Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 06 Eylül 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Başbakan'ın bittiği andır!


Reklamdaki o çocuğun dediği gibi bir cümle geçmiş olmalı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın aklından:
"İşte bu benim bittiğim andır!"
Dağlarda ölen çocukların cenazeleri üçer beşer gelirken, tabutların ardından yürüyen kadınların "Daha kaç can gidecek?" sorularının üstü resmi nutuklarla örtülürken, bu "gayri nizami savaşın" verdiği güçle milliyetçi dalga yükselirken, cenazelerde "Ya bu ölümleri durdurun ya da millet durduracak" pankartları ürkütücü linçlerden haber verirken ve uysal insanlar bile artık doğrudan Başbakan'a "Artık tabut görmek istemiyoruz" diye bağırırken Başbakan ağzından kaçırdı:
"Askerlik yan gelip yatma yeri değildir."
Peki askerlik ne yeridir?
Kendilerini bir hiç olarak gören iktidar sahipleri için hesapsız ve isimsiz ölme yeri midir?
Mersin'deki gibi daha hayatlarında tek bir fotoğraf çektirmeden ölüp giden çocukların yok sayıldığı bir yer midir?
"Kürt sorunu bir asayiş sorunudur" diyen Milli Savunma Bakanı gibi yöneticilerin emirleriyle körlemesine bir gidiş midir ölüme doğru?
Bu kadar can alarak doymayan Kürt sorununa çocukları kurban etmeye devam etmek, ölenlerin cennete gittiğiyle avunmak mıdır askerlik?

Gerçekler anlatılmıyor
"Anne! Anne!" diye bağıra bağıra, isimsiz tepelerde parçalanarak ölen genç çocukların "yan gelip yattığını" düşünen "yetkililer" için şimdi de Lübnan'a gitmek midir askerlik?
Şimdi de Lübnan'dan tabut beklemek midir?
Bizim çocuklar bu kadar mı kıymetsiz?
Bu anneler bu kadar mı kolay doğuruyor bu çocukları?
Bu halk bu kadar mı kafasız ki hiçbir yönetici onlara Lübnan'daki gerçeğin ne olduğunu anlatma zahmetine katlanmıyor?
Bu ülkenin iktidar sahipleri insanları değil de koyunları mı yönettiğini düşünüyor ki çocukları ölmüş annelerin, babaların karşısına geçip "Tabii ki sizin çocuklarınız ölecek ve siz buna katlanacaksınız" deyip, orada da durmayıp, "O çocuklarınızı şimdi Lübnan'a göndereceğiz" diyebiliyor?
Ve ekliyor:
"Sizin orada bir çatışma çıkabileceğine dair ciddi olasılığı bilmenize gerek yok. Sizin sadece çocuklarınızı doğurmaya ve bizim emrimizden çıkmamak üzere eğitmeye devam etmeniz gerekiyor."

Kafalar karışık değil
Bu yazı yazılırken henüz Ankara'daki Lübnan'a asker göndermeye karşı yapılan miting başlamadı. Yazı biter bitmez ben de Kurtuluş Parkı'na, oradan da mitinge gideceğim. Görmek için. Bu ülke, bu kadınlar, bu adamlar, bu gençler bu sorulara ne cevap verecekler, görmek için. Bakalım bu ülke çocuklarına ne kadar kıymet veriyor. O çocukları kendileri için "şehit olması gereken askerler" olarak gören yöneticilere dair ne düşündüklerini görmek için.
Televizyonlar hâlâ "Halk kararsız" diyor, "Kafalar karışık." Üstelik yüzde seksenleri aşan oranda "Lübnan'a asker göndermeye hayır" derken memleket, hâlâ aynı yıvışık gülümsemeyle tekrar ediyor televizyonlar:
"Kafalar karışık!"
Kafalar karışık filan değil.
Kafalar çok net.
Lübnan'a gönderilecek barış gücüne katılacak bizim çocuklar için ölüm riski var. Barış gücünün barışla ne kadar ilgili olduğu hâlâ kesin değil. Çocuklarımızın başına ne geleceği belli değil. Ve herkes, en bilmeyen bile bunu çok iyi biliyor. Bizim bilmediğimiz bir şey yok. Sadece çocuklarımızın bizim için ne kadar kıymetli olduğuna karar vermemiz gerekiyor. Eğer oylama sonucu yöneticilerin istediği gibi çıkarsa o çocukları geri getirtene kadar bunu iyice düşünmemiz gerekiyor.

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Bosna, Afganistan, Lübnan
HİKMET Çetin saygın bir devlet adamıdır; başa...
Çetin ALTAN
Karga sürüleri, çıplak ayaklar ve Erdek'te mehtap
Herhalde 20-30 yıl olmalı Erdek'e hiç uğramay...
Melih AŞIK
Vatan uğruna!..
Şehit Asteğmen Zeki Burak Okay'ın babası cena...
Fikret BİLA
Muhalefet tezkere sonrasından endişeli
Partisinin grup toplantısında yaptığı konuşma...
Hasan CEMAL
Dünyanın sonu değil!
Son beş günüm yurtdışında geçti. Memleketin h...
Güneri CIVAOĞLU
Türkiye bu mu?
Batı uygarlığında "kiliseler sığınma yerlerid...
Abbas GÜÇLÜ
Yazık oluyor bu çocuklara!
Milli Eğitim Bakanlığı yanlışta ısrar ediyor....
Hurşit GÜNEŞ
Beklentilerin yönetilmesi çok önemli
Dünkü yazımızda enflasyonun temel olarak iç t...
Nail GÜRELİ
Sözcük oyunlarıyla ihanet
Bu yazı yazılırken Türkiye Büyük Millet Mecli...
Sami KOHEN
AB ile krizin ayak sesleri
Türkiye'de dikkatler haftalardan beri Lübnan ...
Hasan PULUR
Meclis kararından sonra...
"LÜBNAN'a asker gönderilmemeli" görüşü, Mecli...
Erdoğan SAĞLAM
İade kaldırılınca oluşacak kayıp indirimle giderilecek
Kurumlar Vergisi Kanunu'nun yeniden yazılması...
Meral TAMER
Vatan için ölmek, meşruiyetini yitiriyor mu?
Daha 2 ay önce, Bingöl'de PKK'nın mayınlı sal...
Ece TEMELKURAN
Başbakan'ın bittiği andır!
Reklamdaki o çocuğun dediği gibi bir cümle ge...
Osman ULAGAY
Varsa yoksa dış kaynak
Ekonomi bürokrasisinde önemli görevlerde bulu...
Güngör URAS
Derdimiz azdı, bir de Lübnan faturası çıktı
Lübnan'a asker göndermenin insani, siyasi boy...
M. Ali BİRAND
Lübnan'ı neden bu kadar tartıştık?
Türk toplumu askeriyle gurur duyar. Türk'ün g...

© 2006 Milliyet