Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 30 Ağustos 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Lübnan'a değil, yangına!


Tek tek bütün ağaçların ruhları nur içinde yatsın. Yeşil ruhları belalı bir duman içinde küllerle çırpınarak göğe yükselirken bu memleketin üzerine lanetlerini bırakmamış olmalarını diliyorum. Ve hepimizin başı sağ olsun. Çünkü...
Ekranda orman köylerinde adamlarla konuşuyorlar. Adamlar milli servet, mal, mülk diyorlar. Sonra sıra köyden bir kadına geliyor. "Ne diyorsunuz orman yangınına?" sorusuna karşılık şöyle cevap veriyor muhterem kadın:
"Özgürlüğümüzü kaybettik!"
Bu kadar...
Özgürlüğümüzü kaybediyoruz ve benim aklıma bu ülkenin ne kadar da kolayca Afganistan'a dönüşebileceği geliyor, Irak'a. Oralar bombalanırken, ilk kez bombalandığında gördüğümüz o şehirlere bakıp şöyle demiştim:
"İnsan nerede? Ağaçlar? Hayat nerede?"
Herhalde bir zamanlar Irak'ta da, Afganistan'da da bize benzeyen, ülkesini ve halkını içini acıtacak kadar derin bir kederle seven insanlar vardı, o insanların gölgelerine oturduğu ağaçlar, teneke yağ kutularında sardunyalar, çocukları hayrete düşüren tespih böcekleri...
Onlar neredeydi o gün? Kendini savunacak bir hayat bırakmayıncaya kadar yok ediyorlar önce ülkeleri. Sonra işgal ediliyor, boş araziler gibi, boş arazilermiş gibi! Bu ülkede bir gün insanlarıyla ve ağaçlarıyla birlikte yanıp kül olduğunda, kaç asker olsa "kurtarır" bizi?

Orduya, bizatihi ona!
En güçlü ordu dursa sınırlarımızda, içeride artık sevilecek, savunulacak bir şey kalmazsa ne için savaşırlar? "Vatan için", "birlik beraberlik için" zinde duran kuvvetler neden şimdi ağaçların yanışını izliyorlar? Lübnan yerine şimdi, yangına gitmeliler.
Ey Türk ordusu,
Şu anda halkınız sizi göreve çağırıyor işte. Bugün, evlerinde oturup yanan ağaçlara bakan bu ülkenin her bir bireyi sizden bu ülkeyi kendi yangınından korumanızı bekliyorlar. Emin olun ki içlerinden şu geçiyor:
Bu kadar asker birer kova su dökse bu yangın sönerdi şimdiye kadar!
Askerleştirilmeden önce insanlaştırılmaya ihtiyacı var bütün bu genç erkeklerin. Yurt ve halk sevgisinin insanileştirilmesine ihtiyacımız var. Bu ülke bütün o genç çocuklara "Su gibi aziz olun" diyecektir o zaman, bütün yüreğiyle.
Ve biliyor musunuz ki, birçok "askerlik hatırası" içinde anlatması en tatlı olanı sellerde, yangınlarda, depremde yapılan çalışmalar ve dikilen ağaçlardır. Bir tek o zaman aydınlanır o genç erkeklerin yüzleri ve tam da adlandıramadıkları tatlı bir huzurla anarlar o günleri.

Ölüm değil hayat
Bir işe yaramanın, güzel bir şey yapmış olmanın buğulu, buruk oğlan çocuğu hali. Bunu biliyor muydunuz, ey komutanlar?
Mutlaka düşünüyorsunuzdur bunları. Benim yazdıklarımı okuduğunuzu da biliyorum çeşitli nedenlerle. O zaman sokaktan size ilettiğim bu cümleleri iyi dinlemelisiniz.
Bu ülke, çocuklarının ölümle değil, hayatla terbiye edilmesini istiyor.
Bu ülke, çocuklarının Lübnan'a, zengin efendilerin paralı askerleri olarak yollanmasını değil, kendi ülkesinin kızılçamlarını, sedir ağaçlarını ve onların gölgesinde geçecek, serin hayatları korumasını istiyor.
O çocuklar asker de olsa bizim çocuklar. Hepsinin bir gün bir meyve ağacına tırmanmışlığı vardır. Düşmüşlüğü kalkmışlığı... Ağaçları bilirler. Ama hiçbirinin, mahallelerindeki, Lübnan'daki çocuklara benzeyen yoksul çocukları öldürmüşlüğü, onlar öldürülürken yardım etmişliği yoktur. Bugün, hasbelkader "yetkili" olmuş esnaftan bozma hükümet üyelerinin "Yüzlerce asker göndereceğiz, binlerce değil" açıklamalarıyla hiçleştirilen o çocuklar, ağaçları iyi bilirler. O çocuklar şimdi Lübnan'a değil, "su gibi aziz" olmak için ormanlara gitmeliler...

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
30 Ağustos, laiklik, demokrasi
YAKIN tarihimizin en önemli tanıklarından Fal...
Çetin ALTAN
Eyüpsultan ve Pierre Loti
Sevgili Can Dündar, "Ankara'da yaz bitti" baş...
Melih AŞIK
Büyük Taarruz
Bugün Zafer Bayramı... Kurtuluş Savaşı'nda iş...
Fikret BİLA
Cemil Çiçek: Lübnan'da milli menfaatimiz var
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Lübnan'a as...
Hasan CEMAL
Büyükanıt Paşa'yla üslubu!
Televizyonda Genelkurmay'daki devir teslim tö...
Abbas GÜÇLÜ
Başbakan Erdoğan'a açık mektup
"Sayın Başbakan,
Hurşit GÜNEŞ
Lübnan'a asker
Türkiye'nin Lübnan'da kurulacak olan BM asker...
Nail GÜRELİ
Hortuma kılıf mı aranıyor?
Bir dokun bin ah dinle misali; geçen hafta Bü...
Sami KOHEN
Onlar daha çok ilgileniyor
YILLARDAN beri İngiliz gazeteleriyle olan ili...
Metin MÜNİR
Çeşme Yarımadası için endişe verici planlar
Çeşme Yarımadası'nda, küçük bir devlet kurabi...
Hasan PULUR
Büyük Zafer
MAHMUT Esat Bozkurt, Kemalist devrimin kurmay...
Ece TEMELKURAN
Lübnan'a değil, yangına!
Tek tek bütün ağaçların ruhları nur içinde ya...
Güngör URAS
'Zafer Haftası' 'Zafer Bayramı'
Biz bir zamanlar, 26 Ağustos'ta başlayıp 30 A...
M. Ali BİRAND
Genelkurmay, 2010'a kadar kapandı
Geçen yıllarda, komutanların veya Genelkurma...

© 2006 Milliyet