Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 27 Ağustos 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Aydınlık, karanlığı yendi!


Amin Maalouf, Lübnanlı bir yazar. Anadili Arapça. Ama yıllardır Fransa'da yaşıyor, Fransızca yazıyor, birçoğu Türkçe'ye de çevrilen güzel romanlarını.
Maalouf, kendisini daha çok Lübnanlı mı, yoksa Fransız mı hisseder? "Her ikisi de!" diye yanıtlar bu soruyu.
Anadilini çok önemser.
Ölümcül Kimlikler adını taşıyan kitabında, "Bir insanı diline bağlayan göbek bağını koparmaya çalışmak kadar tehlikeli bir şey yoktur" diye yazar.
Niye böyle bir giriş?
Kürt dilinin büyük romancısı Mehmed Uzun için. O da anadilini önemser. Yıllar önce şöyle demiştir:
"Anadilim Kürtçe. Ben seçmedim. İnsanlar anadillerini seçemiyorlar. Bir dille doğuyorsunuz. Ben de Kürtçeyle doğdum, Kürtçeyle büyüdüm. Hayata ilişkin ilk bilgilerim, ilk yargılarım, ilk ölçülerim Kürtçeyle oldu. Okula başladıktan sonra Kürtçe yasak biliyorsunuz, Türkçe girdi benim hayatıma. Entelektüel ve kültürel dilim haline geldi.
Sonra yurtdışına çıktım.
Roman yazmaya karar verdiğimde üç tane dil vardı önümde:
Kürtçe, Türkçe, İsveççe.
Ben Kürtçeyi tercih ettim. Ahlaki sorumluluk duydum Kürtçeyle ilgili olarak. Çünkü Kürtçe yasak. Diller insanın ihtiyacı sonunda ortaya çıkmıştır. İnsanın kültür mirasının çok önemli parçalarıdır. Dillerin yok olması, insanlığın yok olması anlamına gelir. İnsanlığın, vicdanın, merhametin yok olması anlamına gelir."(*)
Mehmed Uzun bu yüzden romanlarını Kürtçe yazdı. Anadilini böyle savunduğu için de sürgün acısını yaşadı İsveç'te. Belki de bu güzel romanlar yıllar süren bu acıdan, ayrılık hasretinden çıktı.
Kendi ülkesinde baskı gördü Mehmed Uzun. Kitapları toplatıldı. Sıkıyönetim mahkemelerinde, DGM'lerde yargılandı.
Ama pes etmedi.
Direndi, tutundu edebiyat yaparak.
Ayrıca, siyasette şiddeti hiç sevmedi. Bu yüzden PKK da hoşlanmadı Mehmed Uzun'dan. Bazı Kürt aydınları gibi o da iki ateş arasında kaldı. Ama bağımsız duruşundan vazgeçmedi. 2000'li yıllarda Türkiye'ye bakışı daha iyimser çizgiler taşımaya başladı. Kürt sorunun çözüleceğini, bunun da Türkiye'yi güçlendireceğini söyledi.
Şimdi Diyarbakır'da Mehmed Uzun.
Hastanede yatıyor, kanser!
"Diyarbakır'a ölmeye değil, yaşamaya geldim" diyor kendisini soranlara.
İnanıyorum.
Çünkü Mehmed Uzun, her türlü olumsuzluğa rağmen hayata tutunma mucizesini gerçek kılabilen ender insanlardan...
Şeyhmuz Diken anlattı:
"2000 yılında bir konferans için Stockholm'e gitmiştim. Bir gün Mehmed Uzun aldı beni küçücük bir adaya götürdü, adı Gamlastan olan. İsveç'in çekirdeği burada atılmış. Eski dokuyu aynen korumuşlar. Mehmet Uzun, parke taşlı daracık sokaklarıyla bu adacığı Diyarbakır'a benzetmişti. İsveç'teki uzun sürgün yıllarında Diyarbakır hasretini burada gidermeye çalıştığını söylemişti. Gamlastan'daki kahvelerde saatlerce oturduğunu, okuduğunu, kitaplarını yazdığını söylemişti. Diyarbakır, Kürt politik sürgünler için ayrı bir dünyadır. Bir simge şehirdir. Tedavisi iyi gidiyor Mehmed Uzun'un..."
Hep ayaküstü konuştuk Mehmed Uzun'la. Oturup şöyle uzun uzun sohbet imkânımız olmadı. Son olarak geçen yıl Asmalı Mescit'te, Yakup'ta karşılaşmıştık. Buluşmak üzere sözleştik ama yine olmadı.
Kısmet değilmiş.
Elimde bir romanı, Abdalın Bir Günü(**) adını taşıyan.
"Evdal konuşmaya başladı:
- Aydınlık, güzel aydınlık... Aydınlıktan daha güzel başka bir şey olamaz. Ey â kardeşler... dünya âleme duyurun, aydınlık karanlığı yenmiştir, ışık gece karanlığını mağlup etmiştir."
İyi pazarlar Mehmed Uzun!
Çok iyi biliyorum sevgili kardeşim, Diyarbakır'a yaşamaya geldiğini...
————————————
* Hasan Cemal, Kürtler, Doğan Kitap, s. 418
** Mehmed Uzun, Abdalın Bir Günü, Kürtçeden çeviren Selim Temo, İthaki Yayınları, s. 183.

h.cemal@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Övünelim övelim, havanda su dövelim
Tıpkı vaktiyle Vietnam'da, Nikaragua'da olduğ...
Melih AŞIK
Affetmek üzerine
Lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine b...
Fikret BİLA
İki komutanın konuşmalarındaki şifreler
Genelkurmay Başkanlığı'na atanan Org. Yaşar B...
Hasan CEMAL
Aydınlık, karanlığı yendi!
Amin Maalouf, Lübnanlı bir yazar. Anadili Ara...
Can Dündar
1980'lerin yıkımından kurtulmayı başaran bir ikona
1980'lerin ortası Londra... Şehrin merkezind...
Abbas GÜÇLÜ
OKS'de 3. ön kayıt inadı
Milli Eğitim'de müthiş bir otorite boşluğu ya...
Metin MÜNİR
Bazıları yangın sever
Ormanlar yanar. Ardından ağlaşma başlar. Onun...
Hasan PULUR
Meşhur yalanlar!
HİÇ yalan söylemeyen var mı?
Derya SAZAK
Söz Bakan'ın
Orman yangınlarıyla ilgili eleştirilerimiz üz...
Tamer HEPER
Hurafeye, fala kapılmış, hızla geri gidiyoruz
Eski bir kanundan birkaç satır aktaracağım: ...
Güngör URAS
Tokat'ta 1 milyon ton domates üretildi
Domatesin mis gibi özel bir kokusu olduğunu h...
Serpil YILMAZ
5 milyar dolarlık riski taşıyor
Fiziki şartlara bakarsanız; manzarası, konumu...

© 2006 Milliyet