Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 31 Ağustos 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Üniversiteler liseden farksız


EĞİTİMİN üzerine ne kadar dursak azdır.
Hele üniversitelerimiz.
Çok yazdık ama tekrarda yarar var.
Üniversitelerde iki sorun var:
1) Herkes üniversiteye girmek istiyor.
2) Üniversitelerimiz yeterli eğitimi vermiyor.
Herkesin üniversiteye girmek istediği, üniversite kapısında bekleyen gençlerimizden belli. Üniversiteye giriş sınavında bu yıl 1 milyon 500 bin öğrenci vardı. Çoğu istemediği mesleğin eğitimine başlıyor. Dershanelere devam eden genç sayısı da on binleri aştı. Bunların hepsi, üniversiteye girmek isteyenlerin her yıl arttığını gösteriyor.
Peki üniversiteye gireceklerin tespiti nasıl yapılıyor? Memleketin belli sektörlerinde bu mezunlara ihtiyaç var mı?
***
ÜNİVERSİTENİN yolu liseden geçer. Yani liseye gidenin amacı üniversiteye girmek. Üniversiteye giremeyecek olan meslek okuluna gidecektir.
Avrupa'da meslek okuluna giden yüzde 60, üniversiteye girmek için liseye yazılan yüzde 30 iken bizde tersidir.
Bunları yeni yazmıyoruz, yeni söylemiyoruz. Hep yazdık, söyledik. Ama kalıcı, cesaretli karar alan yok.
***
ÜNİVERSİTELERİMİZDE yeterli eğitim verilmiyor. Üniversite sayısı lise gibi çoğalıyor.
YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç bunun nedenini, üniversitelere temel teşkil eden ortaöğretimin gerektiği gibi kurumsallaşmamasında görüyor.
***
BAZI şeyleri yeniden keşfetmeye lüzum yok.
Bizim geçtiğimiz aşamalardan geçen Avrupa ülkelerinden bize benzeyenler hangi yolları izlemiş ona bakmak yeterli değil mi?
Eğer dershaneler bize ait bir kanserse, bunu doğuran, üniversitelerin plansız, programsız öğrenci alması değil de nedir?..
***
ÜNİVERSİTELERİMİZİN dünyadaki 500 üniversite arasına girememesi bir ayıp ama bunun sebeplerini ortaya koyan, bu sebepleri ortadan kaldırmak için çalışan var mı?
Oysa bir süre önce bu 500 arasında İstanbul Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi vardı. Ne oldu?
Avrupa Üniversiteler Birliği kalite notu vermiş, bizim üniversitelerimiz 5 üzerinden 2 almıştı. Niye?
***
BAZI fakültelerimizde profesör yok. Dersler doçentlerle, asistanlarla (bunların da adı değişti ya) idare ediliyor.
Beş tıp fakültemizin yalnız tabelaları var. Öğrenciler başka tıp fakültelerinde okuyor. Öyleyse bu beş tıp fakültesi niye açıldı?
Soruları çoğaltmak müm0kün. Şunu da soralım, bitirelim: Üniversiteler batıyor desek yanlış mı olur?
Yok mu üniversitelerimizi "lise"likten kurtaracak?

FREN BOŞALDI NE DEMEK?
"Gaz sıkışması sonucu tüpler patladı, ölü ve yaralı var."
"Kamyonun frenleri boşaldı, ölü ve yaralılar var."
Ben bu haberlere inanmıyorum. Gaz sıkışması ne demek?
Buna "ihmal" deseniz daha doğru değil mi?
"Fren boşaldı" yerine "Şoför uyudu" veya "Kamyon muayenesizdi" desenize...

LÜBNAN
Türk askeri gitmeli
Lübnan'a Türk askeri yollansın mı?
Bu konuda Türkiye ikiye ayrıldı.
Bir kısmı Türk askeri gitmeli, görev almalı diyor, diğer kısmı, aksini savunuyor.
Cumhurbaşkanı Sezer yollanmamalı diyenlerden.
Cumhurbaşkanı sözlerini şöyle sürdürüyor.
"Kuvvetlerimizi göndermenin ulusal yararımıza olduğuna inanmıyorum. Asker göndersek de göndermesek de büyük devletiz. Biz maşallah BM kararı çıkmadan talip olduk. İç güvenliğimizi sağlayalım o yeter, orada çatışma ihtimali var. Başkalarının menfaatini korumayalım..."
Bazı aleyhte AKP'lilere rağmen hükümetin ve de Başbakan'ın asker göndermekten yana oldukları biliniyor. Meclis Başkanı Arınç da bunu açıkça ifade ediyor. Zaten hükümet gönderme kararı da aldı.
Bize göre de Türk askeri Lübnan'da görev almalı. 1 Mart tezkeresinin reddi hatasını burada tekrarlamamalıyız.
Ortadoğu'nun ve Balkanlar'ın en güçlü ordusuna sahipsek, bunun gereğini yapmalıyız. Bölgemizde bir güç olduğumuzu göstermeliyiz. Zamanı geldiğinde son çare savaşsa ve savaş kaçınılmaz hale geldiyse yapılacaktır.
1 Mart tezkeresi reddedilmiştir ama gerek görürse Meclis yeni bir tezkere kabul edebilir. Lübnan'a gitmekten de çekinmemeliyiz. Üstelik savaşmaya da gitmeyeceğiz.
Türkiye saygınlığını artırmalıdır, artıracaktır.

