|
 |
|
|
Lütfen konuşun!
Transferler söz konusu olduğunda "ne büyük iş başardık" diyerek spor sayfalarından inmeyenler, sıra etiğe gelince 'yorumsuz' takılıp, ıslık çalarak havaya bakıyor. Açıklamalarıyla ortamı germekten çekinmeyen Yıldırım Demirören'in, Burak'ın Konyaspor ağlarına el yordamıyla attığı golden sonra ağzını bıçak açmıyor...
Başkanının yerine ağzını açan Sinan Vardar, "Geçen sene Anelka'nın elle attığı golü tüm dünya gördü. Burak'ın pozisyonunu ise ne hakem, ne sahadakiler, ne de tribündekiler gördü. Ancak ağır çekimde belli olan bir pozisyondu" deyince, "konuşmasan daha iyiydi" dedirtiyor. Beşiktaş tribünlerinin lideri Alen Markaryan "3-1 kazanmış bir takımın ardından yazılanlar komik ve düşündürücüydü. Burak'ın elle düzeltip attığını yalnızca üç Konyalı'nın gördüğü golü, geçen sene Anelka'nın elle attığı ama bütün dünyanın gözü önünde işlenen cinayetle denk tutan, üstüne de özür bekleyen bir zihniyetle karşılaştım" diye yazınca iyice şok oluyoruz...
Saçma tartışma!
Anelka'nın pozisyonuyla Burak'ın pozisyonunu karşılaştırmak... Birisi topa şöyle değmiş, birisi ise böyle... Birininkini dünya görmüş, öbürününkini ise ağır çekim... Oysa ikisi de emek hırsızlığıdır ve kaç kişinin görmüş olmasının bir önemi var mıdır?
Yıllar önce Ertuğrul Sağlam bir maçta elle gol atmış. Beşiktaş Başkanı Süleyman Seba maçtan sonra yaptığı açıklamada, "Elbette galibiyete sevindim. Ama Ertuğrul elle attığı golü iptal ettirseydi daha çok sevinirdim" demiş. Oysa şimdi? Demirören belki de ilk defa konuşması gereken yerde susuyor, konuşanlar ise şok ediyor...
Seba'nın ardından, Beşiktaş duruşu gittikçe yozlaşmakta ve yok olmaktadır. Beşiktaş'a artık "ne yaparsan yap maçı kazan" kültürü yerleşmektedir.
Eskidendi, çok eskiden!
Burak'ın yaptığı yanlıştır ve artık "eskidendi çok eskiden" demeye başlayacağımız 'Beşiktaş duruşu'na yakışmamıştır. Demirören başka takımlar lehine yapılan hatalarda konuştuğu gibi, lehine yapıldığında da konuşmalıdır... Spor ahlakı adına çıkıp, "Böyle kazanmak istemezdik, üzgünüz" demelidir... "Oyuncumuz golü elle atmıştır, kendisine para cezası vereceğiz" demelidir.
Futbolcuların eline "El değmemiş temiz bir lig istiyoruz" yazılı pankart vererek, kadınları aşağılayanlar, Lig'in temiz olması için bir şey yapmalıdır...
Oysa biliyorum ki, benim düşüncelerim bir hayalden öteye geçmeyecektir. Bir konuşmasında, Seba gibi olmayacağını dile getiren ve "Rakiplerin alkışlayacağı başkan olmayacağım" diyen Demirören, sus-pus olacaktır... Bu sebeple 'kendine bile karşı' olan Çarşı'nın, yönetimin yapamadığını yapıp, "Çarşı elle gole de karşı" diye pankart açması gibi bir umudum vardı, Markaryan'ın yazısını okuyunca bu umudumu da yitirdim.
İbrahim Altınsay'ın dediği gibi "Emek harcamadan kazanmayı marifet saymak, kendine Müslüman olmak, artık bir ideoloji bu ülkede. Ortada futbol mutbol, spor mpor kalmıyor".
Verdiğin sözden dönmek ya da kendine saygını yitirmek pahasına sağlanacak başarılara sakın sarılma!..
Marcus Aurelius (121-180/ Roma İmparatoru, Filozof)
Haberiniz var mı?
Zinedine Zidane'ı kariyerinin son maçında oyundan atan Arjantinli hakem Horasio Elizondo, Fransız yıldıza gösterdiği kırmızı kartı Arjantin Devlet Başkanı Nestor Kirchner'e hediye etti. Elizondo, Kirchner tarafından kabul edilirken, buluşmada konuştukları konu futbol ve Dünya Kupası'ydı. Görüşmenin ardından Elizondo kırmızı kartı hediye ederken, Devlet Başkanı Kirchner'in bu 'değerli' hediye nedeniyle çok mutlu olduğunu söyledi.
