Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Eylül 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
MÜZİK
Üç gömleğe tek beden

Brad Mehldau caz, klasik ve rock'ı kendi bedeninde birleştirmeyi amaçlıyor. Üstelik bunu kariyerinin kritik noktalarından birinde yapıyor

MURAT BEŞER

Cazcılığını, klasikçiliğini ve rock'çılığını bir bedende, bir ruhta, bu kadar usturuplu birleştiren müzisyenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Genç kuşağın en yetenekli caz piyanistlerinden Brad Mehldau'nun birden fazla ateşten gömleği başarıyla üst üste giyişi, biraz da çetrefil yaşam hikayesinin izdüşümü.
Mehldau olağanüstü katmerli lügatiyle istisnai bir yetenek. Dağarcığı, çağdaşlarından daha zengin. Bu özelliğinin yanında zor, içedönük ve evhamlı biri olarak dikkat çekiyor çünkü yıllar öncesinde ağır bir eroin bağımlısı olduğu, birkaç kez uçurumun kenarından döndüğü biliniyor.
Önceleri yüzlerce Bill Evans kopyasından biri sanıldı. Sonra, Joshua Redman dörtlüsünde sanılandan çok daha fazla bir şey olduğunu hissettirdi. Çeşitli zaman dilimlerinde Avrupa'da yaşayan, Alman şair ve bestecilerini seven, Radiohead gibi rock topluluklarına hayranlık besleyen bu genç Amerikalı, 1997'de "Art Of The Trio" adını verdiği bir seriye başladı; başlamasıyla, genç kuşağın önemli isimlerinin tahtına ortak oluverdi. Bu seri Mehldau'yu şiirsel piyano hatları sayesinde son 10 yılın zirvesindeki caz piyanistlerinden biri yaptı.
Rock ile büyümüş, klasik müzik eğitimi görmüş ama hayatını bir caz piyanisti olarak kazanan bir müzisyenin albümlerini çözmek kolay değil. Ama birleşmesi mucize üç dünya da onu yaratıcı yapan gerilimin kaynağı.
Şimdi kariyerinin kritik noktalarından birinde, iki benzemez projenin altına imza atarak karşıtların estetiğini araştırıyor Mehldau.

İki farklı albüm
"House on Hill"in kendisi yeni, malzemeleri eski. Müzmin basçısı Larry Grenadier ve davulcusu Jorge Rossy ile 2004'te yaptıkları kayıtlardan oluşuyor.
Ritim seksiyonu her daim serinkanlı. Mehldau yine dobra. Klasik çerçeveye itiş kakış sığan kompozisyonları Bach ve Brahms ilhamlı.
O entelektüel bir müzisyen; melodik ve lirik çizgisi zorluklarla dolu. "Boomer"ın dinamik değişimleri ile "Backyard"ın pastoral doğaçlamaları onun bu tarafını iyi ifade ediyor. "Fear and Trembling", albümün en tatmin edici pasajlarını içeriyor. "House on Hill", modal dokunuşlarıyla zeka ürünü.
"Love Sublime" çağdaş ile klasik arasında gerçekleştirilen riskli bir evlilik. Mehldau'nun buradaki partneri Grammy ödüllü soprano Renee Fleming. Proje caz meraklısı Fleming'in başının altından çıkmış. Tüm müziği Mehldau yazmış; Flemingde Rainer Maria Rilke ve Amerikalı şair Louise Bogan'ın etkilerini taşımış sesine.
Alışılmışın dışında, vokale yamanmış kibar piyano dokunuşları ve duygusal bir fırtınanın kol gezdiği çalışmada, karşılıklı minimal araya girişler, arada bir gospel titreşimli vokaller, dans eden piyano melodileri ve Ortodoks tutkular dikkat çekiyor.
Ülkemize de ayağını iyice alıştıran sevimli müzisyenin kısa süre önce çıkardığı "Day is Done", onun romantik imajına veda ederek popa yanaştığını gösteriyordu. Ama bu iki albüm gösterdi ki, Mehldau'nun hiçbir limana demir atmaya niyeti yok.

Alice sorunlar diyarında

Indochine yeni bir topluluk değil. Sadece gün ışığından uzak durmuşlar. Fransız ekibin yeni albümü "Alice&June"un kapağı yolculuğun yönünü gösteriyor: Fantastik bir dünya.
Salıncaktaki iki güzel ama tekinsiz kız çocuğu, kelebeğin içindeki kuru kafa, kanayan ağaç gövdesi, oyuncak ayının elindeki ölü karga, bildiğimiz masalların hepsini yalanlıyor.
Amerikalı ressam Anna Bagayan'ın resimlerinden oluşan kartonet gibi, şarkılarda geçmişe ait bir dünyadan yankılanıyor. Arada bir çocuk korolarını ve "Pink Water 3" isimli şarkıda Placebo'nun Brian Molko'sunun sesini duymak güzel. "Alice Harikalar Diyarı"ndan esinlenmiş bedbin bir masal.


Bir kariyerin özeti

Ekşi Sözlük'te bir konser hakkında bir "suser" yazmıştı: "bu konsere gitmek için kendimi bile satarım". Paul Weller'ın Açıkhava konserinin bu kategoride olup olmadığı hakkında yorum yapmak istemiyorum, ama yeni çıkan "Catch-Flame!" albümü böyle bir konserin ürünü.
Kusursuz bir retrospektif. Kariyerinin her döneminden özenle seçilen şarkılardan oluşan bir repertuvar. Üç The Jam, iki de Style Council şarkısının bulunduğu ve geçen yıl Londra'da verilen konserden oluşan 23 şarkılık çift CD'de tek sorun var, o da kayıtlar. Üzerinde 2006 yazmasa, 20 yıl önce walkman ile sahnenin uzaklarından kaydedildiğini sanırsınız.





PAZAR
"Ailece bir kez yarıştık, Mümtaz'ı pistten attılar"
Merak etmeyin, Jülide abla halleder
Teknolojik ürünlere makyaj
"Denizden dönünce eşimle balayı yaşarız"
40 yaşında, 31 yıllık aktör
İstanbul'a hasret giderdiğim semt: Güzelcehisar
Üç gömleğe tek beden
Cingöz Recai Arsen Lüpen
Kortlardan bir yıldız eksiliyor
Ruhun yolculuğu
Karidesin tadını hatırladım
Osmanlı idaresindeki Mısır
Didim'e değil, Akköy'e gidin
Şarabın kurtuluşu "tek bağ"da





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
İlber Ortaylı
Fatih Türkmenoğlu
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet