|
 |
|
|
Kadının adı iffet
Kadın katiyen aldatmaz! Birkaç "sosyetik" istisnayı medya büyütüyor, kadını aldatır gibi mi gösteriyor?
tubakyol@yahoo.com
Pınar Altuğ, Bettina Hakko derken, bir gazete bu "aldatmalar" ile ilgili kadın milletvekillerinin görüşünü sormuş. "Medya hak ettiğinden fazla yer veriyor. Fatura kadına kesiliyor" diyor kadın vekiller. Haberin başlığı da şöyle: "Sosyetik aldatmada asıl sorumlu medya".
Kadın aslında aldatmaz yani. Birkaç "sosyetik" istisna, medyanın büyütmesiyle gündeme oturup kadını aldatır gibi gösteriyor. Öyle mi?
"Aldatma"nın kadını, erkeği, sosyetesi mi var?
Kadın da aldatır. Ucunda can korkusu olmasa, Doğulu kadınlar da en az erkek kadar aldatır.
"Aldatmak" iyidir, kötüdür; o başka bir mesele. Ama bunun Batılı ya da Doğulu olmakla, cinsiyetle, sosyal sınıfla ne alakası var?
Dejenere sosyete
Bunlar bizim kafamızdaki kodlar sadece. Bunlar bizim kafamıza yıllar boyunca filmlerle, kitaplarla, gazete haberleriyle, karikatürlerle yerleştirilen kodlar.
Tanzimat'la birlikte başlayan Türkiye'nin Batılılaşma projesinde, Türk kadınının kafesinden çıkıp özgürleşmesini istemeyen muhafazakar erkekleri ikna etmek için uydurulan "dışı Batılı, içi Doğulu kadın" formülünün kodları...
Kadın sosyal hayata katılacak, Batılı gibi giyinecek, Batılı gibi davranacak ama evinde hâlâ kafes arkasının kuralları geçerli olacaktı. "Fedakar eş ve fedakar anne" diye ambalajlanan sorgusuz sualsiz erkeğe itaat!
Ambalaj göz alıcı olsa da içi boş bir paket bu. Peki içi nasıl doldurulacak?
Özgürlüğünü, Batılı kıyafetlerle sokakta salınmak dışında da kullanmak isteyen kadın "ahlaksız" ilan edilerek.
Köyden geldiği için onu aşağılayan dejenere sosyeteye, onlar gibi giyinmeyi ve dans etmeyi çabucak öğrenen Kezban tarafından ahlak dersi verilerek.
Zengin bir erkekle evlenerek sosyeteye giren fakir ama ahlaklı kıza "evliliğini ve evladını" umursamadan asılan kocasının monden arkadaşları azarlatılarak.
1924'te İstanbul...
Bir düşman yarat, sonra düşmanla savaş...
Muazzez Tahsin Berkand'ın romanlarında tarif edilen "kıskançlık ve entrika ve daha bayağı ve pazarlıklı düşüncelerden ibaret salon hayatı" düşmandı.
Batılılaşma projesinin hızlanmasıyla birlikte 1924'ten itibaren yayınlanmaya başlayan karikatürlerdeki modern giyimli kadınlar... Düşmandı!
Karikatürlerdeki bu modern giyimli kadınlar birbirlerine "Bir haftadır gecelerimi birisiyle geçiriyorum" diyorlardı. Arkadaşı "Kiminle?" diye sorunca da "Daha ismini sormadım" diye cevap veriyorlardı (Akbaba, 28 Nisan 1924).
"Zevcenizin sizi aldattığını duyacak olursanız ne yaparsınız?" sorusuna karşılık "Beni vicdan azabından kurtardığı için minnettar olurum" diyorlardı (Cumhuriyet, 6 Mart 1930).
Böyle bir sürü karikatür, gazetelerde Batılılaşma ile birlikte bizi bekleyen "tehlikelere" işaret eden bir sürü makale var. Bunlara bakılırsa 1920'lerin sonunda İstanbul'da Batılılaşmış çevrelerde tek gecelik ilişki, açık evlilik falan gayet olağan. Hadi canım...
