|
 |
|
|
Dinamo kömür yaktı
* Geçen Pazar, Telegol'e "çok özel" bir röportaj veren başkan Yıldırım, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi yazgısını üstü kapalı şekilde söyledi aslında. Bilerek veya farkında olmadan. Ama söyledi... Biz anlamamazlığa geldik. Serhat Ulueren'in "Beşiktaş 11 puan öndeyken şampiyonluğu nasıl kaçırdı da Fenerbahçe şampiyon oldu" sorusunu "çok basit" diye yanıtladı başkan... "Çok basit, çünkü santraforlarını sattılar. Santrafor olmadan şampiyon olabilir misin"?.. Sonuna kadar doğru...Hatta genişletilir bile; "Santraforsuz Şampiyonlar Ligi'ne kalabilir misin"? Peki en büyük hedefin Şampiyonlar Ligi ise, niye Nobre'yi gönderdin ve santrafor transferini geciktirdin? Hatta defansa aldığın Dünya yıldızını bile "rötardan" oynatamadın? Neden?.. Dinamo kömür yakmadan önlem almadın?..Yanıtlar, bir dahaki "çok özel" röportajda olabilir ama ben tahmin edebiliyorum şimdiden: "Orasını siz araştırın bulun"...
Sistem böyle
* Avrupa'daki nadir gururlarımızdan ve her geçen yıl bilincini, olgunluğunu ikiye katlayan Nihat Kahveci, futbolu bıraktıktan sonra teknik direktör olmak istiyor ya; futbolun felsefesine kafa patlatmaya başlamış şimdiden. Bir tespit duydum ondan... Diyor ki, "Türk futbolunun tek eksiği, üstün bireysel yeteneklerin sadece bireysel olarak kalması. Avrupa futbolunda ise yetenekler gözü kapalı bir biçimde takımın hizmetine verilir"... Yani?.. Alex'li, Tümer'li Fenerbahçe, Dinamo Kiev'in iki katına yakın Euro etse de, eloğlu kolonisi savunan karıncalar gibi tek vücut olunca hepsi hava...Bizim bu kalıtımsal hastalığımız nasıl iyileşir?.. En azından Türkiye'ye gelen yabancı hocaları "bizim sistem böyle" diye şaşırtmadığımız zaman. Yerli hocalarımız yıldız sistemine ulaşamadıkları için ayakları yere basıyor ve Avrupalı gibi oynatıyorlar zaten.
Koşullar uymadı
* Fenerbahçe'nin Dinamo Kiev'e yenildiği ilk maçın hemen ardından "Biz eleriz" diye yazan ender "uyanıklardan" biri de bendim. Fenerbahçe bir gol atar, ikinci golü de seyirci attırır... Şampiyonlar Ligi'ne kalır iddiasındaydım. Ama bir koşul vardı. Anelka'nın geleceği belli olacaktı. Ya bavulunu toplayıp gitmiş olmalıydı ya da uzlaşmaya varıp sahada yerini almış...İkisi de olmadı. Anelka'yı öne koyun... Arka planda Fenerbahçe takımı olsun. Basın deklanşöre... Sonra bakın bu fotoğrafa. Altına ne yazarsınız? "Bir amatör takımın bile katlanamayacağı tuhaf sıkıntılarla Şampiyonlar Ligi sizin neyinize" mi? Yazmayın; ağır olur tepki alırsınız. Fenerbahçe'ye ilişkin herhangi bir bunalım tespitiniz varsa, en ağır tepkilere hazır olmalısınız. Lakin gerçekler değişmiyor. Gazeteci, Anelka'yı soruyor Zico'ya... Yanıt "İlk maçta oynadı da ne oldu"!.. Aman tanrım... Zico'yu bir teknik direktörün son nefesinde bile söyleyemeyeceği bu cümlelere mahkum edenler yazsın o resim altını.
SporİST 2006 Fenerbahçe 100
SporİST 2006 Spor Zirvesi'nde kürsüye çıkanlar, lafı döndürüp dolaştırıp Fenerbahçe'ye sitem ediyorlar.
Beşiktaş Başkanı Demirören, "Ben ve diğerleri dersen, diğerleri hasmın olur"diyor.
Spordan Sorumlu bakan sayın Şahin, zirveye katılmayan Fenerbahçe'yi eleştiriyor.
"Kale almazsan, kale alınmazsın".
Fenerbahçe nereye koşuyor?..
SporİST 2006 gibi sosyoekonomik bir organizasyondan bile "sevilmezlik katsayısını" arttırarak çıkan 100. yıl yönetimine helal olsun
"Eleştiri"nin önü açıldı
Ey yöneticiler... Ey teknik direktörler... Futbolcular, hakemler, federasyonlar, kurullar...
Hepiniz ayağınızı denk atın.
Yargıtay Ceza Kurulu'ndan mektubunuz var; dikkatli bakın.
Artık zırt pırt dava açarken bunları da hesaplayın:
"Gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimler 'polemik' niteliğinde olsa da nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde bu ifadeler asılsız kişisel saldırı olarak görülemez. Kaldı ki, kamu görevinde bulunan veya talip olanların, diğerlerine oranla daha sert eleştirilere muhatap olması da doğal karşılanmalıdır."
Yargıtay Ceza Kurulu'nun demek istediğini anladınız mı?
Kimse ülke sporuna cansiperane katkılarını öne sürerek dokunulmazlık hayalleri kurmamalı diyor Yargıtay... O hizmeti yapmaya talip olurken aynı zamanda sert eleştirilere muhatap olmayı da onaylıyorsunuz.
Medyada "medyadan şikayet ederken", ölçüyü kaçırmayın lütfen.
Bu ülkeye, insanlığa çok önemli katkıları olmuş nice bilim adamından, ihracat rekoru kırmış iş adamından, güvenliğimiz için uzvunu canını feda eden kahramanlarımızdan, hatta bir cumhurbaşkanından çok daha bonkörce reklamınızı yapan medyaya hoşgörüyle yaklaşın.
Bakın ne diyor Yargıtay:
"Basın özgürlüğü, belli ölçülerde abartmaya hatta kışkırtmaya başvurmayı da içermektedir"
Ona göre!
NOT: Yargıtay Ceza Kurulu, bu görüşü Tuncay Özkan aleyhine açılan bir davaya ilişkin verdi.
"General dayı"
Vestel Manisa maçında olmayan penaltıyı verip, olanı es geçen Cem Papila'ya Galatasaray yöneticisi Adnan Polat'tan öyle bir eleştiri geldi ki, övgü mü yergi mi belli değil.
"Böyle hakemlere nasıl maç verirler anlamıyorum. Amcası veya dayısı general herhalde"...
Keşke olsa!.. Yakın akrabalar arasında general bulunmasını kim istemez. Bence aileye saygınlık katar.
Torpilden bahsediyorsa yanılıyor sayın Polat...
Bizim bildiğimiz generaller, damatlarına yeğenlerine torpil yaptırmazlar. En azından toplumda böyle bir algılama yoktur.
"Cem Papila'nın iktidar partisinde dayısı mı var" sorusu daha anlamlı olabilirdi. Anlamlı olduğu kadar da riskli.
Sayın Polat Fenerbahçe ile Galatasaray yöneticileri arasındaki "popülarite" farkını kapatmak, belki de "kodu mu oturtmak" istiyor...
En kestirme yol; denenmiş olan.
Ağustos münasebetiyle, fark edilmek istiyorsan cümle içinde "general" kullan.
Adnan Polat'ın general bir amcası veya dayısı yok her halde.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|