|
 |
|
|
Karanlığa elveda, aydınlığa merhaba
Öylesine alışmıştık ki onlarla birlikte coşup sevinmeye, her gün yeni bir zafere doğru yürümeye...
Damarlarımızda artık "morfin" gibi dolaşmaya başlayan, bizi, izlemeye doyamadığımız, geçmişte özlemini duyup bir türlü yaşayamadığımız "mutluluğun" bağımlısı haline getiren Devlerimiz, Arjantin'e çeyrek finalde kaybederken, sanki yüreğimizden bir parça koptu; gitti...
Alışmıştık çünkü...
Her maç bitiminde havalara uçup, sevinç naraları atmaya...
Oysa, ortada hiç de üzülecek, kendimizi yerden yere vuracak bir durum da yoktu. Turnuvanın favorisi Arjantin, sakatlıklarla boğuşan Devler'i kötü gününde yakalamış, yüksek yüzdeli oyunu ve makine düzeniyle işleyen yardımlaşmalı savunmasıyla maçı daha ilk çeyrekte koparmıştı.
Yok, yok... Artık bu tatlı rüyadan uyanıp, dövünmeyi bir kenara bırakıp, yoktan varettikleri "mucizevi" başarıyla yetinmeyip, bizleri "arsızlaştıran", hayal kırıklıklarını, üzüntüleri, bir çırpıda unutturan bu Devler'i ayakta alkışlamalı, onlara şapka çıkarmalıyız... Turnuvadaki ikinci yenilgisini çeyrek finalde alan bu takım, şu ana kadar görevini fazlasıyla yaptı; ancak Japonya'daki misyonunu henüz tamamlamadı. Çıtayı hala yükseltebilme şansı olan Devlerimiz'in yolu, beşinci basamağa kadar açık... Litvanya'yı yenip, ardından bir maç daha kazanıp, tarihe yeni sayfalar eklemek için bir fırsatımız daha var.
Ama hepsinden önce, ne mutlu, Arjantin'e yenildik diye "üzülebilme" şansını bize yaşatan bu Genç Devler'e... Başımızı yerden kaldıramadığımız karanlık günlere "elveda", parlak geleceğe, mutlu yarınlara "merhaba"...
gtüre@milliyet.com.tr
|
|
|

|