Asri kadın-Esas kadın
Filmlerde, romanlarda bu "asri" kadınlarla savaşan "esas kadın" da Batılı kılığı içinde özgürdü ama bu özgürlüğü ilk göz göze geldiği erkekten başkasına yan gözle bile bakmak için kullanmayacak kadar "iffetli"ydi.
Bu esas kadınlar sevdiler mi bir kere sever, siler ya da silinirlerse -elbette bir yanlış anlama neticesinde- bakire ölürlerdi.
"İffet", ki bir kadın ismidir ve şöyle bir şeydir: Başka bir hayatın da mümkün olabileceğini düşünmeden, dövse de, sövse de, bir erkeğe ömür boyu bağlanmak.
Formül basitti yani: Erkek aldatırsa ayıp ama öyle çok ayıplanmaz.
Kadın aldatırsa -kadın aldatmaz, doğasına aykırı, mutlaka vardır bunda düşman dış mihrakların parmağı!- ayıp, hem de ne ayıp, o kadın eğer hâlâ yaşıyorsa bile artık insan içine çıkamaz.
İhanetin coğrafyası yok
Senelerdir bize belletilmeye çalışılan bu formül yanlış.
Aldatmak ayıp kabul edilebilir ama niye kadın için daha büyük ayıp olsun?
Kadın de insan değil mi, niye onun doğasına aykırı olsun?
Aldatmanın ne cinsiyeti var, ne ekonomik sınıfı...
Şeref Can'ın annesi size istisna gibi göründüyse eğer; öldürülmediği, ölümle tehdit edilmediği içindir. Yasemin Bozkurt'un, Serap Ezgü'nün programlarını izlemediğiniz, cinayet haberleri veren üçüncü sayfaları dikkatli okumadığınız içindir belki.
"Kadının ihanetini" Batı'dan ithal bir dejenerasyon, modernleşmenin sonucu gibi gösteren kodlar da yanlış. Aldatmanın ne Doğu'su var ne Batı'sı...
Hem Doğulu kadın katiyen aldatmıyor olsaydı, onu kafes arkasına gizlemeye, sokağa ancak çarşafla çıkmasına izin vermeye, zina yaparsa taşlanarak öldürmekle korkutmaya ne lüzum var? Dışarıdaki erkek ne düşünürse düşünsün, ne yaparsa yapsın, istediği kadar baksın, asılsın; kadın yaşadığı hayattan memnun olmasa bile asla evdeki erkeği aldatmayacaksa, bu kadar önlem niye?
Evet, aldatmanın özgürlükle bir alakası var. Kadının "başka bir hayatın mümkün" olduğunu görmesiyle...
* * *
İşte bu yüzden...
Erkekler de ağlar.
Ve kadınlar da aldatır.
Erkekler de ağlar, bazıları çirkin ağlar
Pınar Altuğ, Tony'yi mi aldatmış? Tony'yi aldattığı adamı DA mı aldatmış?
Erkekler konuşuyor. "Son aldatılan" Can Tezal, Altuğ'un mesajlarını ortalığa saçıyor, magazin literatürüne Pınar Altuğ lansmanı "patlarız"ı katıyor.
Tony "Ben Pınar'ı böyle aldım. Onu da benden böyle aldılar" diyor. Satın aldığı defolu bir maldan söz edermiş gibi. Ektiğini biçmişmiş beyefendi.
"İlk aldatılan koca" Umut Elçioğlu, Tony'yi destekliyor: "Tony benim yerime de konuşmuş."
Pınar Altuğ olmasa adını bile bilmeyeceğimiz bu erkekler nasıl muhtaçlarmış konuşmaya meğer. Ha bire konuşuyorlar. Yakında bir araya gelip "aldatılan erkekler zirvesi" yapabilir, Ayşe Arman'a hep birlikte röportaj verebilir, ellerindeki mendillerle gözyaşlarını silerken toplu fotoğraf çektirebilirler.
