Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 30 Ağustos 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Haydi, uzat elini!


İstanbul Valisi Muammer Güler, güvenlik toplantısı yapıyor... Fotoğrafta olsun bir araya gelmiyorlar...
Lig TV'nin sezon açılışı için düzenlediği geceye hep birlikte davetliler... Hayır, orada da tablo tamamlanmıyor, eksik kalıyor.
SporİST etkinliği düzenleniyor. Hem spor fuarı hem de tartışma platformu... Açılışı da Türk Sporu'nun 1 numaralı sorumlusu yetkilisi Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin yapıyor...
Katılmak nezaketini esirgiyorlar... Davete yanıt verme inceliğini bile göstermeyenler var...
Dört Büyükler bir araya gelmiyor. Her toplantıda kusur kalıyorlar...
Kusur kalmanın değişmez şampiyonu da belli, Fenerbahçe!
Başkan Aziz Yıldırım'ın kurumları, kişileri zaman zaman da kuralları yok sayma politikası, Yıldırım Demirören gibi her hareketini "Fenerbahçe saatine göre" planlayan bir Beşiktaş başkanının da yanlışlarıyla diyalogsuz, kopuk ve sorunlu bir "soğuk savaş sürecini" başlatıyor...
Bizim kuşak, soğuk savaşın ne demek olduğunu bilir... Dünyada paranoyalar üzerine yatırım yapılan, poltikalar oluşturan sürekli gerginliğe ve düşmanlığa dayalı bir dönemdir o... Ne kurbanlar almıştır, hesabını kimse veremez... Her ülkede, her rejimde aydınların canına okumuş, çocukları aç bırakmış, silahlanma için her şeyden vazgeçerek yaşamı işkenceye dönüştürmüştür...
Futbolda soğuk savaş, medyayı da hasta eder, hakemleri de... Federasyon da soyutlayamaz kendini o savaştan... Kongrelerde cepheler oluşur... Antrenörler, kulüpler bölünür... Futbolcular kuklaya döner, kişiliklerini kaybederler... Her şey kazanma kaybetme üzerine kurulur... Rekabet, iktidar çatışmasına döner... İktidarı kazanmak için herkes bir yol bulur... Kuralsız, ilkesiz, felsefesi ve derinliği olmayan bir kaostur yaratılan.
Bu savaş halinin bir an önce bitirilmesi gerekir. Tribünlerde birbirine düşman ettikleri kitlelere "barış" borcu var başkanların...
Özhan Canaydın'ın Kulüpler Birliği Başkanı olarak çağrıları yanıtsız kalmakta, Nuri Albayrak sessizce uzakta durmakta, barış için hiç kimse kılını kıpırdatmamaktadır.
Kulüp Başkanlarını bir araya getirecek kişilerin sayısı da günden güne azalmaktadır...
Elbette Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın çağrısı olsa koşa koşa giderler.... Ne de olsa arazi tahsisi, vergi borçlarının affı, kamu bankalarından krediyi reddedecek kadar güçlü değildirler henüz...
Ama devlet erkiyle bir araya gelmek barışın garantisi değildir yine de.
Bu işi aile içinden birileri, ailenin büyükleri gerçekleştirmeli...
Zoraki değil, gönülden... Birbirlerinin yüzüne bakarak, birbirleriyle dürüstçe yüzleşerek... Birbirlerine saygı borçları olduğunu hatırlayabilirler...
Böylesi bir buluşma daha sivil, daha uygar ve daha sportif olacaktır.
Benim böyle bir hayalim var...
Çünkü Şenes Erzik gibi saygı duyduğum bir spor adamı var. Türk Futbolu'nun onursal başkanını reddetmeye de hiç kimsenin hakkı yok!
Haydi birbirinize ellerlinizi uzatın...
Önce barışın,sonra yarışın!
Bitirin bu karanlığı... Gönlümüzü aydınlatın!