NÜKLEER
Unutulmasın
30 yıl geç de olsa, nükleer teknoloji bu ülkede de olacak.
Birçok devlet bu 30 yılda nükleer bomba sahibi bile oldu.
Yani birçoğu, "Önce nükleer enerji, teknoloji, sonra nükleer silah" dediler. Ve dediklerini yaptılar. En sonunda İran da atom bombasına bir adım daha yaklaştı.
Biz de tekrarlaya tekrarlaya sonunda nükleer enerji üreten bir ülke olacağız.
Bu demek değil ki öteki enerji kaynaklarına gözümüzü kapayalım, hayır. Ama nükleerden biz de yararlanalım ve bu teknolojiyi ülkemize getirelim.
Unutmamak için tekrarlamakta fayda var.
Bugün dünyada 440 nükleer santral çalışıyor. İnşa halinde 26 nükleer reaktör var. Planlanan nükleer santral sayısı ise 32.
ABD'de elektrik üretiminin % 20'si, Almanya'da % 28'i, Belçika'da % 56'sı, Bulgaristan'da % 38'i, Fransa'da % 78'i, Litvanya'da % 80'i, İsveç'te % 50'si, İsviçre'de % 40'ı, Macaristan'da % 33'ü, Slovakya'da % 57'si, Ukrayna'da % 46'sı, Slovenya'da % 46'sı nükleer santrallar yoluyla elde ediliyor.
Ya biz de? Hiç...
Sizin buna gönlünüz ve aklınız razı oluyor mu?
Soruyu tekrar edelim; acaba bizi 30 yıl kim veya kimler ne için uyuttu da nükleer enerjiden uzak tuttu?
Pek çok ülke nükleer enerjinin askeri yönüyle de ilgileniyor.
Bu ülkelerden bazıları şunlar: ABD, İngiltere, Rusya, Çin, Fransa, Kuzey Kore, Almanya, Japonya, Hindistan, Pakistan, İsrail, Ukrayna, Kazakistan, Brezilya, Arjantin, Güney Kore ve İran. 70 milyonluk, Ortadoğu'nun en büyük ülkesi Türkiye bunların içinde yok. Neden, neden, neden, neden?..
Bakın, yabancılar da Türkiye'nin nükleere daha uzun süre karşı olamayacağı görüşündeler.
İngiltere'nin, Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü bu konudaki raporunda ne diyor:
"Uzun vadede Türkiye için mantıklı ve güvenilir tek seçenek nükleer silaha yönelmektir."

Aile (!)
Bir büyük gazetenin ilavesinde, "Ali Güven ile Hülya Avşar tatil yaptıkları otelde aşk şarkıları söyleyerek beraberliklerini herkese ilan ettiler" diye yazıyor.
Ana gazetede ise, Hülya Avşar'ın şu sözleri yer alıyor: "Kaya, Feraye'nin doğumundan sonra bebeğin resmini bana gönderdi, o kadar güzel ki. Ailemiz kalabalıklaştı."
Tabii küçük Hüseyin ile Ali Güven aileye katıldı! Biz de kutlarız!

dheper@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Terör ve bir arada yaşamak
TERÖR örgütü PKK, son kanlı eylemlerini Kürdi...
Çetin ALTAN
Başarı açlığı ve bir yitiklik portresi
Japonya'da oynanan Basketbol Dünya Kupası maç...
Melih AŞIK
Anason deyince...
Anason deyince akla ne gelir? Rakıya beyazlığ...
Fikret BİLA
Baykal: Asıl risk dinler savaşına bulaşmak
30 Ağustos Zafer Bayramı coşkuyla kutlandı. A...
Hasan CEMAL
Çekiçle çivi, askerle rolü!
Amerika'nın Irak Savaşı'yla ilgili olarak bug...
Can Dündar
Gül ile Babacan niye soğuk?
Uçakta gördüm onları... Çok önemli bir ulusl...
Hurşit GÜNEŞ
Kur tahminleri
Önceki gün bir büyük özel bankanın hazine böl...
Doğan HEPER
Üniversiteler liseden farksız
EĞİTİMİN üzerine ne kadar dursak azdır.
Semih İDİZ
Sezer'in Talabani politikası yanlış
Cumhurbaşkanı Sezer'in, Kara Kuvvetleri Komut...
Sami KOHEN
İran faktörü
BM Güvenlik Konseyi'nin İran'a nükleer progra...
Hasan PULUR
"Sevr'e Giden Yol"
TÜRKLERİ vatanından edeceğini sanan "Sevr Ant...
Derya SAZAK
Hangi ateşkes?
PKK, bir haftadır, eylülden itibaren doğabile...
Yaman TÖRÜNER
Amerikan Koç ailesi
Amerika Birleşik Devletleri'nde de bir Koç ai...
Güngör URAS
Trabzon'da fındık üreticisi fiyat bekliyor
Trabzon'a gittim. Fındık üreticileriyle, fınd...
M. Ali BİRAND
Kürtler sessiz mi kalacaklar?
Türkiye'nin tatil yörelerine karşı girişilen ...

© 2006 Milliyet