Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 06 Eylül 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

Lübnan'ı neden bu kadar tartıştık?


Türk toplumu askeriyle gurur duyar. Türk'ün gücünü gösterdiğine inanır. Hatırlayacaksınız, ne zaman komşu bir ülke ile anlaşmazlık yaşansa, sokaklar dolar ve ordu şuraya, asker buraya diye gösteriler yapılırdı.

Bir başka örnek daha vereyim.

Türk kamuoyu, şimdiye kadar bir başka ülkeye barış gücü yollanmasını, hiçbir zaman bugünkü gibi tartışmamıştır. Aksine, Türk askerinin Afganistan'a veya Bosna'ya gitmesi, bir gurur vesilesi olmuştur. Kimse, BM kararını veya görev tarifini sorgulamamıştır.

Peki ne oldu da, Lübnan'a asker yollanması böylesine bir muhalefetle karşılaştı? Kimler, neden karşı çıktılar?

1. MUHALEFET:

Lübnan'a asker yollanmasına karşı çıkılmasının en önemli nedeni, bu kararın AK Parti tarafından alınması. Ak Parti, 4'üncü yılına giriyor. Uzun süredir hiçbir parti, tek başına iktidar olmadı. Tabii bu durum da, ister istemez bir iktidar yorgunluğu getiriyor. AKP'ye karşı muhalefet giderek artıyor. Seçim öncesinde, ne yaparsa, ne kadar doğru yaparsa yapsın muhalefete çarpıyor. Tartışmaların en önemli bölümü, AKP'nin icraatından kaynaklanıyor. Bu muhalefetin içine, ulusalcılar ve laik kesimlerin önemli bir bölümünü de ekleyebiliriz. Eğer bu parti, Lübnan'a asker yollamasa dahi, yine eleştiri alacak ve yerden yere vurulacaktı.

2. MİLLİYETÇİLER

Bu grup, kendilerinden başka kimseyi düşünmüyor. Lübnan'ı ve dolaylı olarak ABD ve Avrupa'yı "desteklenmemesi gereken ülkeler" listesinde görüyorlar. "Bu ülkeler Kürt sorununda Türkiye'ye hiç yardım etmedikleri gibi, aksine destek dahi vermişlerdir. Dolayısıyla, Türkiye de onlara sırt dönmelidir" görüşü hakim.

3. ULUSALCILAR:

Lübnan'a asker yollanmasını bir ABD-AB komplosu olarak görüyorlar. Türkiye'nin de bu komploya alet olduğunu, AK Parti'nin, seçimler öncesinde Washington'a şirin görünmek için asker yolladığına inanıyorlar.

4. İSLAMİ KESİM:

Olaya farklı bakıyorlar. BM gücü yollanmasını, tamamen Hizbullah'ı silahsızlandırmak, yani yok etmek şeklinde görüyorlar. Başbakan istediği kadar, Hizbullah ile çatışmaya girilmesi veya silahsızlandırılmasının söz konusu olmadığını söylesin, inandırıcı olamıyor. Bu grup, BM Barış Gücü'nü İslam'a karşı bir adıma benzettiklerinden dolayı, ateş püskürüyorlar.

5. TOPLUMUN TEPKİSİ:

Bu grupların dışında, bir de sokaktaki vatandaşın tepkisi var. Hiçbir art düşüncesi, siyasi takıntısı olmadan Lübnan'a asker gönderilmesine karşı çıkıyor. Son dönemlerde, PKK'ya verilen şehitler ve cenazelerinde yaşananlar, toplumumuzu çok rahatsız ediyor. Askerin bir yerlere yollanması, şehitler verilmesi anlamına geldiği için itirazlar yaygınlaşıyor.

Özetlemek gerekirse, Türkiye'nin kafası çok karışık...

* * *

TÜRKİYE'NİN KAFASI ÇOK KARIŞIK...

Türk toplumunun, genelde kafası karışıktır. Ancak şimdiye kadar hiçbir zaman böylesine bir karışıklık yaşanmadı.

Bunun temelinde de, AK Parti'nin kendine özgü dünya görüşü, yeni politika ve yaklaşımları yatıyor. Bu politikaların doğru veya yanlışını tartışmak istemiyorum. İşin o yanı, başka bir yazı konusu.

Dikkat edecek olursanız, toplumun değer yargıları giderek farklılaşıyor. Her kesim adeta başka bir dil kullanıyor.

Acaba, laiklik tehlikeye mi giriyor?

Acaba, Batı düşmanlığı giderek yaygınlaşıyor mu?

Acaba, asker ile siyasi iktidar çatışması olabilir mi?

Öylesine ilginç sorular soruluyor ve öylesine belirsizlikler içinden geçiliyor ki, inanılmaz bir kafa karışıklığı yaşanıyor.