Tribündeki başarı...
23 Mayıs 2006'da Ankara İnönü Stadı'nda Eskişehirspor-Pendikspor arasındaki Lig A'ya yükselme maçına gitmiştim. Benim şimdiye kadar gördüklerime hiç benzemeyen tribünde neredeyse sahayla aynı hizada maç seyretmiş, daha doğrusu seyretmeye çalışmıştık... Yukarıdan bütün sahaya hakim bir şekilde maç seyretmek ile görebildiğinle yetinmek arasındaki farkı ve teknik direktörlerimizin neden bu kadar hata yaptığını çok iyi anlamıştım o maçta.
Bildiğiniz üzere; ligin ilk haftasında kendi sahasında Denizli'yle berabere kalıp 1 puan alan Gaziantep, 2. hafta da Beşiktaş deplasmanından puansız döndü ve ilk iki haftayı 1 puanla kapattı. Ancak 3. haftaya gelindiğinde Gaziantepspor Teknik Direktörü Walter Zenga, Gaziantep-Trabzonspor maçının 7. dakikasında orta sahada yaşanan pozisyona itiraz edince hakem Cüneyt Çakır tarafından tribüne gönderildi. Tribünden maçı izleyen ve cep telefonu kulağından düşmeyen Zenga'nın takımı Trabzonspor'u 2-1 mağlup etti. 2 maç ceza alan Zenga, geçtiğimiz hafta da Ali Sami Yen tribünlerine konuk oldu ve atılan kadar golün sayılmadığı maçta, kırmızı-siyahlılar son şampiyondan 1 puan aldı... Yani iki güçlü rakipten, Trabzon'un bu sezonki durumu bu başarıyı asla küçültmez- tribünde kazanılan 4 puan.
Tenik direktörlerin maçı en iyi seyredecekleri yer, bence tribündür. Masela, Amerikan futbolunda teknik direktörler yukarıda oturur ve takımı oradan yönetir.
Zenga, gelecek hafta evlerinde Ankaragücü ile oynayacakları maçta da tribünde olacak. Daha sonra takımda puan anlamında düşüş yaşanırsa, Zenga belki de tribüne çıkmanın yollarını arar, kimbilir...
***
Gürsoydan al haberi!
Pek çok kişi, "şan-şöhret" için talip olduğu kulüp yöneticiliğine seçiliyor. Ancak kendi işlerinin yönetiminde gösterdiği başarıyı, kulüp yöneticiliğinde gösteremiyor. İşinin yönetiminde hata ve yanlış yapan, en azından zarar edip bedelini parasal olarak şahsen ödemiş oluyor. Ama kulüp yönetimindeki hataların yüklü faturaları, kulübe kesiliyor.
(Ergun Gürsoy - Hürriyet)
Özlü Söz 45!
Devrim yaparken devrilmeyelim!..
(Ali Sami Alkış Star)
Tamam o zaman!
Bana göre Fenerbahçe son 20 yılın en güçlü günlerini yaşıyor. (Hemen itiraz seslerinin yükseleceğini biliyorum; ancak dikkat edin "en başarılı" değil, "en güçlü" ifadesini kullanıyorum)
(Ergun Gürsoy - Hürriyet)
Bizimde!
Sabri Ugan: Kezman da çok kulüp gezdi. Ziya Kaptan ne diyeceksin bu konuda?
Ziya Şengül: Haftaya bıraksak...
Serhat Ulueren: Ziya Abi'nin uykusu geldi...
(Telegol, Star)
Anti-spor programına hoşdeldiniz!
Aziz Üstel: Önce bir ön libero alın. Ondan sonra Carrusca mı alırsın, kabuzka mı alırsın, zeytinyağlı dolmamı alırsın ne alırsan al...
Ömer Çavuşoğlu: Ben de görüş bildireyim.
Aziz Üstel: Sen de görüş bildir. Ama bu akşam pembe gömlek sana yakışmış.
Çavuşoğlu: Öyle mi?
Aziz Üstel: Valla. Sen seversin dişileri. Pembe güzel olmuş.
(Futbolmania - CNNTürk)
Telegol'de bir gün 1:
Adnan Menderes Aybaba: Abi ben dağıldım.
Ziya Şengül: Oğlum sen şeker misin?
(Telegol - Star)
* Telegol'de bir gün 2:
Adnan Menderes Aybaba: Abi ben koptum...
Ziya Şengül: Oğlum sen düğme misin kopuyorsun?
(Telegol - Star)
Konsa ne olur Abi?
Her şey pişirilip önüne mi konacak Gerets?
(Turgay Şeren - Akşam)
yakantop@gmail.com
|
|
|

|