|
 |
|
|
5 Moto = 1 Topal
Galatasaray'ın aynı gün transfer ettiği iki oyuncudan birinin Premier Lig kariyeri var, birinin Türk Telekom Lig A... Biri 65 kez A milli olmuş, diğeri 2 kez ümit, 3 kez de genç... Ama kariyersiz olan diğerinin tam 5 katına mâl oluyor. Bu işte bir terslik var
Çanakkalespor'dan Galatasaray'a gelen Mehmet Topal'ı bir kez izleyebildim, kesinlikle umut vaat eden bir ön libero. Üstelik görüşlerine çok itimat ettiğim Tunç Kayacı'nın oyuncuyla ilgili referansları da çok olumlu. Manisaspor 1 milyon doları gözden çıkarmış onun için, demek ki Ersun Hoca da onu beğeniyor. Sonuç olarak 1 milyon euroya Galatasaraylı oldu Mehmet Topal... Serkan'a ve Bülent Akın'a 7 milyon dolar ödeyen bir takımın Mehmet'e 1 milyon euro vermesine diyecek yok. Ama aynı gün imza attığı ve birlikte kamera karşısına geçtiği mevkidaşı Junichi Inamoto'nun bedeli 200 bin dolar olunca insan afallıyor. Biri 65 kez A Milli olmuş, Dünya Kupası görmüş, hatta kupada 2 gol atmış. Arsenal'e transfer yapmış, Fulham'da 41 maç oynamış. Diğeri amatör Malatya Belediyespor'dan 2. lig ekibi Çanakkale'ye gelmiş, 3 kez genç, 2 kez ümit milli olmuş. Ne bir Avrupa kupası maçı, ne de tek bir Süper Lig görüntüsü yok. Yetenekli olduğunu kabul ediyoruz evet, ama bu işte bir terslik yok mu? Inamoto'nun 200 bin dolar ettiği bir ortamda M.Topal 1 milyon euro olabilir mi?
Olamaz, olmamalı. Ne Serkan Aykut ve Bülent Akın 7 milyon ederler, ne de M.Topal 1 milyon... Bütün bu uçuk rakamların sebebi Süper Lig'deki yabancı sınırlaması... Inamoto'yla yabancı kontenjanını dolduran Galatasaray'ın bir sonraki transferi yerli olmak zorunda. Aynı problem Fenerbahçe'de de var, çok ciddi rakamlara transfer edilen Selçuk, Serkan, Kemal, Servet, Mahmut Hanefi'nin durumları ortada.
***
Peki çare ne? Hollanda'da Belçikalılar, Belçika'da Hollandalılar; Portekiz'de Brezilyalılar, İngiltere'de tüm ada ülkeleri vatandaşları, Fransa'da Türkler(!), Yunanistan'da Macarlar, Bulgarlar, Çekler, Ukraynalılar yabancı statüsünde sayılmıyorlar. Bir takım özgürlükler şart. Sınırlama yabancılara değil, yerlilere olmalı belki de... Almanya'daki, kadroda en az 12 yerli bulundurma şartı gibi... Portekiz'deki, AB statüsünde 7 oyuncu ilk 11'de bulundurma mecburiyeti gibi.
Yabancı oyuncu transferi serbest bırakıldığında ani bir yabancı akını olabilir ülkeye evet, kalitesizler de gelebilir hızla... Ama bütün değişimler böyledir, sancılı olur. Sonra talep ihtiyaç düzeyine iner. 2-3 senede standart yakalanır, ve hem genç-kaliteli-ucuz yabancılara kapı açılır, hem de Türk oyuncuların değeri hakkından yüksek olmaz.
Avrupa Birliği oyuncularına üç vakte kadar serbestiyet tanınacağı mâlum. Bu AB'ne üye olduktan sonra da olabilir, çok önce de. Fenerbahçe'nin transfer ettiği Edu ve Lugano'nun AB pasaportu olmasının bir avantaj olabileceğini yazmıştık daha önce. Beşiktaş'ta da Delgado ile Ricardinho İtalyan pasaportlu imiş. Her reformu Avrupa Birliği istedi diye yapacak değiliz, bazılarında da ihtiyacı önden görüp, gerekli düzenlemeyi yapmak lazım.
