|
 |
|
|
Mesut Yılmaz'ın dile getirdiği gerçek
Satır Arası / Deniz Sipahi
Yavuz Donat'ın pazartesi günkü köşesinde Mesut Yılmaz konuktu.
Donat soruyor.
"- Mesut Bey, 2002'de siyaset çöktü... Siz de içindeydiniz... Oturup, özeleştirinizi yaptınız mı?
- 2002'de değil, 2001'de çöktü.
- Çöküş nedeni kriz mi?
- Türkiye'de uzun zamandır çok çeşitli kaynaklardan beslenen, siyasetçiyi karalama kampanyası vardı.
- Bunun çöküşle ilgisi ne?
- Eğer bir toplumda sivil inisiyatif yerleşmediyse ve her şey siyasetçiden bekleniyorsa, beklenen gerçekleşmeyince bunun yarattığı hayal kırıklığı zamanla siyasetçiye husumete döner... Bu olay bazı çevrelerce de sistemli olarak pompalandı."
Yılmaz'ın bu yorumuna aynen katılıyorum.
Evet...
Siyasetçilerimiz bugüne kadar çok büyük hatalar yaptılar, Türkiye'yi uçurumun kenarına kadar getirdiler.
İnatlaşmalar, siyasi hırslar, kamplaşmalar...
Ama düşünün; bu gidişatta tek suçlu siyasilerimiz diyebilir miyiz?
Mesut Yılmaz'ın söylediği gibi bu ülkenin sivil platformu tam anlamıyla görevlerini yerine getirdi mi?
Siyasi atmosferin değişmesinde, önemli kararların alınmasında aktif rol oynadılar mı?
Ben sivil toplum örgütlerinin yeteri kadar dirayetli ve kararlı davrandığı kanaatinde değilim.
Kaldı ki; siyasi partilerdeki çekişmelere benzer tartışmalar ve koltuk mücadeleleri buralarda da yaşanıyor.
Eğer güçlü bir sivilleşme hareketi yakalanmış olsaydı; bugün Türkiye çok daha demokratik, siyasi partilerimiz de daha istikrarlı olurdu.
Birçok defa yazdım.
Tekrarlamakta mahzur görmüyorum. Büyük şehirlerimizdeki meslek odalarımız genellikle kentin merkeziyle ilgili fikir yürüttüler ya da bazı projelere itiraz ettiler.
Oysa yapılan yağmaya uzun süre seyirci kaldılar.
Sonuçta siyasilere, belediye başkanlarına bütün suçu yüklediler.
Ben bütün samimiyetimle söylüyorum; en az siyasiler kadar onlar da suçludurlar.
Elbette bu kentlerin yönetiminde söz sahibi olan diğer odaların, derneklerin başkanları ve yönetim kurullarının...
Bir ülkeyi çağdaş yapan, demokrasisini olgunlaştıran en önemli unsur sivil harekettir.
Bana göre Mesut Yılmaz'ın da yaptığı en önemli siyasi hata bu boşluğu geç fark etmesi ve toplumun beklentilerine uygun siyaset üretmemesidir.
Ege'nin sadece Çeşme'si mi var?
Nalan Akay'ın mesajı için teşekkürler.
Çeşme'nin dışında alternatif arayanlar için güzel bir yorum.
"Bu hafta sonu beş yıldır gidemediğim Eski Foça'daydım. Belediye Başkanı mucizeler yaratıp harika bir hava kazandırmış. Tüm kıyıya ahşap iskeleler konmuş, plajdan halkın faydalanmasını ve denizle kucaklaşmasını sağlamış. Kordon'a rengarenk oturma bankları koymuş.
Kıyıdaki kale altı restoranlarını yıkıp kaleyi tertemiz ortaya çıkarmış ve tüm balık lokantalarını aynı hatta toplamış. Her yer düzenli, eğlenceli, pırıl pırıldı.
Hanedan plajında 'bangır bangır' müzik yoktu, otopark parası yoktu, sadece 5 YTL verip hem otoparkından hem plajından, şemsiyeden faydalanabiliyorsunuz.
Pazar günü çıktığımız 20 kişilik teknede yediğimiz ızgara çipuranın, salata ve domatesli makarnanın, kırmızı şarap ve dilim karpuzun tadını unutamayacağım.
Aksam üstü bardak bardak içtiğim çay bile harikaydı. Çeşme'de hafta sonunda harcadığımız paranın haddi hesabi yokken, Serdar Ortaç ve Demet bilmem ne dinlemek zorunda bırakıldığımız 'eller havada' şeklindeki o plajlardan sonra ruhum dinlendi.
Malum Çeşme'de halka ait Ilıca Plajı da artık bizim gidebileceğimiz değil; çoraplı kara adamların plajı oldu. Her hafta sonu hangi plaja gidelim şeklinde koşuşturmaktan da yorulup pes ettim, galiba Çeşme elden gidiyor değil çoktan elden gitmiş bile. Bu ülke gerçekten trajikomik çarpıklıklar ülkesi. Biz sessiz kaldığımız sürece de bu gelmiş böyle sürecektir..."
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|