|
 |
|
|
Tangodan longaya yol var...
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Vals ondokuzuncu yüzyılın dansıdır; tango yirminci yüzyılın... Çiftlerin birbirleriyle mesafeli durarak yaptıkları vals, nedense sınıfsal bir kimlik kazanarak, sanki aristokrasiyle bütünleşivermiştir. Bu gözlükle bakarsanız, tango biraz daha orta halli bir etiket taşır. Buenos Aires'te doğmuştur, "bastırılmış coşkuyu, aşkı ve tutkuyu" özgürleştiren bir başkaldırıdır. Tango ve onun hırçın rüzgârı, boy attığı anakaradan uzaklaştıkça, ulaştığı toprakların yerel renklerine bürünür. Discepolo'nun tanımıyla, sonunda "dans edilen hüzünlü bir düşünce" olur.
* * *
İstanbul'a ve dolayısıyla Türkiye'ye 78 devirli taş plaklarla gelir tango. Birkaç yıl içinde de, cumhuriyetin, kadın-erkek eşitliğinin ve hattâ birlikteliğinin sembolü oluverir. "Tango Türk", yaşayan Türkçenin de ilk kazandığı cephelerden biridir. Bugün bir Yunus Emre, bir de tangolar tercümeye gerek duyulmayacak kadar berrak ve anlaşılır bir dile sahiptir. Seyyan Hanım, 1932'de ilk sözlü Türk tangosu kabul edilen Necip Celâl'in "Mazi" tangosunu plağa okur. Yani öykü, "Ben de gönül çektim eskiden..." diye başlar ve devam eder...
* * *
Etkin İnsan Kişisel Gelişim Enstitüsü'nün düzenlediği 5. Kişisel Gelişim Festivali'nin bu yılki ana teması, "Bütünsel Sağlık-Beden, Zihin ve Ruh Bütünlüğü" olarak seçildi. Eylülün başından bugüne kadar, başta Dr. Ender Saraç olmak üzere birkaç konuğu da başarıyla ağırladı. İzmir Fuarı, İsmet İnönü Sanat Merkezi'nde, bendeniz de yarın akşam sahne alacağım. Yazının başlığı, biraz da bu daveti anlatmak içindi. "Müzikal Enerjiyi Keşfetmek ve Yorumlamak" üstüne söyleşeceğiz.
Yirmibirinci yüzyılın müziği ise "longa" değil elbet! O halde bu başlık nereden çıktı? Şairin, "Her insanın bir öyküsü vardır, ama her insanın bir şiiri yoktur" betimlemesi yetmedi bize açıkçası. Bu cümle, beraberinde hayatın mutlaka şiirsel yaşanması yükümlülüğünü getirmese de fark ettik ki, şiiri olanların da bir eksiği var; hepsinin müziği yok! Oysa müzik, keşfedilmeyi bekler. Bu biraz da müzikal enerjiye yönelik bir farkındalıktır. Müzikal enerji, müziğin içindeki duygu yüküdür, duygu yoğunluğudur. Niyetin maddeyi etkilediğini, çünkü düşüncenin enerji olduğunu kabul ediyorsanız, müziğin aslında yaşama kalitesi olduğu fikrine de yakınsınız demektir.
* * *
"Tangodan longaya yol var" derken, bir Doğu-Batı sentezi üzerinde, ama yönlerden bağımsız bir tartışma açacağız. Yarın akşam, bazen yol üzerinde biraz oyalanacağız. Bazen istasyonları hızlı hızlı geçeceğiz. Çalandan çalana nasıl fark ediyorsa, dinleyenden dinleyene de fark edebileceğini anlatacağız. Müzikal bir sohbet olacak. "Dinlence-eğlence müzikleri, yaşamdan bir kaçış, küçük bir molayla, küçük bir güç toplayıp sıradanlığa devam ediştir. Sanat müzikleri ise yaşamla bir yüzleşmedir" diyen ustaya, bütün varlığımızla neden katıldığımızı açıklayacağız. "Müziğin ve varoluşun kavranması"na, dönüşüm, başkaldırı ve değişim yönetimi açısından bakmaya çalışacağız. Osmanlı'nın süzülmüş soylu kültürü ile Cumhuriyetin devrimci coşkusunu, müzikte bir "ifade biçimi" olarak ortaya koyacağız. Tarz, tavır ve yorum ilişkisinden bahis açıp, "yorum"un, müzikal enerji açısından nasıl da yaratıcılıkla eşdeğer olduğunu tarif edeceğiz. Ninniden zeybeğe, tangodan caza ve nihayet senfoniden longaya ulaşacağız. Burada bizi bir başka longa karşılayacak: "Ars longa/vita brevis/tempus praeceps" diyen Lâtincenin, "Sanat sonsuz/hayat kısa/fırsat seyrek" anlamına gelen tercümesini selamlayacağız. Duygular yozlaştıkça, kişisel gelişim yolculuğunda da yara aldığımızı hatırlatacak, müzikal enerjimizin giderek zayıfladığına dikkat çekeceğiz. İlânların altında, "Etkinliğe giriş, 'bilgiye verdiğimiz değer'i sembolik olarak gösterebilmek için, 1 YTL olarak belirlenmiştir" şeklinde bir not gözüme ilişti. Görüşebilmeyi umarak...
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|