|
 |
|
|
Her şey dahil...
Görüş / Engin Önen
Tatilimizi genellikle Çeşme'de geçirdiğimiz halde, kısa süreli de olsa, farklı yerlere gitme arzusu sonucu, ailece bir arayışa girdik. Hem ucuz hem de kaliteli bir otel bulmalıydık. Bir de her şey dahil olmalıydı. Sonradan sürprizle karşılaşmamalıydık.
Gazete ilanları, internet araştırmaları ve turizm şirketleri ile görüşmeler. Bilinçli tüketici tavrı. Her şey dahile neler dahil, havuz, plaj her şeyi öğreniyoruz.
Gazete ilanlarındaki falanca karta yüzde bilmem kaç indirim ve ücretsiz ulaşım ifadelerine boşuna heveslendiğimizi anlıyoruz önce. "Efendim zaten indirimli fiyat" diyorlar. Ardından da "Ücretsiz ulaşım İstanbul ve Ankara için geçerli" açıklamalarına itiraz edecek oluyoruz. "Efendim bu bir pazarlama tekniği" yanıtını alıyoruz. Bunun başka bir adı olmalı.
* * *
Zor bela "her şey dahil" ve "beş yıldızlı" bir otele karar kılıyoruz. Bodrum Torba'daki otelimize ulaştığımızda macera başlıyor.
Önce "Bir iki saat beklerseniz, odanız hazır olacak" yanıtı ile karşılaşıyoruz. Oysa rezervasyonumuz dört gün öncesine ait ve saat on dört. Odamızın hazır olduğunda da pek sevinemedik. Çünkü yaklaşık iki yüz basamak yukarıda olduğunu öğreniyoruz. Neyse canım, nasıl olsa birkaç gün kalacağız.
Hava sıcak mı sıcak. Klima var nasıl olsa. Ama çalıştığını zannediyorduk. Daha sonra teknik servisin, "bu çalışmaz" raporu verdiğini öğreniyoruz. Teknik servis bakmaya gerek duydu mu, bilmem ama klimanın uzunca bir süredir çalışmadığı çok belliydi.
Otelimizin iki olimpik havuzu olduğunu gazetedeki ve internetteki ilanlardan öğrenmiştik. Ama enine, boyuna ve derinliğine bakıp, bunu anlamakta güçlük çekiyoruz.
* * *
Akşama doğru, yine aynı kaynaklara güvenerek, basketbol sahası aramaya koyuluyoruz. Görevli "Ben de henüz görmedim ama yukarıda tel örgülerle çevrili bir yer var" yanıtını veriyor. Beş yıldızlı otele gelmişiz, inatlaşıp, yüz elli basamak daha çıkınca, bir pota ve çok önceden kırılmış bir çemberle uğraşmak işimize gelmiyor.
Yemek sırasında yandaki masada bulunan kilolu kadınlara gidiyor gözüm. Sadece tabakları değil, masayı da doldurmuşlar. Et, pilav, börek, pasta... "Ekmek yemedikten sonra, yemek önemli değil" diyor birisi. Görevlilerden birisi ise, "Dört yüz müşteri var ama, bin beş yüz tabak yetmedi" diye yakınıyor.
Bu arada bir kadeh rakı almaya yelteniyorum. Barmen "Buz yok efendim" deyince, kendiliğinden, beyhude bir soru çıkıyor ağzımdan:
"Nasıl yani?"
Yanıt da eğreti oluyor.
"Buz makinesi yetiştirmiyor."
* * *
Neredeyse sinirlenmek üzereyim. Olay tatil ve konaklamaktan çıkmak üzere. Oğlum lisedeki turizm dersi bilgilerine dayanarak olayı yorumluyor. Ona göre "her şey dahil sistemi" Türk turizmi için kaçınılmazmış. Ve "Beş yıldızlı otel, beş yıldızlı kalite anlamına gelmiyormuş." Kimden yana olduğunu anlayamıyorum.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|