|
Yine haşema ile bikini!
Bazı konular öyle ki, dokundun mu ses getiriyor. Ve tepkiler genellikle uçlarda toplanıyor.
Haşemalı, bikinili dünkü yazımın kaderi de böyle oldu. Elektronik postadan öylesine siyah beyaz tepkiler çıktı ki, bazılarını yorum yapmaksızın özetleyerek köşeme alıyorum.
Bir okur:
"Haşemalı vatandaş, çocuğunun tuvalet ihtiyacını orada gidermeye kalkınca -ki bu çok yanlış tabii- bikinili hanımımız tipik muhalefet refleksiyle, 'Her yeri pisletiyorsunuz da, İran'a gidiniz de' diye saldırınca, karşı taraf da benzer üslupla saldırıya geçmiştir. Bir tahammülsüzlük olduğunu inkâr etmiyorum. Ama Türkiye'de hangi tarafın daha tahammülsüz, daha çatışmacı olduğu da sır değil."
New York'tan bir okur:
"Efendim, birlikte yaşama kültürüymüş... Bundan on beş sene öncesine gidin. Bu kadar türbanlı, çarşaflı, yobaz insanlar var mıydı? İçki yasakları var mıydı? Olur olmaz yere cami yapma çalışmaları var mıydı? Bir mahalleye bilmem kaç tane hoparlörle bangır bangır ezan sesi ne oluyor peki?..
Çoğunuz böyle körsünüz ya da işinize gelmiyor apaçık. Bu ülkede kimseye türban takıyor diye, oruç tutuyor diye, namaz kılıyor diye bir şey denilmedi, denilmiyor. Ama mini eteklere, insanların eğlencesine, oruç tutmamasına karışılıyor. Kim ne derse desin. Bu ülkede irtica sorunu vardır. Yok diyen düpedüz saçmalıyor."
Ege'den bir doktor:
"Türkiye'nin her yerinde hâkim güç olan laikçiliğin, kendisi gibi olmayanlara hiç tahammülü yok. Bunun gibi yıllardır psikolojik baskı altında horlanan tarafta da (bazılarının tabiriyle şeriatçı kesim) reaksiyoner olarak bikinili kesime karşı sevgisizlik var.
Yurdun bütün sahillerinde bikinililer denize giriyor. Son 10-15 yıldır tesettürlülerin denize, havuza girebilmesine müsait yerler açılmaya başladı. Malum basın bunu manşetlere taşıdı.
Bundan beş yıl önce Ege'de, Özdere mevkiinde tesettürlülere hizmet veren bir tatil köyüne gitmiştik. Kadınlar havuza, erkekler denize giriyordu. O bölgedeki (bir derneğe) mensup 10-15 genç kız, tesettürlü kesimin erkeklerinin denize girdiği yere gelip akıllarınca işi sabote ediyorlardı. İnsanlar birbirlerine saygı gösterseler bütün mesele bitecek."
Bir okur:
"Türbanın insan hakkı olduğuna dair fikrinize katılmıyorum. Kaldı ki insanlar özel hayatlarında istedikleri gibi giyiniyorlar. Başkent Ankara'nın göbeğinde bile çarşaflı kadınlar cirit atıyor. Burada sorun, giyim tarzı değil. Sorun, ne ibadet özgürlüğü, ne de inanç özgürlüğü. Türkiye'de bunlar fazlasıyla var. Ama köktendincilere yetmiyor. Bunlar devleti istiyorlar."
Bir başka okur:
"Sadece kıyafeti dolayısıyla işinden, okulundan, eğitim hakkından, bazı kamusal olanaklardan yararlanma imkânından yoksun bırakılmanın ve bu konularda yakın bir umut ışığı da göremeyişin yarattığı 'travmatik' etkiyi bir düşünün. Karaburun olayında tam tersi olsaydı, konu bırakın bu kadar gündem oluşturmayı, küçücük bir haber bile olur muydu?
Şiddet ve baskı içermeyen farklı inanç, görüş ve yaşantılara özgürlüğün temel bir insan hakkı ve birlikte yaşamanın koşulu olduğunu; bu konuda başta yöneticiler, kamu görevlileri, medya ve aydınlar olmak üzere herkesin daha duyarlı ve sorumlu davranması gerektiğini düşünüyorum."
Harvard Üniversitesi'nden bir Türk:
"Türkiye'de insanların gerçekten 'kendilerinin yaratabildiği' birer 'özel hayatı' olduğuna inanıyor musunuz? Sorun, küçük kişisel hayat tercihlerinde düğümleniyor. Çok temel konularda bile kendi tercihlerini yapamayanlar, nasıl kendi özel alanlarını yaratacaklar? Toplumda nasıl birey olacaklar? Nasıl kendi kişisel tercihlerini savunacaklar?
Sorun çok daha derinde. Biz bu sorunları sadece türban-bikini tartışması uç verdiğinde, ya da Danıştay'da yargıçlarımız katledildiğinde algılıyoruz. Çok zaman da gayet yüzeysel/duygusal tepkiler veriyoruz.
Sonuçta hepimize yazık oluyor. Birbirimizi yediğimizle kalıyoruz."
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|