yanmak ve yakmak" fiillerinin; "ateş"in, aynı zamanda eksi ve olumsuz niteliğinden uzantılı olması; insanoğlunun ortak belleğinde "korku"nun çok daha derin izler bırakmış olmasından ötürü...
* * *
Vaktiyle Suadiye'de bir lokantada, 4 yaşlarında bir oğlan çocuğunun, tepine sallana annesine:
- Yandık yandık, dediğine tanık olmuştuk.
Oğlan çocuğunun çişi gelmişti ve ne yapacağını bilemiyordu. Besbelli annesinin de, ne yapacağını bilemediği, sıkışık zamanlarda söylediği sözleri tekrarlıyordu:
- Yandık yandık...
* * *
Son 20 yılın en sıcak ağustosunu yaşıyormuşuz; İstanbul'da sıcaklık 35-36, nem oranı 90; Antalya'da sıcaklık 50 dereceye kadar çıkmış...
Ölenler, bayılanlar, hastanelerin acil servislerini dolduranlar...
* * *
Güneş'in yaşadığımız ağustosta üstümüze çakılan yakıcı gücü, ormanlarda yok edici yangınlar olarak arz-ı endam etmede...
Son 3 günde 90 orman yangınında, 1000 futbol sahası büyüklüğünde 500 hektar orman kül olmuş.
* * *
Siyasetçilerin, insan yığınlarını hipnotize ederek yönetme becerisi, kendilerine saltanatlı bir hayat sürme olanağı tanısa da; ağustosun azgınlaşan sıcaklarına bir çare bulamıyor.
Değişik ülke yöneticileriyle resmi binaların kapıları önünde, el sıkışırken verilen görüntüler; ne ölümleri engelleyebiliyor, ne sürünmeleri, ne de yangınlarla, su baskınlarını ve göçleri...
* * *
Bu tür felaketler karşısında yaptıkları açıklamalar, komikleşmeye başlayan 3 cümleyi geçmiyor:
- Gereken önlemler alınmada ve gereken her şey yapılmada...
- ...
- Yaralar en kısa sürede sarılacaktır...
- ...
- Milletimizin gücü, her türlü sorunun üstesinden gelmeye kadirdir.
* * *
Yapılan istatistiklere göre yığınlar da çoktan hazır, kendi gücüyle övünüp gurur duymaya...
Yönetenler gururlu, yönetilenler gururlu; özgürce "yazarları asma" yürüyüşleri de düzenlenip, töre cinayetlerinin nerelerde yoğunlaştığı da rahatça saptanabiliyorsa...
Kim daha ne istiyor yani?..
* * *
Onca gürültü patırtı arasında, "yer" küresine şöyle azıcık tepeden bakıldığında görünen manzara o ki, en çok çocuklarla yaşlılar ve yoksullar okkanın altına gitmekte...
Değişik bir değerlendirmeyle, ne "üretim"de, ne "tüketim"de fazla bir rolü olmayanlar...
Çocuklarla yaşlılar ve yoksullar, okkanın altına gittikçe; ola ki, birileri de, daha çok kazançlı çıkıyor.
Örneğin onların öcünü alma nutukları söyleyen siyasal liderler; örneğin, onların göçlerinden yarar sağlayan çevreler; örneğin onların başında patlayan kabakların, bombalarıyla silahlarını yapanlar; örneğin mezbeleye dönmüş yerlere, yenilerini yapacak girişimciler, vs...
* * *
Eski bir deyim vardır "ölü evinde yaş, imam evinde aş" diye...
Doğumların kimlere ne kazançlar sağladığıyla, ölümlerin kimlere ne kazançlar sağladığının da bir dökümü yapılsa...
Kadın-doğum uzmanları, ebeler, emzik, beşik, biberon, bebek arabası satıcıları vs. bir yanda; kefenciler, tabutçular, mezarcılar, mezar taşı yapıcıları, mirasçılar, miras hukukuyla ilgilenen uzmanlar vs. bir yanda...
* * *
Özel bir akademi kurulsa ve alışılmışların dışında, dünya TV'leriyle dayanışmalı çarpıcı araştırmalar yapsa...
Aşırı sıcak ve soğuklarla büyük depremler sonucunda; kimlerin zarara uğradığının, kimlerin kazançlı çıktığının somut dökümleri gerçekleştirilse...
* * *
NASA'nın son bir kararla, özel sektörün de yapmasına olanak tanıdığı uzay mekikleriyle; uzaya gidecek ilk ressamın yapacağı bir tablonun, kaça satılacağını hesaplasa o özel akademi...
* * *
Son yüz yılda hangi siyasetçilerin kârlı, hangi siyasetçilerin hapı yutmuş ve ayrıca kârlı çıkanların kimlere yararı, kimlere zararı; hapı yutmuş olanların da kimlere zararı, kimlere yararı dokunmuş olduğu "vatan millet" edebiyatının dışında somutlaştırılsa...
Böyle özel bir akademi sayesinde, tüm dünya insanlığının bilinç ufukları kim bilir ne kadar genişler...
* * *
Ateşi keşfeden insan, onun eksi ve artı yönlerini de gördü zamanla...
Çocuklarla yaşlıların ve yoksulların, okkanın altına gitmesiyle sağlanan kazançlar yanında; ne tür kazançların kaybedildiği de, zamanla çıkacaktır ortaya...
Ne yapmalı ki, -özellikle Ortadoğu'da- 2050'den sonra ancak...
c.altan@prizma.net.tr
|
|