"Ağlamak Güzeldir" diye güzel de bir şarkı var ama böyle basın önünde ağlaşmak... Çirkin.
Körle yatan şaşı kalkar
Herkes şikayet ediyor. "Kadınlar erkek gibi oldu" diyorlar, "İçki içiyor, tek gecelik aşk yaşıyor, aldatıyorlar."
Dahası var: Kavga ediyor, küçük çocuklara -öğrencilerine mesela- cinsel tacizde bulunuyor, hatta seks satın alıyorlar.
Geçen hafta Londra'da galası yapılan "Sugar Mummies" adlı oyun kadın seks turistlerini anlatıyor.
Türkiye'nin güneyine tatile gelen yaşlı Avrupalı kadınların yanında genç çocuklar görmediniz mi hiç? "Sugar Mummies"de olaylar Jamaica'da, Negril'de geçiyor. Zira yaşlı zengin kadınlar burada parayla seks için fakir gençler bulmakla kalmıyor, siyahların seks performansı ile ilgili efsaneleri de test ediyor.
Şimdi soru şu: Kadın-erkek eşitliği bu mudur? Kadınların, daha evvel erkekler yapıyor diye şikayet ettikleri şeyleri yapmaları mıdır?
Kötü örnek, örnek değildir. Yine de kimi zaman kötü olan örnek alınabiliyor. Güç elde eden, nimetlerinden yararlanmak için gücü istismar ediyor.
Kadınların da böyle yapmasında şaşacak ne var?
Bunca yıl körle yattılar, e tabii şaşı kalktılar.
Aldatmanın şifresi: Yavru için en iyi genetik bileşim
Seksin üreme maksatlı bir faaliyet olduğu, erkeğin içgüdüsel olarak spermlerini her yana saçmak istediği, bu yüzden aldattığı, kadının ise doğuracağı çocuğun babası belli olsun diye tekeşli yaratıldığı söylenir durur.
Kadın üç-beş yıllık ilişkilere daha yatkın olabilir. Peki ya sonra?
Hamburg-Eppendorf Üniversitesi'nin yaptığı araştırmaya göre en az dört yıllık bir ilişki içinde olan 30 yaşlarındaki kadınların yarısından fazlası düzenli seks istemiyormuş. Erkeklerde ise cinsel dürtü zamanla değişmeyerek her zaman sabit kalıyormuş (Akşam, 16 Ağustos).
Bu haberde bir eksik var.
Kadınlarda cinsel istek mi azalıyor, yoksa uzun süreli ilişki yaşadıkları partnerlerine karşı duydukları cinsel istek mi azalıyor?
Mühim nüans!
Ve cevap ikincisi.
Kadınların partnerlerine karşı duydukları cinsel istek azalıyor.
Araştırmacılara göre bunun sebebi yavruları için en iyi genetik bileşimi bulmak isteyen dişilerin cinsel isteklerini başka erkeklere yöneltmeleri olabilirmiş.
Doğaya kalsa; kadının da, erkeğin de farklı partnerlerle sevişmek istemesi doğal yani.
İnsana kalan ise artık doğum kontrol yöntemleri çağında olduğumuzu ve tüm sevişmelerin yavrulamak için yapılmadığını akıldan çıkarmamak ya da -amaç yavrulamak olmasa bile- yine de yavru için en iyi genetik bileşim peşinde koşulacaksa, bunu yaparken kimseyi aldatmamak...
manik depresif köşe
Gazeteci Gülden Aydın'ın kızına bikiniyle denize girdiği için haşemalı bir grup saldırmış. Haftaya ben de deniz kıyısında olacağım. Elbette bikiniyle. Bir yanlış anlaşılma olmasın, katiyen tatile gidiyor değilim! Haşemalılar tarafından saldırıya uğrayacak mıyım diye bir nevi araştırma gezisine çıkıyorum diyelim.
Şu sıralar bana kısaca "manik gazeteci" diyebilirsiniz.
|
|
|

|