1 Topal, 1 buçuk Moto edebilir. 1 Topal, 2 veya en fazla 3 Moto da edebilir. Ama hiçbir şartta 1 Topal, 5 Moto etmez. Etmemeli...
Turnusol kağıdı
Ertuğrul Sağlam'a ve Kayserispor'a saygımız sonsuz... Hem Avrupa'da ülkeye çok önemli puanlar kazandırdılar, hem de Türk futbolunda bir değişimin öncüsü olmaya adaylar. Ama kulübün Azeri oyuncu Sadıkov'u gönderme biçimi yanlış...
Ankaragücü maçında oynamayan Azeri futbolcunun arkadaşları ile birlikte galibiyete sevinmediğini söylüyor Kayserispor yöneticisi. "Kendisini arkadaşlarından üstün gördüğü için feshettik sözleşmesini" diyor.
Aynı günlerde başka bir coğrafyada çok benzer bir olay yaşanıyor. Barcelona'nın Kamerunlusu Samuel Eto'o, İspanya Süper Kupası ikinci maçında oynatılmadığı için terk ediyor stadyumu. Maçtan sonra basın mensuplarının ısrarlı sorularına hem Ronaldinho hem de Rijkaard, sakin cevaplar veriyorlar. "Biraz yorgun, biraz mutsuz. Olur böyle şeyler" diyorlar.
Olaylar kopya kağıdı ile klonlanmış gibi benzer. Ama tepkiler turnusol kağıdı gibi ayırt edici. Bir tarafta hoş görmeyen, anlamayan, affetmeyen bir davranış biçimi. Diğer tarafta seven, mazur gören ve sahip çıkan...
Üstelik iki olayda da özel hassasiyetler var. Eto'o mâlum ırkçı saldırılardan sonra bir aşırı hassasiyet dönemi yaşıyor. Sadıkov'sa vatandaşlarının idolü olan Süper Lig'deki tek Azeri, ve Orta Asya'daki diğer soydaşlarımız da yabancı statüsünde sayılmalarına rağmen bu ligde oynama hayalleri kuruyorlar.
Belki de artık kurmuyorlar...
Hagi ve Ilic
1996 sonbaharında çeşitli eleştirilerin gölgesinde gelmişti Türkiye'ye Gheorghe Hagi. İlk maçında Vanspor'a iki gol birden atmıştı sonra. İkinci haftada da Trabzon'a karşı bir frikik golü kaydedip gol krallığı listesinin başına geçmişti. İlk 10 haftada 6 golü var ilk sezonunda...
1998-1999 sezonunun ilk golünü de o attı Altay'a. Nefis bir aşırtma vuruştu hâlâ dimağlarımızda. Sezonun ilk 10 haftasındaysa tam 7 golü var yine... 99-2000'de Antep'e karşı takımının siftahını yapmış ve 5 hafta sonunda 5 golle krallıkta en başta... Ve son sezonunda, 2000-2001'de Denizli'ye karşı Galatasaray'ın ilk golü ondan. İlk 10 maçta yine tam 7 golü var.
Büyük oyuncu vasfını, takımının ihtiyacı olduğu anda, ekibin adaptasyon sürecinin yaşandığı sezon başında göstermiş hep Hagi... Tabii Ilic'i Hagi'yle yan yana anmak bile haksızlık olur Karpatlar'ın Maradonasına... Ama Ilic'in son 5 sezonun tamamında takımlarının ligdeki ilk golünü atmış olması da müthiş... 2002-2003, 2003-2004 ve 2004-2005'te Partizan formasıyla takımının ilk golünü atan Ilic, iki sezondur da Galatasaray'ın açılışlarını yapıyor.
Bu âlemde hiçbir şey tesadüf değil... Bu Ilic'in de bir bildiği var...
umeleke@milliyet.com.tr
|
|
|

|