Ümit'siz takım

Milli Futbol Takımı'nın Avrupa 2008 yolculuğu başlarken, Teknik Direktör Fatih Terim'in Frankfurt'taki Malta maçı için çağırdığı futbolculara baktım, şaşırdım...
O kadroda büyük bölümü kolay ezbere dayanan oyuncular yer alıyordu...
Bilinen, Dört Büyükler ve Kayserispor'dan çağırılan futbolcularla, yurtdışındaki lejyonerler...
Bir de Mehmet Aurelio!
İlaveten, takımında oynamayan Ergün Penbe!
Kimse yanlış anlamasın.... Teknik Direktör'ün seçimine de, tercihlerine de saygılıyım. Çoğunu neden çağırdığını, neyi hedeflediğini de biliyorum, anlıyorum.
Ama yine de anlayamadığım bir şey var bu kadroda...
Ümit Özat yok!
Fenerbahçe'nin kaptanı, hangi gerekçeyle yok, anlamakta güçlük çekiyorum...
Acaba solbekte sol ayaklı birini kullanmak tercihi mi? Olabilir. Peki Ümit Özat'ı yine de Milli Takım kadrosunun içinde tutacak başka nedenler yok mu ?
Olmaz olur mu? Hem de öyle çok ki!
Öncelikle verilen her görevi yapar... Sorumluluk sahibidir... Milli Takım'da hem kıdemli bir ağabey, hem de takımdaşlık ruhu taşıyan bir profesyonel olarak yapacağı katkıları vardır Ümit'in...
Fatih hoca, bir kalemde kolayca adam çağırabilir, ama bir kalemde çizip atamaz.
Hayır, bu benim takımım istediğimi yaparım diyorsa, yanıtımız "O takım Hepimizin takımı , bizim de takımımız" olur.
Dahası, Ümit Özat'a vefasızlık kötü bir örnek olur..
Terim'i bazı kulüp taraftarlarından daha farklı görmek isteriz...

Beşiktaş duruşu

Benim bildiğim Beşiktaş duruşu, elle atılmış golün yanlışlığına o gol takımınıza puan getirse bile karşı çıkmak, o kurnazlığı paylaşmamak ve kurallara her zaman her yerde saygı göstermektir...
Benim bildiğim Beşiktaş duruşu kırmızı kart gören oyuncuyu alkışlamamak, onu atan hakemi suçlamamak ve kurallara saygı göstermektir.
Benim bildiğim Beşiktaş duruşu...
Ya sportmenlik ve mertliktir...
Ya da hiçbir şey değildir!

Fenerbahçe'yi bekleyen tehlike

Geç kaldılar. Stratejik hatalar yaptılar... Şu göz kamaştıran transferleri Şampiyonlar Ligi elemesine değil, UEFA elemesine rastlattılar...
Ligin dördüncü haftasında Sakarya'da uğradıkları yenilgi, her şeyden önce yeni transfer hamlelerinden sonra kafası karışan futbolcuların kaderidir.
Kimse bana Kuddusi Müftüoğlu'nun gerçekten maçın skorunu etkileyen hatalarını anlatmasın. Kafası karışmamış, huzurlu bir takım o hakem yanlışlarının da üstesinden gelir, maçı kazanırdı.
Ama oynayamadılar... Bırakın maç kazanmayı, zaman zaman maça ortak olamadılar.
Şimdi yeni bir tehlike bekliyor Fenerbahçe'yi...
Tam da derbilerin yaklaştığı bir dönemde.
Üç haftadır oynamayan Appiah... Yeni transferler Lugano, Edu, Kezman ( Kejman diye okuyun lütfen ) ve yeni bir Souza, Fenerbahçe'nin yeni kimliğini oluşturacaktır.
Bu yeni kimlikte Tümer'den Tuncay'a, Semih'ten Selçuk'a pak çok futbolcu kendi adını göremeyecektir.
Lig ortasında bu kabuk ve kimlik değişimi Fenerbahçe'yi nasıl etkiler ?
Bilemem...
Bildiğim, Zico'nun işinin artık iyice zorlaştığı.
Dileyelim, 100. yıl hayalkırıklığına dönüşmesin!

agokce@milliyet.com.tr




SPOR
Başın öne eğilmesin 83-58
'Hakem boş çuval değildir'
Agassi henüz bitmedi!
Tandoğan'ın feryadı
Son pürüz Luciano
Kabze'ye sürpriz teklif
Musampa imzaya geldi
Kezman için acil önlem
Erzik: Sonu çok kötü olur
Milli Takım'dan Malta startı
Mendez Kayseri'de
Haber turu...
Haydi, uzat elini!
Karanlığa elveda, aydınlığa merhaba
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Atilla GÖKÇE
Haydi, uzat elini!
İstanbul Valisi Muammer Güler, güvenlik topla...
Gökhan TÜRE
Karanlığa elveda, aydınlığa merhaba
Öylesine alışmıştık ki onlarla birlikte coşup...


© 2006 Milliyet