|
Aydınlık, karanlığı yendi!
Amin Maalouf, Lübnanlı bir yazar. Anadili Arapça. Ama yıllardır Fransa'da yaşıyor, Fransızca yazıyor, birçoğu Türkçe'ye de çevrilen güzel romanlarını.
Maalouf, kendisini daha çok Lübnanlı mı, yoksa Fransız mı hisseder? "Her ikisi de!" diye yanıtlar bu soruyu.
Anadilini çok önemser.
Ölümcül Kimlikler adını taşıyan kitabında, "Bir insanı diline bağlayan göbek bağını koparmaya çalışmak kadar tehlikeli bir şey yoktur" diye yazar.
Niye böyle bir giriş?
Kürt dilinin büyük romancısı Mehmed Uzun için. O da anadilini önemser. Yıllar önce şöyle demiştir:
"Anadilim Kürtçe. Ben seçmedim. İnsanlar anadillerini seçemiyorlar. Bir dille doğuyorsunuz. Ben de Kürtçeyle doğdum, Kürtçeyle büyüdüm. Hayata ilişkin ilk bilgilerim, ilk yargılarım, ilk ölçülerim Kürtçeyle oldu. Okula başladıktan sonra Kürtçe yasak biliyorsunuz, Türkçe girdi benim hayatıma. Entelektüel ve kültürel dilim haline geldi.
Sonra yurtdışına çıktım.
Roman yazmaya karar verdiğimde üç tane dil vardı önümde:
Kürtçe, Türkçe, İsveççe.
Ben Kürtçeyi tercih ettim. Ahlaki sorumluluk duydum Kürtçeyle ilgili olarak. Çünkü Kürtçe yasak. Diller insanın ihtiyacı sonunda ortaya çıkmıştır. İnsanın kültür mirasının çok önemli parçalarıdır. Dillerin yok olması, insanlığın yok olması anlamına gelir. İnsanlığın, vicdanın, merhametin yok olması anlamına gelir."(*)
Mehmed Uzun bu yüzden romanlarını Kürtçe yazdı. Anadilini böyle savunduğu için de sürgün acısını yaşadı İsveç'te. Belki de bu güzel romanlar yıllar süren bu acıdan, ayrılık hasretinden çıktı.
Kendi ülkesinde baskı gördü Mehmed Uzun. Kitapları toplatıldı. Sıkıyönetim mahkemelerinde, DGM'lerde yargılandı.
Ama pes etmedi.
Direndi, tutundu edebiyat yaparak.
Ayrıca, siyasette şiddeti hiç sevmedi. Bu yüzden PKK da hoşlanmadı Mehmed Uzun'dan. Bazı Kürt aydınları gibi o da iki ateş arasında kaldı. Ama bağımsız duruşundan vazgeçmedi. 2000'li yıllarda Türkiye'ye bakışı daha iyimser çizgiler taşımaya başladı. Kürt sorunun çözüleceğini, bunun da Türkiye'yi güçlendireceğini söyledi.
Şimdi Diyarbakır'da Mehmed Uzun.
Hastanede yatıyor, kanser!
"Diyarbakır'a ölmeye değil, yaşamaya geldim" diyor kendisini soranlara.
İnanıyorum.
Çünkü Mehmed Uzun, her türlü olumsuzluğa rağmen hayata tutunma mucizesini gerçek kılabilen ender insanlardan...
Şeyhmuz Diken anlattı:
"2000 yılında bir konferans için Stockholm'e gitmiştim. Bir gün Mehmed Uzun aldı beni küçücük bir adaya götürdü, adı Gamlastan olan. İsveç'in çekirdeği burada atılmış. Eski dokuyu aynen korumuşlar. Mehmet Uzun, parke taşlı daracık sokaklarıyla bu adacığı Diyarbakır'a benzetmişti. İsveç'teki uzun sürgün yıllarında Diyarbakır hasretini burada gidermeye çalıştığını söylemişti. Gamlastan'daki kahvelerde saatlerce oturduğunu, okuduğunu, kitaplarını yazdığını söylemişti. Diyarbakır, Kürt politik sürgünler için ayrı bir dünyadır. Bir simge şehirdir. Tedavisi iyi gidiyor Mehmed Uzun'un..."
Hep ayaküstü konuştuk Mehmed Uzun'la. Oturup şöyle uzun uzun sohbet imkânımız olmadı. Son olarak geçen yıl Asmalı Mescit'te, Yakup'ta karşılaşmıştık. Buluşmak üzere sözleştik ama yine olmadı.
Kısmet değilmiş.
Elimde bir romanı, Abdalın Bir Günü(**) adını taşıyan.
"Evdal konuşmaya başladı:
- Aydınlık, güzel aydınlık... Aydınlıktan daha güzel başka bir şey olamaz. Ey â kardeşler... dünya âleme duyurun, aydınlık karanlığı yenmiştir, ışık gece karanlığını mağlup etmiştir."
İyi pazarlar Mehmed Uzun!
Çok iyi biliyorum sevgili kardeşim, Diyarbakır'a yaşamaya geldiğini...
————————————
* Hasan Cemal, Kürtler, Doğan Kitap, s. 418
** Mehmed Uzun, Abdalın Bir Günü, Kürtçeden çeviren Selim Temo, İthaki Yayınları, s. 183.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|