|
Asker Lübnan'da savaşacak mı?
TÜRK askerini Lübnan'a "Barış Gücü" olarak göndermek, savaşa göndermek midir? Asker gönderme kararının uluslararası hukuki dayanağı, BM'nin 1701 sayılı kararıdır. Bu kararda "Barış gücü savaşa girecek" diye bir madde elbette yok. Ama hem bu kararda hem "görev kuralları" denilen yönergede bazı hükümler var ki, silahlı çatışmaya yol açabilir:
Barış gücünün faaliyetlerinin engellenmesi. Diyelim ki, Hizbullah veya İsrail barış gücü askerlerine engel çıkardı, o zaman çatışma çıkması büyük bir ihtimaldir. Barış gücüne karşı düşmanca faaliyet gösterilmesi: Barış gücü düşmanca davranışlarla karşılaşırsa yine çatışma ihtimali elbette vardır. Sivillerin saldırı tehdidinde bulunması: Diyelim ki yerli halktan 'karşıt' gruplar silahlı tehditte bulunuyor. Bunu önlemek için barış gücü çatışmaya girebilir. Silahlı şahıs veya grupların silahsızlandırılması: Silahlı gruplar silahını kolayca verir mi? Öyle bir durumda çatışma, hatta kanlı bir çatışma çıkmaz mı?
Bunların hepsi doğrudur fakat Türkiye açısından geçerli değildir!
Hangi barış gücü?
Bunların hepsi Afganistan için de doğrudur ama Afganistan'daki Türk askerleri bir çatışmaya giriyor mu?! Afganistan'da aynı barış gücünde yer alan Fransız, Avusturya, Hollanda gibi askeri birlikler ise çatışmalara giriyor.
Bosna'ya barış gücü BM yasasının 7. Bölümü'ne göre, "zorlayıcı tedbirler" uygulamak, yani gerektiğinde çatışmaya girmek için oluşturulmuştu. Türkiye bu güce katıldı ama hiç çatışmaya girmedi, okul yaptı, hastane yaptı, yol yaptı, eğitim kursları açtı...
Demek ki, önemli olan, "Barış Gücü"nün içinde taahhüt ettiğiniz görevlerin ne olduğudur, bu bir...
İkincisi, Lübnan'a barış gücü BM yasasının 7. Bölümü'ndeki "zorlayıcı tedbirler"i uygulamak için değil, 6. Bölümü'ndeki "barışı koruma tedbirleri"ni uygulamak için gönderiliyor. Lübnan'da önemli bir çatışmaya girmek, her şeyden önce bu 6. Bölüm hükümlerine aykırıdır!
Üçüncüsü bugün Meclis'te oylanacak tezkerede, Türk askerinin barış gücü içindeki görevleri teker teker sayılmış, Türk askerinin "bu taahhütlerin dışında hiçbir görevde kullanılamayacağı" vurgulanmıştır.
Görevler belli
Lübnan'da hâlâ zaman zaman İsrail silah kullanıyor. Evet, yarın "sahadaki durum" değişebilir, İsrail-Lübnan çatışması patlak verebilir. Türk askerinden bu çatışmaya girip durdurması istenirse ne diyeceğiz? Ne diyeceğimiz belli: Tezkerede yazıyor, Meclis'in verdiği izin dışında "hiçbir görev"e girmeyiz!
Türkiye, bugün oylanacak tezkereye "Başka hiçbir görevde kullanılmayacaktır!" diye açıkça yazmakla, sadece kamuoyuna güvence vermemiş, dışarıdan gelebilecek bu tür tekliflere de peşinen "hayır" cevabını vermiştir.
Peki, öyleyse neden sadece Kızılay'ı göndermiyoruz?!
Deniz devriyesi yapmak için donanmadan birlikler gönderiyoruz. İnsani yardım görevlilerimizi korumak için de "koruma gücü" gönderiyoruz.
Bunu savaşa gitmek gibi göstermek çarpıtmadır.
Peki ne kazanacağız? "Uluslararası toplumla birlikte hareket etmek" ne kazandırırsa onu kazanacağız.
Bu, Kıbrıs'ta, terörle mücadelede, AB sürecinde Türkiye'nin elini güçlendirecektir.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|