Bu noktaya gelmemizde, toplumdaki değer yargılarının (din, demokrasi, başkasının görüşüne saygı vs. gibi) yerine oturmamasının büyük rolü var. 2007'deki çifte seçimlerin sonucu, bu gidişi belki belli oranda dengeleyecektir. Ancak, yine de geçecek zorlu bir yol var önümüzde. Kalın ve kısa bir yol var.

Hazırlıklı olalım.

* * *

AVRUPA PARLAMENTOSU ABARTIYOR, ANCAK...

Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu, önceki gün Türkiye ile ilgili raporunu onayladı. Bu rapor, ay sonu Genel Kurul'da tekrar ele alınıp oylanacak.

Rapor, Avrupa Komisyonu'nun Ekim sonunda yayınlayacağı yıllık "İlerleme Raporu"nun bir özetidir. Parlamento raporu ile Komisyon raporu arasında çok az bir fark göreceğiz. Bu fark, özellikle limanların açılmaması durumunda, Türkiye'ye nasıl bir yaptırım uygulanacağı konusunda ortaya çıkacak. Parlamento, orta yolu seçti. Komisyon, daha sert bir dil kullanabilir.

Parlamento Dışişleri Komisyonu'nun raporunun bazı bölümleri çok abartılı. Kimin ne aklına geldiyse, kimin Türkiye ile hesaplaşacağı hangi sorun varsa, rapora sokulmuş.

Bu yaklaşıma kızabiliriz. Parlamento'nun kasıtlı hareket ettiğini ileri sürebiliriz. Ancak bir noktayı gözden kaçırmamalıyız. Bu rapordaki tüm eleştirileri, bizim basınımızda bulabiliriz. Her birini, farklı bir gazetenin köşe yazısında veya manşetinde okumuş, bir muhalefet lideri veya bir Sivil Toplum Örgütü'nün açıklamasında görmüşsünüzdür.

Parlamento'yu, inandırıcılığını yitirmekle suçlayabilirsiniz, ancak unutmayalım ki, oradaki tartışmalar, bizim kendi içimizdeki tartışmaların bir yansımasıdır. Avrupa Parlamentosu, ayna rolünü oynamaktadır.

Gelin, bağırıp çağırmak yerine, raporun dikkat çektiği -bizlerin de kabul ettiğimiz- eksiklikleri tamamlayalım. O zaman, Ermeni soykırımı iddialarını kabullenmeye zorlanmak gibi aşırılıkları çok daha kolaylıkla reddedebiliriz.

Özetle, oyunu kurallarına göre oynarsak, sonunda biz kazanırız.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Bosna, Afganistan, Lübnan
HİKMET Çetin saygın bir devlet adamıdır; başa...
Çetin ALTAN
Karga sürüleri, çıplak ayaklar ve Erdek'te mehtap
Herhalde 20-30 yıl olmalı Erdek'e hiç uğramay...
Melih AŞIK
Vatan uğruna!..
Şehit Asteğmen Zeki Burak Okay'ın babası cena...
Fikret BİLA
Muhalefet tezkere sonrasından endişeli
Partisinin grup toplantısında yaptığı konuşma...
Hasan CEMAL
Dünyanın sonu değil!
Son beş günüm yurtdışında geçti. Memleketin h...
Güneri CIVAOĞLU
Türkiye bu mu?
Batı uygarlığında "kiliseler sığınma yerlerid...
Abbas GÜÇLÜ
Yazık oluyor bu çocuklara!
Milli Eğitim Bakanlığı yanlışta ısrar ediyor....
Hurşit GÜNEŞ
Beklentilerin yönetilmesi çok önemli
Dünkü yazımızda enflasyonun temel olarak iç t...
Nail GÜRELİ
Sözcük oyunlarıyla ihanet
Bu yazı yazılırken Türkiye Büyük Millet Mecli...
Sami KOHEN
AB ile krizin ayak sesleri
Türkiye'de dikkatler haftalardan beri Lübnan ...
Hasan PULUR
Meclis kararından sonra...
"LÜBNAN'a asker gönderilmemeli" görüşü, Mecli...
Erdoğan SAĞLAM
İade kaldırılınca oluşacak kayıp indirimle giderilecek
Kurumlar Vergisi Kanunu'nun yeniden yazılması...
Meral TAMER
Vatan için ölmek, meşruiyetini yitiriyor mu?
Daha 2 ay önce, Bingöl'de PKK'nın mayınlı sal...
Ece TEMELKURAN
Başbakan'ın bittiği andır!
Reklamdaki o çocuğun dediği gibi bir cümle ge...
Osman ULAGAY
Varsa yoksa dış kaynak
Ekonomi bürokrasisinde önemli görevlerde bulu...
Güngör URAS
Derdimiz azdı, bir de Lübnan faturası çıktı
Lübnan'a asker göndermenin insani, siyasi boy...
M. Ali BİRAND
Lübnan'ı neden bu kadar tartıştık?
Türk toplumu askeriyle gurur duyar. Türk'ün g...

© 2006 Milliyet