|
 |
|
|
Bir Kupa, bir cumhurbaşkanı...
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Birkaç hafta önce, "Kravat üstüne daha keyifli bir yazı yazacağım" demiştim; Gün bugündür... Neden? Gerçek kravatseverler için yaşadığımız günlerin gölgede bilmem kaç derece olması önemli değildir. Yaz günü yazılmış kravatlı bir yazı onlara dokunmaz. Karşıtları ise, bu yazıyla kravata karşı duydukları nefretin cehennem sıcağında kaşınmasını fırsat bilir ve bu sayfayı yelpaze yaparlar.
* * *
Geçmişi ve tarihi tartışmalı olsa da kravat, bugün yılda 800 milyon adetlik bir pazara sahip. 650 milyondan fazla insan kullanıyor. Tarihler, 30 Yıl Savaşları sırasında, XIII. Louis için savaşan yaklaşık 160 bin lejyoner ve şövalye arasındaki bir grup askerin, diğerlerinden rahatlıkla ayırt edilebildiğini yazar. "Hırvat askerleri farklı kılan, boyunlarına bağladıkları atkılar"dı. Yine çeşitli kaynaklardan öğreniyoruz ki, "Savaşa giden Hırvat askerlerini uğurlayan eşleri, sevgilileri, anneleri kendi boyunlarından çıkarttıkları atkıları, sevdikleri adamların boyunlarına bağlamış ve birer düğüm atmışlardı. Bir yandan evlerinden uzakta oldukları sürece bu atkıları her gördüklerinde kendilerini ve evlerini anımsamalarını istiyor, bir yandan da attıkları özel düğümlerin erkeklerini kötülüklerden koruyacağına inanıyorlardı."
* * *
Bu basit sembolün yüklendiği dokunaklı öykü zamanla küllendi. Ama Radikal İslamcılar, bir ucu haçlı seferlerine kadar uzanan bu geleneği şiddetle red ve inkâr edebilmek için, bugün bile kravattan uzak dururlar. Fransız modacılar ise, kendilerine özgü revizyonlarla geliştirdikleri bu önemli aksesuara "A la Croate-Hırvat Usulü" adını taktılar. Tıpkı Mozart'ın K.331 numaralı piyano sonatının allegretto bölümüne , "A la Turca" denmesi gibi...
* * *
Araştırmalar, yaklaşık 85 farklı kravat bağlama tekniği olduğunu ortaya koydu. Günümüz erkeklerinin kullandığı kravat bağlama biçiminin tasarım babası ise, 19. Yüzyıl Londrası'nın otobüs şoförleriydi... Bazı erkekler için, "zevklerin sığ sularda demir tarıyor olması" bir alışkanlığa dönüşmüş olsa da, yüzyılımızda, erkeklerin giyim konusunda hem bilgileri, hem de geleneğe ve ritüele hakimiyetleri, hâlâ kravatı değerlendirmenin odağında tutmaya devam ediyor.
* * *
Elimde 1930'lu yılların Anadolu fotoğrafları var; Cumhuriyetin taşrasını resmeden. PTT ve Demiryolu balolarında papyonlu beyler...
Kıyafet devriminin rüzgârıyla, kasabalara kadar inen kravat kullanımı, bir süre sonra "köylülüğe övgünün gustosuzluğu pompalamasıyla" popüleritesini yitirdi ve "özel günlerin mecburiyeti" olarak naftalinli dolaplara kaldırıldı. Sanayileşme ve kentleşmeyle birlikte tekrar güneşe çıktı. Devlet geleneğindeki ağırlığını ise son yıllara kadar sürdürüyordu.
* * *
Ben kravatın ciddi bir iş olduğuna öteden beri inanırım. Bağlamak ve kravatı taşımak, herkesin harcı değildir. Cambridgeli fizik doktorları Thomas Fink ve Yong Mao'nun, kravatı bir "geometri objesi" olarak ele aldıklarını ve kravat bağlamanın teorisini geliştirdiklerinden söz ediliyor. Matematikçiler arasında, "random walk" olarak bilinen, kravat bağlarken yapılan hareketleri birbirine bağlayan bir haritaya ulaşanlar bile var.
Bugün durum nasıl? Biraz karışık. Belki onu da başka bir yazıda anlatırız. Son olarak, Formula 1'in İstanbul ayağındaki bir fotoğraf karesinden bahsetmek istiyorum. Uluslararası komiteye bir vücut çalımı atıldığını manşetlere taşımış medya. Dünyanın tanımadığı KKTC'nin Cumhurbaşkanı'na kupa verdirilmesi, diplomatik bir gol olarak takdim edilse de, "Dünyanın vitrinine, pikniğe gider gibi bir kıyafetle çıkan" Sayın Mehmet Ali Tâlât'ı ekranda görünce, ben de yanımdakilere saf saf sordum: "Kim bu adam? Ben tanımıyorum..." diye...
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|