|
Dünyanın sonu değil!
Son beş günüm yurtdışında geçti. Memleketin hallerini internetten ve göz ucuyla izleyebildim.
PKK terörü tırmanışta...
Alçaklık ve ahmaklık!
İkisi birden.
Alçaklık, çünkü masum insanlar ölüyor, yaralanıyor, şehit ve gaziler veriliyor, ekonominin can damarlarından turizme darbe vurulmak isteniyor.
Ahmaklık, çünkü PKK, önkoşulsuz silah bırakmak yerine, daha hâlâ kan ve şiddetle Ankara'da muhatap alınabileceğini, genel af yolunu açabileceğini sanıyor.
Bugün yazı konum PKK değil. Lübnan'a asker göndermek...
Bu yazıyı Meclis'teki oylamanın sonucu belli olmadan yazıyorum.
Özellikle böyle yapıyorum. Sonucun şöyle ya da böyle çıkması, dünyanın sonu anlamına gelmiyor çünkü...
Ayrıca, Lübnan'a asker göndermenin ne gönüllü savunucusuyum, ne de ateşli karşıtı.
İkisi de değilim.
Kâğıt üstünde sıralanan bazı noktalara bakınca, asker gönderilebileceğini düşünüyorum.
Durum, 1 Mart'tan farklı.
BM'den karar çıktı.
AB'nin de çağrısı var.
Türk askeri tek başına değil. AB ülkelerinden toplam 7 bin asker geliyor. Türkiye'ye desteği yalnız ABD ve İsrail değil, Avrupa Birliği de, Lübnan, Hizbullah, hatta Suriye de veriyor.
Ama riskler de var.
Türk askeri iki ateş arasında kalabilir. Türkiye kamuoyunu altüst etmeyi amaçlayan provokasyonların hedefi de olabilir Lübnan'da askerimiz...
Ayrıca belirsizlikler var.
Birleşmiş Milletler'in bu gibi barış operasyonlarında bugüne kadar başarı örneği yok gibi. Ayrıca, BM'ye Lübnan'da güvenilmiyor. Unutmayın, BM Genel Sekreteri Annan geçen hafta Güney Lübnan'da büyük protestoyla karşılaşınca, ziyaretini yarıda kesmek zorunda kaldı.
Bir başka nokta:
BM Güvenlik Konseyi kararı, bir yandan İsrail'in Güney Lübnan'dan tümüyle çekilmesini, öte yandan Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını öngörüyor.
İkisi de uzak ihtimal.
Hizbullah'ın Lübnan'daki devlet içinde devlet konumunu sona erdirmek ne kadar mümkün? Filistin-İsrail barışı sağlanmadan Lübnan'a barış gelebilir mi?
Türkiye'nin bölgesel ağırlığı ya da siyasal ve stratejik hedefleri açısından ille de Lübnan'a asker göndermek lazım mı?
Lübnan'daki barış gücüne katkıda bulunduğu için Türkiye'nin ABD ve AB nezdindeki profili ne kadar değişebilir ki? Böyle bir kararın, PKK ile mücadele ve Kıbrıs konularında nereye kadar Türkiye'ye bir faydası dokunabilir ki?
Konunun muhalefet tarafından iç politikaya bu kadar malzeme yapılması, istismar edilmesi ve bu kadar ak-kara zihniyetiyle ele alınması da yanlış.
Cumhurbaşkanı Sezer'in bir muhalefet lideri gibi davranması bir başka olumsuzluk örneği sayılabilir.
Kısacası:
Lübnan'a asker gönderme işini galiba fazla abarttık. Yörüngesinden çıkardık, çok gürültülü patırtılı tartıştık.
Elbette riskler söz konusu.
Ancak Türk askerinin batağa çekileceği, ateşe atılacağı, hatta Türkiye'nin 'dinler savaşı'na bulaşacağı gibi iddialar da inandırıcı olmaktan uzak...
Öte yandan, hükümet de konuyu iyi idare edemedi. Kamuoyunun nabzını tutamadı, kendi kendisini köşeye sıkıştırdı.
Tekrar başa dönersem:
Bu satırları Meclis oylamasından önce yazıyorum. Özellikle böyle yapıyorum. Çünkü Türkiye Lübnan'a asker gönderse de, göndermese de dünyanın sonu değil diye düşünüyorum.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|